şifalı bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şifalı bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2019 Çarşamba

HİBİSKUS HAKKINDA

Hibiskus (Hibiskus Sabdariffaun) ülkemizde yöreden yöreye farklı adlarla anılır, bunlar arasında amber çiçeği veya gülhatmi en çok kullanılanıdır.  
Hibiskus bitkisi kan şekerinin ve yüksek tansiyonun dengelenmesinde yardımcıdır. Bununla da kalmayıp iyi huylu kolesterolün yükseltilmesinde de yardımcı olabilmektedir. Hibiskus iyi bir yardımcıdır, kesinlikle bir ilaç olarak değerlendirilmemelidir. 
Şeker hastaları hekimlerinin önerdikleri ilaçlarını almalıdır.

Güçlü bir antioksidan

Hibiskusun aynı zamanda güçlü bir antioksidan olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Değerli okuyucu, tüm sebze, meyve ve bitkilerde antioksidan özelliği olan birkaç etkin madde mutlaka vardır. Antioksidan özellikli etkin madde içermeyen bitki yoktur. Ancak, bazılarında güçlü antioksidan etki bulunmaktadır.   
Hibiskusun hemen hemen tüm renkte olanlarını bulmak mümkündür. Mavi, beyaz, kırmızı, turuncu, beyaz-kırmızı ve diğer renk kombinasyonları olan hibiskuslar vardır. En makbul olanı koyu kırmızı renkli olanıdır. Kür amaçlı ve kurutulmuş olarak satın alacağınız koyu kırmızı renkli hibiskusların, önce bir parça tadına bakınız. Eğer dilinizin üzerinde ekşi tat bırakmıyorsa satın almayınız. Ya raf ömrünü doldurmuştur, ya da uygun toprakta yetişmemiştir. 
Tüm bunların dışında koyu kırmızı renkli çiçeklerinin mutlaka en alt taç yapraklarının bulunduğuna dikkat ediniz. Bu taç yapraklar özellikle akciğer kanseri ve diyabet hastaları için kullanılması gereken en önemli kısımlarıdır.

Demir deposu

Akciğer kanserine yakalanma riski taşıyanların hibiskus kürünü ihmal etmemelerini, yılda en az üç-dört kez uygulamalarını öneririm.  
Hibiskus bir demir deposudur. Toprağın içerisinde bulunan demiri ve magnezyumu adeta emer ve bünyesinde depolar. Birkaç yıl sonra yetiştiği toprakta demir ve magnezyum kalmaz. Demiri  azalmış veya tükenmek üzere olan toprakta yetişen hibiskus bitkisinin tıbbi amaçlı kullanılmasında fayda yok denecek  kadar az olur.  
Hibiskus içerdiği zengin magnezyumdan ve de malik asitten dolayı güçlü bir laksatiftir. Bağırsaklarda oluşan gazın alınmasında etkilidir. Şişkinlik şikâyeti çekenlerin yardımcısıdır. Eğer kür olarak toprağında magnezyum ve demir oranı azalmış olan hibiskusu kullanıyorsanız yukarıda belirtmiş olduğum özelliklerinden yeteri derecede istifade edilemiyor demektir.  
Demir oranı düşük olan toprakta yetişen hibiskusun hasat edilmemesi ve kür olarak kullanılmaması gerekir. Çünkü onun şifa gücü zayıflamıştır veya kaybolmuş demektir.   
Akciğer kanserine yakalanmış hastaların da günde en az iki bardak hibiskus çayı içmelerinde çok büyük faydalar vardır. Ancak, günde üç bardağı geçmemelidir.

DİKKAT
Hibiskus bitkisi ağırlıklı olarak taç yapraklarından anthocyanin grubu etkin maddeleri bol miktarda içerdiği için  guatr ve tiroid şikayeti olanların kullanmaması gerekir. Unutmayın, anthocyanin’ler goitrogenik özelliklidir. Goitrogenik, “guatra neden olan” demektir.
Soğuk algınlığında veya ateş düşürücü olarak yardımcıdır. Bu durumlarda, hibiskus bitki çayının günde bir-iki defa hazırlayıp içmek faydalıdır. Hibiskus bitki çayı hem antiseptik hem de antibakteriyeldir.
Damar sertliği (atherosklerozis) şikâyeti olanlar için mükemmel bir yardımcıdır. Zaman zaman uygulanacak hibiskus kürüyle, damar sertliğine karşı önleyici kür uygulanmış olur.

DİKKAT
Hibiskus bitkisinin en güçlü özelliklerinden biri de topraktaki metalleri depolama potansiyelidir. Ağır metal içeren topraklarda yetişmekte olan hibiskusların kullanılmaması ve hasat edilmemesi gerekir.
Wilson hastalığı
Ender rastlanan Wilson hastalığının karaciğer, kornea, böbrekler, iskelet sistemi ve diğer organlarda yoğun bakır birikimine bağlı olduğu bilinmektedir. Vücuttan bakır atılmasına yardımcı olacak etkin maddeler, hibiskus çiçeğinin en alt taç yapraklarında bulunur. Hibiskus toplanırken, çiçeklerinin en alt taç yaprakları hiçbir işe yaramaz diye atılır. Halbuki nimetin hikmeti bu konuda çiçeğin en alt taç yapraklarında saklıdır.

