Lavanta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lavanta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2011 Perşembe

Yenilebilir Bahçeler

Yenilebilir Bahçeler



Organik tarımın revaçta olduğu ve özellikle GDO’lu ürünler sebebiyle kimsenin dışarıda satılan meyve sebzelere güveninin kalmadığı dönemde kendi bahçenizde yetiştirdiğiniz sebze, meyvelerin değeri daha da çok artıyor. Bahçesinde ya da terasında balkonunda uygun yeri olanlar kendi yenilebilir bahçelerini oluşturmaya başlıyor.

Yemek yemek bir ihtiyaç olduğu kadar çoğumuz için aynı zamanda bir keyif. Dalından kendi ellerinizle kopardığınız yiyeceklerin hem tadını hem de keyfini çıkarmak ise paha biçilmez bir zevk. Siz de böyle bir zevki tatmak ister misiniz?

Yoğun ve stresli geçen bir haftanın ardından pazar sabahı uyandınız ve tamamen kendi üretiminiz olan domatesi, biberi, salatalığı dalından kopardınız, kahvaltı sofranıza koydunuz. Maydanozlarınızı biçip üzerine limon ağacınızdan topladığınız limonlarınızı sıktınız, taze adaçaylarınızın dalından kopardığınız birkaç yaprağı sıcak suya atıp nefis bir çay hazırladınız. Düşünmesi bile güzel olan bu hayali gerçekleştirmeye başlamak için Mayıs ve Haziran ayları çok doğru bir zaman. Bahçenizin bir köşesinde, balkonunuzda ya da pencerenizin önünde… Nerede, ne büyüklükte olacağı hiç mühim değil. Mümkün olduğunca bol güneş gören, aydınlık, havadar bir alan seçmeniz yeterli. Sonra ne yetiştirmek istediğinize karar vermelisiniz. Domates, biber, salatalık, maydanoz, dereotu, fesleğeni seçerseniz her sene tekrar fide satın almalıya da tohumdan yetiştirmelisiniz. Nane, reyhan, melisa, frenk soğanı, limonotu, rezene ve çilek ise birkere dikildikten sonra kışın bozulsa bile ertesi sene köklerinden tekrar yeşerecektir. Adaçayı, kekik, lavanta, biberiye, defne, limon gibi bitki türleri kalıcı ve uzun ömürlüdür, yaz-kış yeşil kalacaktır.

Ne yetiştirmek istediğinize karar vermekte zorlanıyorsanız size yardımcı olması için bazı ipuçları verelim.
Daha önceden bitki yetiştirme tecrübeniz yoksa yetiştirmesi en kolay olan maydanoz, kekik ve biber ile başlayabilirsiniz. Çok fazla güneş görmeyen bir alanda ise defne, biberiye, nane, dereotu, melisa ve fesleğeni tercih edebilirsiniz. Çok vaktim yok beni çok uğraştırmayacak türleri tercih ediyorum derseniz frenk soğanı, limonotu, lavanta ve limonu deneyin. Seçiminizi yaptıktan sonra dikime başlamak için kaliteli dış mekan bitki toprağına ihtiyacınız olacak. Dikimi bahçenizde yapacaksanız mevcut toprağı iyileştirmek için iyi yanmış koyun gübresi ilave edebilirsiniz. Saksılarda yetiştirecekseniz piyasada satılan bitkisel toprak karışımlarından satın alabilirsiniz. Yeni aldığınız toprakta yeterince besin maddesi olacağından ilk başta gübre ilave etmenize gerek olmayacaktır. Birkaç ay sonra ise organik gübre ilavesi yapabilirsiniz. Kimyasal gübreleri kesinlikle kullanmayın. Saksı seçimi yaparken olabildiğince büyük toprak saksıları tercih edin. Küçük mekanlarda, çilek saksısı denilen üzerinde bir çok delik olan ve çeşit çeşit bitki dikebileceğiniz saksıları kullanabilirsiniz. Pencere önü yetiştiricileri ise klasik dikdörtgen balkon saksılarının mümkün olduğunca geniş ve yüksek olan modellerini kullanabilirler. Kullanacağınız saksıların altında fazla suyun akacağı delikler olmasına çok dikkat edin. Toprak ve saksı hazırlıkları tamamlandıktan sonra dikime başlayabilirsiniz.