Dikkat!
Wilson hastaları kesinlikle klorlu su içmemeli ve kürlerini de klorlu suyla hazırlanmamalıdır.
Kansızlık şikâyetinde kürü etkili değil
Demire bağlı kansızlık şikâyeti olanlar, bu satırları okurken, “Hemen kürünü uygulaya-yım” diyecektir. Hibiskusun demir bakımından zengin olduğu doğrudur. Ancak, kürünü yaparak içeriğindeki demiri vücudumuza kazandırmamız mümkün değildir. Çünkü hibiskusta bulunan metal tutucu özellikli etkin maddeler, içerdiği demiri almamıza engel olur. 

Dikkat!
Hekiminiz demire bağlı anemi tedavisi önermişse, hibiskus çayı veya kürü uygulamayın.
GÜNÜN KÜRLERİ
Akciğer kanserini önleyici
Yaklaşık 150 ml (bir su bardağı) kaynamakta olan suya bir yemek kaşığı ilave edilir. Kısık ateşte üç dakika demlenir ve üçüncü dakikadan sonra ocağın altı kapatılarak ılıyıncaya kadar bekledilir. Ilıyınca süzülür. Yavaş ve yudum yudum içilir. 10 gün müddetle günde iki kez, öğleden önce ve öğleden sonra olmak üzere içilir. Her defasında taze hazırlanmak zorundadır. Üç ayda bir kez, 10 günlük kür tekrar edilir.
Wilson hastaları
Yaklaşık 150 ml (bir su bardağı) kaynamakta olan suya bir yemek kaşığı ilave edilir. Hafif ateşte üç dakika demlenir ve ocağın altı kapatılarak ılıyana kadar bekletilir. Ilıyınca süzülür. Yavaş ve yudum yudum içilir. 15 gün müddetle günde üç kez, öğleden evvel, öğleden sonra ve akşam yatarken olmak üzere içilir. Her defasında taze hazırlanmak zorundadır. İki ayda bir kez, 15 günlük kür tekrar edilir.
Dikkat Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.


kaynak: milliyet

18 Kasım 2013 Pazartesi

BAHARATLAR ŞİFALI OTLAR ÇAYLAR TIBBİ BİTKİLER

BAHARATLAR ŞİFALI OTLAR ÇAYLAR TIBBİ BİTKİLER Sistematikçilerin bildirdiklerine göre,bugün dünyada tanımı yapılmış 375.000 adet bitki bulunmakta yeni ilavelerle bunun 500.000 e ulaşmış olabileceği tahmin edilmektedir.
TIBBİ BİTKİLERİN KISACA TARİHİ Bu bitkilerin ancak 20.000 civarında bir adedin den insanoğlunun yararlandığı söylenmek tedir ve bunların literatürlere göre ,ancak 500 kadarının tarlavari üretimi yapılmaktadır.
İnsanların Bitkilerde hastalıkların iyileştirilmesi amacıyla tıbbi olarak yararlanmaya başlaması çok eskilere dayanır.Eski Çin,Hindistan,Mısır,İran,Yunanistan,Bazı Avrupa ülkeleri nde çok eskiden beri bitkilerin hastalıklara karşı iyileştirici etkileri olduğu inancı mevcuttur.Tıbbi bitkiler hakkında bilinen en eski kitabın, eski Çin hükümdarı SHIN NONG tarafından M.Ö. 3700 yıllarında yazıldığı belirtilmektedir .Aslında bir hekim olan SHIN NONG bu kitapta 200 den fazla bitkiden sözetmektedir.Eski mezar yazılarından anlaşıldığı üzere Eski Mısırlılar M.Ö.3700 yıllarında bitkisel droglardan faydalanmışlardır.Saba melikesinin zenginliğinide tıbbi bitkiler ve baharat ticareti yapılan yolu elinde bulundurmasına ve bu ticaretten yüksek vergiler almasına borçlu olduğu söylenmektedir.

Babilliler M.Ö. 6.-7. yüzyıllarda ayinlerinde kullanırlardı.Mısırda Papyrus tarafından M.Ö.1550 yıllarında yazılan rölelerde 875 respect bulunmakta burada hastalıklar ve bitkilerle nasıl tedavi edilecekleri anlatılmaktadır.Yunanistanda M.Ö.470-500 yıllarında Hipokrat döneminde tıbbi bitkiler konusunda büyük adımlar atılmıştır.İlk geniş eser Aristotales tarafından Bitkilerin teorisi adlı eserle M.Ö 3.-4. yüzyıl başına rastlar.
Daha sonra Theoprast farmakoloji ile ilgilenmiş.ve Yunanlı Dioskorides M.Ö.77-78 de yazdığı 5 ciltlik Materia Medica adlı eserinde o döneme ait birçok bitkisle drogdan sözetmektedir.Romalı Plınıus historie naturelle adlı 37 ciltlik eserinin 12 cildini tıbbi bitkilere ayırmış,burada 1000 e yakın bitkiden sözetmiştir.
M.S. Bergamada doğan Galen inde 20 ye yakın preparat hazırlama konusunda eseri bulunmaktadır.Ki bunlardan dolayı farmazinin babası olarak anılmaktadır.Avrupada tarikatların ve papaz okullarının bahçelerinde tıbbi bitki tarımı yapılmıştır.Daha sonra afaroz edilen bir grup bilimadamı İran a giderek tıp ilmini oraya taşımışlardır.Bu dönemden sonra Ebu Bekir El Razi bir tıbbi bitkiler listesi hazırlamış,Bu dönemde İbni Sina da 5 ciltlik Canon Medical diye tanımlanan eserini yazmıştır.1200 yıllarında yaşayan Ziyaeddin El Baytar da bu alanda eserleriyle katkı sunmuştur.