Tohumdan üretmek istiyorsanız, tohumları toprağın üzerine seyrekçe serpiştirdikten sonra üzerini ince bir tabaka halinde toprakla kapatıp, elle hafifçe bastırarak sıkıştırdıktan sonra süzgeçli sulama kabı ile sulayabilirsiniz.Tohumlar yeşerinceye kadar toprağı nemli tutmaya dikkat edin.
Fide yetiştirmek istiyorsanız, fidelerinizi çok sık olmamak kaydıyla belli bir düzende toprağa dikmeli ve can suyunu vermelisiniz. Fideleriniz gelişirken nadiren de olsa böceklenme olabilir. Böyle bir durumda kesinlikle kimyasal böcek ilacı kullanmayın. 1 lt suya bir tatlı kaşığı arap sabunu karıştırıp ya da 1 lt suda bir avuç okaliptüs yaprağını kaynatıp püskürterek doğal bir ilaçlama yapabilirsiniz. Havadar ortamlarda mantar hastalığı pek yaşanmaz. Mantarlaşma olmaması için fideleriniz çok sık çıktıysa aralarından seyreltme yapabilirsiniz. Yaklaşık bir ay sonra kendi bahçenizin ürünlerini toplamanın tadını çıkarmaya başlayacak, nerede ve hangi koşullarda yetiştiğini bildiğiniz ürünlerinizi gönül rahatlığıyla yiyebileceksiniz. Yemeklerinize lezzet, hayatınıza renk katacakbol hasatlı günler dilerim.
Peyzaj Mimarı
Tuğba Terzigil
Kaynak: CafeRuj

27 Şubat 2011 Pazar

AROMATİK VE TIBBİ BİTKİLER

AROMATİK VE TIBBİ BİTKİLER


(Adaçayı)

 (Kekik) 

(Nane) 

(Biberiye)

(Lavanta) 

(Oğulotu)

 (Anason) 


(Fesle
ğen)