Günümüzde 20.00 kadar bitkiden tıbbi olarak yararlanılmaktadır.Ve bunların çoğu doğal floradan toplamak şeklinde tedarik edilmekte,çok az bir kısmı tarlavari yöntemle üretilmektedir.(Prof.Dr.Ayhan Ceylan E.Ü.Ziraat Fakültesi 1995

TIBBİ BİTKİLERİN KULLANIMITıbbi bitkilerin Kullanım alanları: baharat ,ilaç sanayi,meşrubat, parfüm, sabun, şekerleme, kozmetik, diş macunu , çiklet, şifalı ve dinlendirici çay imalatı ,esans aroma, vb gibi.
Kodeksler :Her ülkenin kendi gereksinimlerine göre hazırladığı,ilaç ilkel maddelerinin özellikleri,hazırlanışı,sağlık muayenesi,etken madde miktarı tayini,kullanılacak miktarı,saklanması ve diğer konularda bilgi veren resmi bir kitaptır.(Prof.Dr.Ayhan Ceylan E.Ü.Ziraat Fakültesi 1995)

Kaynak:http://www.bahce.biz/baharat.htm

13 Ekim 2012 Cumartesi

Derde deva bitkiler.


Hangi bitki hangi derde deva


“Boğa dikeni” öksürük kesici, idrar arttırıcı ve iştah açıcı olarak, “kuş ekmeği”nden yapılan çay kanamaları durdurmada ve idrar yolları enfeksiyonlarında etkin bir şekilde kullanılıyor. “Boy otu”ndan, modern bitkisel tedavilerde bağırsak çalıştırıcı, bronşit ve boğaz ağrıları ile mide sorunlarını çözmekte yararlanılıyor.


“Mutfaktaki Yaban” adlı kitapta sağlıktan mutfağa ve sanata kadar bir çok alanda kullanılan bir kısmı zaten hayatımızda olan, bazılarını görmemize rağmen bilmediğimiz, kiminiyse hiç tanımadığımız Anadolu'nun yenen 89 farklı otu tanıtılıyor.

Kitapta otun tanımından ne şekilde yararlanılacağına, otların nasıl toplandığından onları saklama ve pişirme yöntemlerine kadar bir çok bilgi yer alıyor. Acı bakla, akyıldız, bambul, dağlama, gıvışgan otu, ıspıt, maydanoz, kekik, mürdümük, hindiba, yabani marul gibi çok bilinen ya da hiç bilinmeyen 89 otun ayrıntılarıyla anlatıldığı kitap Tijen İnaltong tarafından kaleme alınmış.

Kitapta verilen bilgilere göre, biberiye ve defne yıl boyu yeşil kalırken semizotu sadece yaz aylarında çıkar, ısırgan yazı değil kışı sever, su teresi, su kazayağı gibi otlar sulak yerlerde yetişmek ister, ebegümeci, labada, kuşyüreği, kuş ekmeği hemen her yerde yetişir, özel ilgi beklemez. Kekik, adaçayı, nane, tarhun, fesleğen, kişniş, maydanoz, dereotu, roka, tere tohumunu ekip gerektiği gibi suladığınızda, yıllarca yemeklerinize, salatalarınıza renk ve sağlık katar.

“Mutfaktaki Yaban”da her otun ayrıntılı tanıtımından önce hikayeleri anlatılıyor. Bu hikayeler, insanların etrafında gördüğü çoğu zaman farkına bile varmadığı otların hayatta nasıl bir önem taşıdığını anlatıyor.

Hikayelerin ardından gelen her bir otun ayrıntılı tanıtımını, nasıl yetiştirilebileceğini, mutfakta ya da daha farkı amaçlarla nasıl kullanılabileceğini anlatan açıklamalar otların kendi ağızlarından okuyuculara anlatılıyor.

Otlara nerelerden ulaşabileceği, hangisinin yenilebileceği, saklamak için kullanılabilecek farklı yöntemleri, pişirmenin türlü yolu, sofraya lezzet katacak sosları, reçellerin hangi otlarla hazırlanabileceğinin de öğrenilebileceği kitap üç bini Türkiye ve Ege Adaları'nın endemik bitkileri olmak üzere on bin kadar bitki türüne ev sahipliği yapan Anadolu topraklarının sunduğu nimetleri görmek için de bir fırsat sunuyor.