Doğaya dönüşümün bir slogan haline geldiği günümüz dünyasında tıbbi ve aromatik bitkiler Türkiye'de de önemli bir yere gelmiştir. Türkiye pek çok bitkinin gen merkezi olmasının yanında, bazı endemik türlerin de bulunduğu coğrafik bölgeleri içermektedir.
İnsanlar yüzyıllardan beri hastalıklara karşı elde ettikleri bitkiler ile çare bulmaya çalışmışlardır. Hastalıkları, bitkiler ile tedavi etme yöntemleri oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Bundan dolayı bitkilerin tedavide kullanımı, günümüze kadar devam etmiştir.
Birçoğu tesadüfen, birçoğu da merak sonucu denenerek etkileri anlaşılan doğal ilaçlar, kulaktan kulağa yayılarak herkes tarafından tanınmış ve yıllar geçtikçe daha farklı bitkilerin başka dertlere de deva oldukları anlaşılmıştır. Diğer bir gelişme de bu bitkilerin, beslenmede lezzet, koku, tad verici ve iştah açıcı özelliklerinin anlaşılması ve kullanımının yaygınlaşmasıdır.
Dünyanın gelişmiş ülkeleri özellikle tedavide bitkisel kaynaklara yönelmiş durumdadırlar. Tedavide kullanılan ilaçların önemli bir kısmını doğal kaynaklı ilaçlar oluşturmaktadır. Doğal kaynaklı ilaçların kullanım oranı gelişmiş ülkelerde %60, gelişmekte olan ülkelerde ise %4 civarındadır.
Bugün Türkiye florasında 9000'in üzerinde bitki türü olduğu kabul edilmiştir. Bu bitkilerin 1000 kadarı, ilaç ve baharat bitkileridir.
Dünya'da yaşam standardı yükseldikçe tüketim de artmaktadır. Bu artış, tıbbi ve aromatik bitkiler içinde geçerlidir. Bu bitkilerin tüketim alanı çok geniştir. En önemli kullanım alanı ise ilaç, parfüm, kozmetik, diş macunu, sabun şeker sanayi olup ayrıca baharat olarak tüketilmektedir.
1.1. LATİNCE ADI: Salvia Officinalis
1.2. İNGİLİZCE ADI: Garden Sage
1.3. MAHALLİ ADLARI: Adaçayı, Ayı Kulağı, Misk Adaçayı, Diş Otu
1.4. BİTKİ HAKKINDA GENEL BİLGİ VE ÜLKEMİZDEKİ YAYILIŞI:
Adaçayının bugüne kadar 500 türü tesbit edilmiştir. Bu türler tropik ve subtropik bölgelerde dağınık olarak bulunurlar. Ülkemizde ise yaklaşık 90 kadar salvia türü bilinmektedir. Adaçayları bir ya da çok yıllık, çoğunlukla güzel kokulu, çalı görünüşünde ve tüylü bitkilerdir. Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgelerinde; dağlarda, steplerde, tarım arazileri civarında ve ormanlık sahalarda yetişmektedir. Tıbbi özelliği olan salvia officinalis l. Ülkemizde tabii olarak yetişmemekte, ancak tohumu temin edildiğinde kolaylıkla kültüre alınarak yetiştirilebilmektedir.
1.5. KULLANILAN BÖLÜMLERİ:Kurutulmuş Yaprakları
1.6. SANAYİDEKİ KULLANIM ALANI:
Adaçayı yapraklarının enfüzyonu ilaç sanayinde gargaralar ve şurupların bileşimine girerek boğaz ağrıları ve iltihaplarına karşı kullanıldığı gibi, dezenfekten, antiseptik olarak bunun yanında da mide ve barsak spazmlarını çözücü ilaçların yapımında değerlendirilir. Ayrıca hoşa giden kokuları sebebiyle kozmetik sanayinde de geniş kullanım alanı bulunmakta, özellikle dinlendirici vasıftaki banyo köpüklerinin imalinde kullanılmaktadır. Son yıllarda tedavi edici özelliği olan diğer bitkiler ile karıştırılıp poşet halinde hazırlanan çayları da piyasaya çıkmaktadır. Uçucu yağda bulunan thujol zehirli bir madde olup; düşük dozlarda titreme ve halisünasyon yüksek dozlarda da saraya benzer titremeler akabinde uyuşukluk ve bitkinlik şeklinde etki ettiğinden günlük maximum doz önemli olup, genellikle enfüzyonu kullanılır.
1.7. HALK ARASINDAKİ KULLANIMI:
Halk arasında çay gibi demlenerek (enfüzyonu) boğazdaki iltihaplanmalar, yorgunluk, sinir zafiyetine karşı kullanılır. Ayrıca balve sirke ile karıştırılarak ruhi depresyonlar, şiddetli soğuk algınlıkları ve bazı kadın hastalıklarına karşı kullanılmaktadır. İshal kesici ve iştah artırıcı olarak da faydalanılmaktadır.
1.8. DROG OLARAK ÖZELLİKLERİ:
Yatıştırıcı, midevi idrar söktürücü, terletici, dinlendirici, ağız ve boğazlarda antiseptik, dezenfektan özellikleri vardır. 
1.9. VERİM:
Avrupa'da yeşil-yaş herba verimi, ilk yılda 300-400 kg/da ikinci ve üçüncü yıllarda 800-1200 kg/da arasındadır. Ege bölgesinde yapılan bir denemede ilk sene 862 kg/da ikinci sene 2141 kg/da üçüncü sene, 2384 kg/da yeşil herba elde edilmiştir. Gübre verilmeksizin yapılan üretimden ise 1238 kg/da; 5 kg/da azot verilince 2333 kg/da;10kg/da azot verilince 3481 kg/da yeşil herba alınmıştır. (ilisulu -1992)