Yazar İnaltong, kitapta birçok insan için otsu görünümdeki feesleğen, maydanoz gibi bitkileri tanımlamak içiin kullanılan “ot”un aslında ufacık mantarlardan kozalaklı bitkilere kadar bitki krallığının büyük bir bölümünü kapsadığını, yararlı otsu bitkiler arasında yosun, eğreltiotları hatta alglerin bile bulunduğunu belirtiyor. İnaltong, bu otların ortak özelliğinin faydalı bir kimyasal madde içermesi olduğunu ifade ediyor.

Türkiye'de otların Ege Bölgesi'nde Anadolu'nun diğer bölgelerine kıyasla çok daha zengin bir o toplama-kullanma geleneği olduğundan bahseden yazar Tijen İnaltong, bitkilerden genel olarak tedavi alanında, besin kaynağı, baharat, çay, sakız, maya, hayvan yemi, kuluçka tavuklarına yatak, yakacak, yapıştırıcı, boyar bitki olarak yararlanıldığını anlatıyor.



OTLAR NASIL SAKLANMALI

Kitapta dalından koparılan otların kısa zamanda kullanılması ya da daha sonra kullanmak üzere işlenmesi gerektiğinin altı çizilerek, bunun için var olan çeşitli yöntemler şu şekilde sıralanıyor:

Kurutmak: Aromatik otlar genellikle küçük demetler halinde, serin, gölge ve havadar yerlerde baş aşağı asılarak kurutulur. Kekik, nane gibi çabuk kuruyabilen bitkiler pamuklu bezlerin üzerinde de kurutulabilir. otlar tamamen kuruduğunda ayıklayıp temiz kavanozlara veya bez torbalara koyun. bu halde altı ay kadar tazeliklerini korur. ancak saklarken de serin, gölge ve kuru yerleri tercih edin.

Dondurmak: Özellikle her mevsim bulunmayan otlar ufak buz küplerine pay edip dondurarak da saklanabilir. Ancak bu otlar çiğ olarak değil yemeklerde kullanmak üzere dondurulabilir. Örneğin frenk soğanı, kereviz sapı, tarhun, kişniş gibi otlar üzerleri suyla doldurularak buzluğa konabilir. Veya arapsaçı, madımak, ısırgan, yabani kuşkonmaz, köremen gibi pek çok ot mevsiminde bolca alınıp, ayıklanıp doğrandıktan sonra kendi suyunda pişirilip hacmi azaltılarak, soğuduktan sonra da buzdolabı poşetlerine pay edilerek dondurulabilir.

Diğer Saklama Yöntemleri: Kitaba göre kimi otlar sirke, fesleğen, kişniş, tarhun gibi kimi otlar da zeytinyağı gibi koruyucu maddelerin içinde saklanabilir. Yapılması gereken ise otu iyice yıkayıp duruladıktan ve suyundan tamamen arındırdıktan sonra kavanozlara doldurmak ve üzerine sirke veya zeytinyağı doldurup serin ve gölge bir yerde saklamak.

Otlar çiğ olarak yenilebildiği gibi turşusu yapılabiliyor, haşlanıyor, tütsüleniyor, kızartılıyor, fırında pişiriliyor.

HANGİ BİTKİ NEYE İYİ GELİR

Kitapta yer alan ayrıntılardan biri de bitkilerin hangi hastalıklara iyi geldiği.

“Boğa dikeni” öksürük kesici, idrar arttırıcı ve iştah açıcı olarak kullanılıyor. Cinsel gücü arttırdığına inanılan bu bitkiden aynı zamanda kanı temizlemek, kalp ve damar hastalıklarını gidermek için de yararlanılıyor.

Tıbbi olarak binlerce yıldır kullanıldığı belirtilen “boy otu”, günümüzde de modern bitkisel tedavilerde bağırsak çalıştırıcı, bronşit ve boğaz ağrıları ile mide sorunlarını çözmekte birebir.

Günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan “günlük” bitkisi de Ege'de tıbbi olarak kullanılıyor. Balsamından bir parça tavada ısItılıp buharına tutulan pamuğun öksüren birinin göğsüne konulduğunda kişiyi tedavi ettiği söyleniyor.

Kuş ekmeğinden yapılan çay ise kanamaları durdurmada tansiyon düşürmede etkin olarak kullanıldığı gibi idrar yolları enfeksiyonlarında mide, böbrek ve rahimle ilgili rahatsızlıklarda etkili. Bitkinin tohum ve yapraklarından yapılan çay doğumlarda rahim büzücü olarak, kuru yaprakları basur ve dizanteri tedavisinde, tohumlanma dönemindeki toprak üstü kısımları da adet kanamalarını düzenlemede ve burun kanamalarını durdurmada etkili.

Akdeniz Bölgesinde yaygın olarak kullanılan “sumak” da geçmişte İbni Sina tarafından çeşitli hastalıkları iyi etmede kullanılmış. İshale, ağız yaralarına, basura, göz hastalıklarına, şeker hastalığına iyi gelen sumakın meyveleri de zengin bir A vitamini deposu.


A.A.