1.10. DIŞ TİCARETİ:
Doğada kendiliğinden üreyen adaçayları, toplanıp pazarlanır, alım satımı yapılır. Halen batı ve güney illerimizde en çok olmak üzere hemen hemen tüm baharatçılarda satılmaktadır. Fransa, Almanya, A.B.D ve diğer bazı ülkelerde üretimi yapılmaktadır. Günümüzde en çok doğal yetişen adaçayları tüketilmektedir.
İHRACAT MİKTARI:
YILLAR
MİKTAR (KG)
DEĞER ($)
1997
720. 550
1. 604. 405
1998
923. 325
2. 103. 571
1999
1. 114. 728
2. 357. 601
İTHALAT MİKTARI:
YILLAR
MİKTAR (KG)
DEĞER ($)
1997
195. 656
278. 475
1998
287. 497
401. 738
1999
218. 710
298. 902
2.1. LATİNCE ADI: Thymus Sp.
2.2. İNGİLİZCE ADI: Garden Thyme
2.3. MAHALLİ ADLARI: Yabani Kekik, Sater Otu, Nemamul Otu.
2.4. BİTKİ HAKKINDA GENEL BİLGİ VE ÜLKEMİZDEKİ YAYILIŞI:
Çalı ya da çalımsı görünümde ve kokulu olan kekikler (labiatae) lamiaceae familyasının dünya üzerinde 40 türle temsil edilen bir cinstir. Genellikle derin olmayan gevşek, ılımlı, humuslu ve kalkerli toprakları seven bu bitkiler Avrupa ve Asya'da, akdeniz bölgesinde, kuzey Afrika'dan habeşistan' a kadar uzanan yerlerde ve kanarya adalarında bulunmaktadır. Ülkemizde ise yaklaşık olarak 35 kadar kekik türü 1500 m rakıma kadar olan yerlerde ve yaylalarda yaygın olarak bulunurlar. Bu türlerden bir kısmının endemik olduğu literatürde yer almaktadır.
Ülkemizde 14 adeti endemik olarak yetişen 37-40 arasında tür mevcuttur. Thymus vulgaris, (adi kekik, kekik, büyük kekik, sater) ülkemizde doğal olarak
Yetişmez. Thymus serpyllum (kır kekiği, yabani kekik, kekik, sater) ülkemizde, Asya ve Avrupa'da yaygındır. Ülkemizde yaygın olduğu yerler: Bursa, İzmit, Doğu Karadeniz, Kayseri' dir. Thymus longicaulis sp. Chavbardii var. Antelyensis, Antalya'da yetişen endemik taksonlardan'dır. Beyaz kekik batı ve Güney Anadolu bölgesin' de kurak yerlerde yetişir.
YABANİ KEKİK: Akdeniz bölgesi ve Anadolu' da pek çok varyetesi var.
İZMİR KEKİĞİ YADA PEYNİR KEKİĞİ: Batı ve Güney Anadolu genel yayılış sahasıdır.
İSTANBUL KEKİĞİ YADA MERCAN KÖŞK: Ender olarak da eşek kekiği olarak anılır. Trakya ve Batı Anadolu genel yayılış sahasıdır.
BEYAZ KEKİK: Güney ve Batı Anadolu'da bilhassa Manisa ve Muğla civarında yayılış gösterir.
2.5. KULLANILAN BÖLÜMLERİ: Dallı Çiçekli Tepe Ve Yaprakları
2.6. SANAYİDE KULLANIM ALANI:
İlaç sanayinde antiseptik imalatında kullanıldığı gibi bronşlardaki koyu kıvamlı salgıyı sıvılaştırdığından öksürük şuruplarının bileşimine girer. Antibiyotik etki olarak mikroorganizmaların üremesini geciktirdiği veya tamamen durdurduğu için, ağız antiseptiği olarak gargara yapımında faydalanılmaktadır. Derideki mantar hastalıklarına karşı inhibör etkisi olduğundan, mantar ilaçlarının bileşiminde de yer almaktadır. Kimya sanayinde ise değerli bir kimyasal madde olan timolun elde edilmesinde kullanıldığı gibi parfümeri ve kozmetik sanayinde de banyo köpüklerinin yapımında ve problemli ciltlerin tedavisinde kullanılmaktadır.
2.7. HALK ARASINDA KULLANIM ALANI:
Kekiklerin çiçekli dal ve yaprakları halk arasında çay gibi demlenerek içilmek suretiyle kandevarınını düzenleyici, rahatlatıcı etkisinden faydalanılmaktadır. Ayrıca kansızlık, boğmaca, kellik, diş ve mide ağrılarında uyuz, nefes kokması, lumbago, barsak parazitlerinin ve gazlarının giderilmesinde, romatizma ile bazı kadın hastalıklarında tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Kekik türlerinden çeşitli et yemeklerinde baharat olarak da faydalanılmaktadır.
2.8. DROG OLARAK ÖZELLİKLERİ:
Dolaşım uyarıcısı, antispazmatik, idrar söktürücüdür. Düşük dozlarda kullanıldığında balgam söktürücü, yüksek dozlarda alındığı taktirde antiseptik ve bazı barsak kurtlarını düşürücü etkisi vardır.
2.9. VERİM
Kekik o yıl ekilmiş ise ilkbahar da biçim yapılmaz. Böylece az verim alınır. Orta Avrupa koşullarında ilk yıl 100-150 kg/da, ikinci yıl 200-450 kg/da kuru herba, 1000-1800 kg/da yaş herba alınmaktadır. Üçüncü yıl verim azalır. Genelde 3 yıl için üretim yapılır. (İlisulu'dan Ceylan 1981)
2.10. DIŞ TİCARETİ:

16 Ocak 2011 Pazar

Lavanta

Lavanta
Latince:Lavandula angustifolia
İngilizce:Lavender
Almanca:Lavander
Özellikleri:Genel karaciğer şikâyetlerine karşı ● karaciğer yetmezliğine karşı ●kronik karaciğer enfeksiyonuna karşı ● karaciğerin rejenerasyonuna karşı ● hepatit-B ve hepatit-C ye karşı ● saç dökülmesine karşı ●vitiligo önleyici ● sedef ve ileri yaşlarda deride oluşan yaşlılığa bağlı lekelere karşı önleyici ● sakinleştirici ve rahatlatıcı (sedatif) ● doğum sonrası perineal ağrılara karşı ● uykusuzluğa karşı

Lavanta tarih boyunca hep süs bitkisi olarak değerlendirilmiştir. Ülkemizde de özellikle Akdeniz Bölgesi’nde süs bitkisi olarak yetiştirilen bir bitkidir. İngiliz ve Amerikan mutfağında bazı etli yemeklere sosun içerisine taze lavanta çiçekleri ve körpe olan lavanta yaprakları ilave edilir. Lavanta sosa mükemmel bir aroma kazandırır. Kendine has hoş kokusundan dolayı parfümeri ve kozmetik endüstrisinde de kullanılmaktadır. Kokulu sabunların, şampuanların ve parfüm endüstrisinin vazgeçilmez bitkisidir. Ayrıca, birçok dondurma çeşidine o mükemmel aromayı veren lavantadır.
 