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Hangi bitki hangi derde deva


Hangi bitki hangi derde deva


“Boğa dikeni” öksürük kesici, idrar arttırıcı ve iştah açıcı olarak, “kuş ekmeği”nden yapılan çay kanamaları durdurmada ve idrar yolları enfeksiyonlarında etkin bir şekilde kullanılıyor. “Boy otu”ndan, modern bitkisel tedavilerde bağırsak çalıştırıcı, bronşit ve boğaz ağrıları ile mide sorunlarını çözmekte yararlanılıyor.


“Mutfaktaki Yaban” adlı kitapta sağlıktan mutfağa ve sanata kadar bir çok alanda kullanılan bir kısmı zaten hayatımızda olan, bazılarını görmemize rağmen bilmediğimiz, kiminiyse hiç tanımadığımız Anadolu'nun yenen 89 farklı otu tanıtılıyor.

Kitapta otun tanımından ne şekilde yararlanılacağına, otların nasıl toplandığından onları saklama ve pişirme yöntemlerine kadar bir çok bilgi yer alıyor. Acı bakla, akyıldız, bambul, dağlama, gıvışgan otu, ıspıt, maydanoz, kekik, mürdümük, hindiba, yabani marul gibi çok bilinen ya da hiç bilinmeyen 89 otun ayrıntılarıyla anlatıldığı kitap Tijen İnaltong tarafından kaleme alınmış.

Kitapta verilen bilgilere göre, biberiye ve defne yıl boyu yeşil kalırken semizotu sadece yaz aylarında çıkar, ısırgan yazı değil kışı sever, su teresi, su kazayağı gibi otlar sulak yerlerde yetişmek ister, ebegümeci, labada, kuşyüreği, kuş ekmeği hemen her yerde yetişir, özel ilgi beklemez. Kekik, adaçayı, nane, tarhun, fesleğen, kişniş, maydanoz, dereotu, roka, tere tohumunu ekip gerektiği gibi suladığınızda, yıllarca yemeklerinize, salatalarınıza renk ve sağlık katar.

“Mutfaktaki Yaban”da her otun ayrıntılı tanıtımından önce hikayeleri anlatılıyor. Bu hikayeler, insanların etrafında gördüğü çoğu zaman farkına bile varmadığı otların hayatta nasıl bir önem taşıdığını anlatıyor.

Hikayelerin ardından gelen her bir otun ayrıntılı tanıtımını, nasıl yetiştirilebileceğini, mutfakta ya da daha farkı amaçlarla nasıl kullanılabileceğini anlatan açıklamalar otların kendi ağızlarından okuyuculara anlatılıyor.

Otlara nerelerden ulaşabileceği, hangisinin yenilebileceği, saklamak için kullanılabilecek farklı yöntemleri, pişirmenin türlü yolu, sofraya lezzet katacak sosları, reçellerin hangi otlarla hazırlanabileceğinin de öğrenilebileceği kitap üç bini Türkiye ve Ege Adaları'nın endemik bitkileri olmak üzere on bin kadar bitki türüne ev sahipliği yapan Anadolu topraklarının sunduğu nimetleri görmek için de bir fırsat sunuyor.

Yazar İnaltong, kitapta birçok insan için otsu görünümdeki feesleğen, maydanoz gibi bitkileri tanımlamak içiin kullanılan “ot”un aslında ufacık mantarlardan kozalaklı bitkilere kadar bitki krallığının büyük bir bölümünü kapsadığını, yararlı otsu bitkiler arasında yosun, eğreltiotları hatta alglerin bile bulunduğunu belirtiyor. İnaltong, bu otların ortak özelliğinin faydalı bir kimyasal madde içermesi olduğunu ifade ediyor.

Türkiye'de otların Ege Bölgesi'nde Anadolu'nun diğer bölgelerine kıyasla çok daha zengin bir o toplama-kullanma geleneği olduğundan bahseden yazar Tijen İnaltong, bitkilerden genel olarak tedavi alanında, besin kaynağı, baharat, çay, sakız, maya, hayvan yemi, kuluçka tavuklarına yatak, yakacak, yapıştırıcı, boyar bitki olarak yararlanıldığını anlatıyor.



OTLAR NASIL SAKLANMALI

Kitapta dalından koparılan otların kısa zamanda kullanılması ya da daha sonra kullanmak üzere işlenmesi gerektiğinin altı çizilerek, bunun için var olan çeşitli yöntemler şu şekilde sıralanıyor:

Kurutmak: Aromatik otlar genellikle küçük demetler halinde, serin, gölge ve havadar yerlerde baş aşağı asılarak kurutulur. Kekik, nane gibi çabuk kuruyabilen bitkiler pamuklu bezlerin üzerinde de kurutulabilir. otlar tamamen kuruduğunda ayıklayıp temiz kavanozlara veya bez torbalara koyun. bu halde altı ay kadar tazeliklerini korur. ancak saklarken de serin, gölge ve kuru yerleri tercih edin.

Dondurmak: Özellikle her mevsim bulunmayan otlar ufak buz küplerine pay edip dondurarak da saklanabilir. Ancak bu otlar çiğ olarak değil yemeklerde kullanmak üzere dondurulabilir. Örneğin frenk soğanı, kereviz sapı, tarhun, kişniş gibi otlar üzerleri suyla doldurularak buzluğa konabilir. Veya arapsaçı, madımak, ısırgan, yabani kuşkonmaz, köremen gibi pek çok ot mevsiminde bolca alınıp, ayıklanıp doğrandıktan sonra kendi suyunda pişirilip hacmi azaltılarak, soğuduktan sonra da buzdolabı poşetlerine pay edilerek dondurulabilir.