Hemen hemen herkes onun hoş kokusunun sadece çiçeklerinde olduğunu zanneder. Halbuki yaprakları ve yaprak sapları da o muhteşem kokuya sahiptir. İlaç sanayi, bazı ağır kokulu tabletlere lavanta ilave eder. Bunun sebebi tabletin itici ağır kokusunu düzeltmek içindir.
 
Lavantanın çiçekleri ve yaprakları birbirlerinden tamamen farklı özellikte etkin maddeler içermektedir. Rahat ve sakin bir uykuyu sunan güç, lavantanın ağırlıklı olarak çiçeklerinde değil, yapraklarında ve gövde saplarında saklıdır.
 
Lavantanın, antik çağlarda antiseptik olarak kullanıldığı bilinmektedir. Birinci Dünya Savaşı esnasında yaralanan askerlerin yaraları hastabakıcılar tarafından lavanta suyuyla dezenfekte edilmekteydi. Doksanlı yılların başlarında bazı araştırmacılar lavantanın sedatif (teskin edici, dinlendirici) ve analjezik (ağrı kesici) özellikleri olduğuna dair makaleler yayınladılar. Ancak, benim araştırmalarımda gördüğüm en önemli iki özelliği karaciğer metabolizmasının sağlıklı çalışması üzerindeki olumlu etkisiyle hepatite ve saç dökülmesine karşı kullanımıdır.
 
Lavanta genel karaciğer rahatsızlığı veya karaciğer yetmezliği şikâyeti olanların imdadına yetişen bir bitkidir. Lavanta kürü, sirozdan veya alkolden dolayı zarar görmüş karaciğer hücrelerinin rejenerasyonunda (tekrar yenilenmelerinde) veya bu hücrelerin tekrar sağlıklı bir şekilde çalışmaya başlamalarında öylesine etkilidir ki, kürü uygulayan hastaların kısa zamanda almaya başladıkları başarılı sonuçlar herkesi şaşırtmaktadır. Karaciğer metabolizmasının çalışmasını belirleyen analiz sonuçlarını “lavanta kürü kullanılmadan önce ve kullanıldıktan sonra” şeklinde mukayese ederek, nasıl olumlu yönde bir düzelme olduğunu gözlemek mümkündür. Lavantanın bu özelliğinden dolayı yerini doldurabilecek başka bir bitkiyi henüz tanımıyorum.
 
Hepatit-B ve hepatit-C hastalarının da uygulayabilecekleri lavanta kürü, karaciğer enzimlerini düzelterek hepatit-B ve hepatit-C virüslerinin aktive olmasına (güçlenmesine) karşı karaciğer metabolizmasını güçlendirecektir. Kısaca, bu kür karaciğerin bağışıklık sistemini öylesine güçlendirmektedir ki, her iki virüsün de aktive olmasını çok büyük oranda baskılayabilmektedir. Böylece de karaciğer hücre yıkımına engel olabilmektedir. Karaciğer hücre yıkımının giderek azaldığını, ALT ve AST karaciğer enzim değerlerinin kandaki seviyelerindeki düşüşle gözlemek mümkün olmaktadır. Çok sayıda hekimden aldığım e-mail, faks ve telefonda lavantanın hepatit-B ve -C virüslerine karşı “baskılayıcı”ifadesine karşı daha açıklayıcı yorum getirmem istenmiştir. Kendilerine bu konudaki duyarlılıklarından dolayı teşekkür ederim. “Baskılayıcı”kelimesini seçmemdeki sebep, günümüzde bu virüslerin vücuttan tamamen atılabilmesi için henüz kesin bir tedavi yönteminin olmamasından kaynaklanmaktadır.
 