Diğer Saklama Yöntemleri: Kitaba göre kimi otlar sirke, fesleğen, kişniş, tarhun gibi kimi otlar da zeytinyağı gibi koruyucu maddelerin içinde saklanabilir. Yapılması gereken ise otu iyice yıkayıp duruladıktan ve suyundan tamamen arındırdıktan sonra kavanozlara doldurmak ve üzerine sirke veya zeytinyağı doldurup serin ve gölge bir yerde saklamak.

Otlar çiğ olarak yenilebildiği gibi turşusu yapılabiliyor, haşlanıyor, tütsüleniyor, kızartılıyor, fırında pişiriliyor.

HANGİ BİTKİ NEYE İYİ GELİR

Kitapta yer alan ayrıntılardan biri de bitkilerin hangi hastalıklara iyi geldiği.

“Boğa dikeni” öksürük kesici, idrar arttırıcı ve iştah açıcı olarak kullanılıyor. Cinsel gücü arttırdığına inanılan bu bitkiden aynı zamanda kanı temizlemek, kalp ve damar hastalıklarını gidermek için de yararlanılıyor.

Tıbbi olarak binlerce yıldır kullanıldığı belirtilen “boy otu”, günümüzde de modern bitkisel tedavilerde bağırsak çalıştırıcı, bronşit ve boğaz ağrıları ile mide sorunlarını çözmekte birebir.

Günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan “günlük” bitkisi de Ege'de tıbbi olarak kullanılıyor. Balsamından bir parça tavada ısItılıp buharına tutulan pamuğun öksüren birinin göğsüne konulduğunda kişiyi tedavi ettiği söyleniyor.

Kuş ekmeğinden yapılan çay ise kanamaları durdurmada tansiyon düşürmede etkin olarak kullanıldığı gibi idrar yolları enfeksiyonlarında mide, böbrek ve rahimle ilgili rahatsızlıklarda etkili. Bitkinin tohum ve yapraklarından yapılan çay doğumlarda rahim büzücü olarak, kuru yaprakları basur ve dizanteri tedavisinde, tohumlanma dönemindeki toprak üstü kısımları da adet kanamalarını düzenlemede ve burun kanamalarını durdurmada etkili.

Akdeniz Bölgesinde yaygın olarak kullanılan “sumak” da geçmişte İbni Sina tarafından çeşitli hastalıkları iyi etmede kullanılmış. İshale, ağız yaralarına, basura, göz hastalıklarına, şeker hastalığına iyi gelen sumakın meyveleri de zengin bir A vitamini deposu.


A.A.

22 Mayıs 2011 Pazar

Tarhun


Tarhun



Diğer İsimleri : Artemisia dracunculus, Tarragon, Estragon.

Botanik Bilgi : Bileşikgiller familyasındandır.60-120 cm. boylanabilen, keskin ama hoş kokulu, dayanıklı çokyıllık çalımsı bitkidir. Yuvarlak kesitli ve dallara ayrılan yapılı gövdesi açık yeşil renklidir; oysa bitkinin tabanına doğru gövde kahverengileşir. Yaprakları ince, uzun ve parlak yeşil renklidir. Yaprak altında bulunan yağ bezeleri biberimsi acı tadı olan güzel bir koku yayarlar. Çiçekleri küre biçimli, küçük ve yeşilimsi beyaz renkli olur. İki önemli türünden Fransız tarhunu (A. dracunculus) ilkbaharda yapraklari bölünerek, Rus tarhunu (A. dracunculoides) ise tohumları ekilerek çoğaltılır. Körpe ya da kurutulmuş yaprakları pek etkili çeşnisi nedeniyle, Fransızlarınki gibi dünyanın en seçkin mutfaklarında baharat olarak bolca kullanılmaktadır. 

Yetiştirildiği Yerler : Anayurdu Sibirya’dır. Günümüzde Avrupa’da büyük ölçüde kültürü yapılmakta, ülkemizde de Ankara, Gaziantep, Urfa ve Erzurum’daki bazı bahçelerde yetiştirilmektedir. 

Toplanması - Saklanması : Temmuzdan Ekime kadar tarhun kesilerek demet yapılır, havadar, güneşli, gölgelik yerlerde kurutulur ve kaldırılır.

Bilinen Bileşimi : Tarhunun yapraklı dalları iyot, mineral tuzlar, A ve C vitamini yönünden zengindir. 

Faydaları :

Güçlendirici tonik etkisi vardır.

Sindirim salgılarını artırarak sindirimi kolaylaştırır.

Zararsız ve etkili bir iştah açıcıdır.

Mide ve bağırsak gazlarını söktürücüdür.

İdrar söktürücüdür.

Kullanım Şekli : 1-2 tatlı kaşığı kuru yaprak üzerine 1 bardak kaynar su dökülüp 10-15 dakika süreyle demlendirilerek bir çay hazırlanır.Hazırlanan çay süzülerek içilir.