Hepatit kronik döneme girmemişse, yani kronikleşmemişse, lavanta kürüyle virüsü tamamen vücuttan uzaklaştırma şansı yüksektir. Lavantada da çok sayıda antiviral etki gösteren etkin madde mevcuttur. Lavanta kürüyle çok kısa zamanda bu virüslerin faaliyete geçmesi durdurulabilmektedir. Yüksek olan karaciğer enzimleri de (ALT, AST, ALP ve GGT) kısa zamanda kontrol edilebilmekte ve normal değerlerine gelebilmektedir. ALT ve AST değerlerinin yükselmesiyle karaciğer hücrelerinin zarar görmesi doğru orantılıdır. Yani, ALT ve AST değerleri ne kadar yüksekse karaciğer de o kadar olumsuz etkileniyor demektir. Bu konuda sizleri en iyi aydınlatacak olan hekiminizdir. Hekiminize danışmayı ihmal etmeyiniz.

Kür 1: Karaciğer yetmezliğine, hepatit-B ve hepatit-C’ye karşı
Kaynamakta olan bir buçuk su bardağı suya bir tatlı kaşığı (yaklaşık iki gram) lavantayı atınız ve dört dakika kısık ateşte demleyiniz. Demleme işlemi tamamlandıktan sonra sıcakken süzünüz. Onbeş gün boyunca her gün akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu ılık olarak içiniz. Her defasında (her kullanımda) taze olarak hazırlanması şarttır. Bir gün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. Kolay olsun diye bir kaç günlük hazırlayıp buzdolabında koruma altına almayınız. Hiçbir şekilde damak tadına uygun olsun diye, içerisine şeker veya benzeri hiç bir katkı ilave etmeyiniz. Onbeş günlük ilk kür tamamlandıktan sonra rahatsızlığın seyrinegöre haftada üç-dört defa, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı içmeye devam ediniz. Karaciğer metabolizması sağlıklı çalışmaya başladıktan sonra kür sonlandırılmış olur.
 
Her sağlıklı insanın yılda bir defa onbeş günlük lavanta kürünü uygulamasında çok büyük faydalar vardır. Karaciğer yetmezliği şikâyeti olanların, hepatit-B veya hepatit-C virüsü ile yaşamak zorunda olanların zaman zaman lavanta kürünü uygulamalarında çok büyük faydalar vardır.
 
Kür 2: Saç dökülmesine karşı
Bir tatlı kaşığı lavantayı 750 ml kaynamakta olan suya ilave ediniz. Yaklaşık beş dakika yüksek sıcaklıkta (kaynama noktasına yakın) demleyiniz. Demleme tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz ve ılıkken süzünüz.
 
Eğer saçlarınız temizse demlediğiniz lavanta suyuyla saçlarınızı yıkayınız ve yarım saat etki ettiriniz. Yarım saat etki ettirdikten sonra sadece suyla durulayınız. Eğer saçlarınız kirliyse ve çok yağlanmışsa önce sabun (tabii yeşil sabun) veya şampuanla yıkayınız. Sonra demlenmiş lavanta suyuyla yıkayarak, yarım saat etki ettiriniz. Daha sonra sadece suyla durulayınız. Saç dökülmesi durana kadar haftada bir-iki defa uygulanır. Saç dökülmesi durduktan sonra önleyici amaçlı olarak zaman zaman uygulanır. Eğer saçlarınızda kepek varsa veya saçlarınıza parlaklık ve canlılık kazandırmak istiyorsanız bunun için çözüm ısırgandır (bakınız: Isırgan)
 
Kür 3: Ciltdeki sivilce ve lekelere karşı
Tüketim ve uygulama şekli Kür 1’in aynısıdır. Sadece hazırlama şekli farklıdır. Demleme süresi on dakika olmalıdır. On dakika demlendikten sonra ılımasını beklemeden süzülmelidir. İçilecek olan miktar bir su bardağıdır.
 
  
Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar varsa mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle bilmeniz gereken nokta, kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikâyetiniz ne olursa olsun, bu kitaptaki bilgilerle kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.
 DİKKAT: Lavanta, bazı hastalarda tansiyonu yükseltebilir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
back to top