Ayı Sarımsağı (Allium ursinum)

Ayısarımsağı (Allium ursinum),


 ilkbahAyı Sarımsağı (Allium ursinum)ar müjdecilerinin en başta gelenlerinden biridir. Orman sarımsağı ve cadısoğanı isimleriyle de bilinir. Her ilkbahar, bize güneş ve sıcak için yeni bir umut getirir. İçimiz yine şenlenir, ilk yeşilliklerle sevinir ve bunların tümünün Yaradan'ın iyiliklerle dolu armağanları olduğunu düşünürüz. Bu yeni ve görkemli yeşillikle birlikte, bizler de, sağlık açısından hiçte küçümsenemeyecek derecede tazelik kazanabileceğimiz, bir doku yaşlanmasını yavaşlatma ve beden temizliği kürüne başlamalıyız. 

Ayısarımsakları, inci çiçeğininkini (Mayıs Çiçeği) andıran, neşter biçimindeki cilalanmış gibi parlayan taze yeşil yaprakları, saydam bir beyaz tabaka ile örtülü, uzunca bir soğandan çıkarlar. Üstünde beyaz çiçek yuvarlakları olan açık yeşil ve pürüzsüz sapı 30 cm kadar uzar.

Ayısarımsağı, yalnızca bitkisel topraklı, nemli çayırlarda, gölgeli ve nemli dere kıyılarında, çalılıkların altında, yapraklı ağaç ormanlarına yetişir. Bitki daha görülmeden, keskin sarımsak kokusu çevreye yayılır. Bu koku ona yabani sarımsak adını da kazandırmıştır ve gerek inci çiçeğinin yaprakları, gerekse zehirli güzçiğdemi veya acıçiğdem (Otlak Safranı-Colchicum autumnale) ile karıştırılmasını kesinlikle önlemiştir. İlkbaharda, tabanı nemli ormanlıklar ayısarımsağının taze ve yeşil yaprakları ile kaplanır. Nisanda, Mayısta ve bazen daha da erken yeşermeye başlar. Çiçekleri ise, ancak mayıs ortasında veya haziranda görülür.



Bu bitkide çok büyük tedavi etme gücü gizlidir ve hatta kış uykusundan uyanan ayıların, mide, bağırsak ve kanlarını temizlemek için onu aradıkları da söylenir.

Bitki, genellikle bizim sarımsağımızın özelliklerini paylaşır, ancak çok daha güçlüdür.

Bu nedenle o, doku yaşlanmasını yavaşlatma kürü için vazgeçilemez bir bitkidir ve kronik deri hastalıklarına karşı da çok başarılıdır. Yapraklar kuruduklarında şifalı güçlerini yitirdiklerini için, taze bitki kullanımına önem verilmelidir. İnce kıyılarak, tereyağlı ekmeğin üstüne serpiştirilip yenebilir. Ayrıca, yine ince kıyılarak, aroma katkısı için çorbalara (kaynatılmadan ), haşlanmış patatesin üstüne ve maydanozla tamamlanan daha başka yemeklere kullanılabilir. Yapraklar, ıspanak veya salata gibi de hazırlanabilir. Fakat, miktar fazla tutulduğunda rahatsız edici bir tat oluşturduğu için, ıspanak gibi pişirilmek istenildiğinde ısırganotu ile karıştırılarak kullanılmalıdır Bitkinin genç yaprakları nisan ve mayısta, yani çiçeklenmeden önce, soğanı ise yaz sonunda veya sonbaharda toplanır.

Ayısarımsağı soğanı, aynen sarımsak gibi kullanılabilir. Mideleri duyarlı olan kişiler, yaprakları ve soğanı ince doğrayıp üstüne sıcak süt dökmeli, 1-2 saat beklettikten sonra, bu sıvıyı içmelidirler. Bitkinin iyileştirici gücüne bütün bir yıl boyunca sahip olmak isteyenler ise, bir ayısarımsağı tentürü hazırlayabilirler. Bu tentürden her gün 10-12 damla, biraz suya karıştırılarak alınır. Bu damlalar, kusursuz bir zihin açıklığı kazanılmasına yardım eder, atardamar sertliğine karşı önlem yerine geçer ve daha pek çok şikayetlere son verir.

Ayısarımsağı, sindirim sistemini çok olumlu etkiler. Aşırı ve kronik ishallerde, bunlar gaz ve kolik eşliğinde olsalar bile, oldukça etkilidir . Ayrıca, eğer bağırsak krampı veya yorgunluğu nedeniyle oluşmuşsa, kabızlıkta da çok başarılı sonuçlar verebilir. Kurtlar ve hatta bağırsak solucanları, bir süre ayısarımsağı kullandıktan sonra yok olurlar



Bağırsakların çalışma randımanı artınca, yaşlı kişilerde görülen, hareketsizlikten veya bağırsakların doluluğundan kaynaklanan rahatsızlıklar da sona erer. Mideden kaynaklanan kalp düzensizlikleri, uykusuzluk, aynı zamanda, atardamar sertliklerinin veya yüksek olan kan basıncının yol açtığı baş dönmesi, kafada basınç ve soluk alma düzensizlikleri de azalır, basınç fazlalığı zamanla normalleşir. Ayısarımsağı şurubu, sürekli balgam çıkaran ve bu nedenle soluk alma zorluğu çeken yaşlı kişiler için de mucizeler yaratan bir iksirdir. Kronikleşmiş öksürüklerde bile göğsü yumuşatabilir ve böylece, soluk alma zorluklarını ortadan kaldırır. Genellikle yaşlı kişilerde oluşan ödemlerde ve akciğer rahatsızlıklarında bu iyileştirici şurup başarıyla kullanılabilir. Kullanılan taze yapraklar böbrekleri ve mesaneyi temizleyerek, idrar söktürür. Zor iyileşen yaralar, üstlerine taze bitki özsuyu sürüldüğünde hızla iyileşir. Bitki, kendisini özellikle sivilceli ciltlerde kanıtlamış bir kan temizleyicidir.

Ünlü herbalist Künzle, özellikle bu bitkiyi çok överdi: “O, tüm bedeni temizler, zararlı ve inatçı maddeleri dışarı atar, sağlıklı kan yaptırır, zehirli maddeleri öldürür ve dışarı atar. Oldum olası hastalıklı kişiler, liken hastaları, soluk benizliler, yılancık ve romatizma hastalığına yakalananlar, ayısarımsağına altın gibi saygı duymalıdırlar.

Yeryüzündeki başka hiçbir bitki, midenin, bağırsakların ve kanın temizlenmesinde böylesine etkili değildir. Genç kişiler gül çardakları gibi çiçeklenecekler ve güneşin altındaki bir çam kozalağı gibi gelişeceklerdir."

Kaynak : ekoses

http://www.ibreliler.com/

16 Nisan 2011 Cumartesi

Kava biberi ve faydaları


Kava biberi ve faydaları


Kava biberi, yoğun zihninizi sakinleştirmek, günün yorgunluğunu üstünüzden atmak için mükemmel bir çözüm.Peki, kava biberi olarak bilinen bu bitki sağlığımız konusunda bize nasıl yardımcı oluyor?


Bilimsel çevrelerce Piper methysticum olarak bilinen kava biberi, Hawaii’nin de içinde bulunduğu adalar topluluğuna özgü bir bitki. Kava bitkisinin yapraklarının oldukça geniş olmasına rağmen sadece kökü sakinleştirici olarak tıbbi amaçlarla kullanılıyor.

Aynı zamanda yöre halkları, kutlama zamanlarında kava biberi sayesinde katılımcıların fazla içki tüketmesini önlüyor. Çünkü kava biberi, düğünlerde kutlamalarda, cenaze törenlerinde ve toplantılarda alkole alternatif olarak tüketiliyor.

 
Alkollü içkilerde olduğunun aksine ertesi gün herhangi bir etkisi görülmediği için tercih edilen kavanın yan etkileri de oldukça az. Kava biberi, sadece hamile kadınlara ve karaciğer problemi olan insanlara önerilmiyor. Tüketimi esnasında ise kesinlikle alkol kullanılmamalı. Bitkinin zaman zaman görülebilen yan etkileri arasında; rehavet, baş ağrısı, bazı ilaçlara tepki gösterme, hazımsızlık ve deride kızarıklık yer alıyor.



Sakinleştirici etkisinin yanı sıra kava biberi; insomni(uykusuzluk), sırt ağrısı, çocuklarda hiperaktivite ve uyku sorunlarının çözümünde doğal bir tedavi yöntemi olarak da kullanılıyor. İş dünyasının yorucu geçen günlerinde, sporcuların yoğun antrenman temposunda ve entelektüellerin üzerlerindeki baskıyı atıp işlerine yoğunlaşmaları gibi durumlarda tercih ediliyor.

Kava bitkisinin kökü vücudunuzdan atılana kadar bedeninizi ve zihninizi mümkün olduğu kadar sakinleştiriyor. Bu bitkinin kökü, kasları rahatlatıyor, kendinizi huzurlu ve iyi hissetmenizi sağlıyor, konsantrasyonu artırıyor ve aynı zamanda da doğal bir afrodizyak olarak kullanılıyor. İnsanları daha sosyal ve rahat bir ruh haline sokan bu bitki, kişilerin aralarındaki buzları eritmede oldukça başarılı.

Geleneksel kullanım şekli gereğince kava bitkisi kişiler tarafından çiğneniyor ya da ezilerek bir içeceğin içine katılıyor. Günümüzde ise kapsüller, çaylar, içecekler gibi bir çok tüketim şekli mevcut.

Bilim adamları kava bitkisinin kökünün, beyin hücrelerine gönderilen kimyasallar sayesinde kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlayan bir nörotransmiter işlevi gördüğünü açıklıyor.

2004 yılında Cochrane Collaboration isimli 90 ülkeden 15 bin gönüllü üyesi bulunan ve sağlıkla ilgili çalışmalar yürüten birlik, kava bitkisinin sakinleştirici özelliği üzerinde yapılan eski bir araştırmayı gün ışığına çıkardı.

650 kişiyi kapsayan 11’den fazla deneyin ardından araştırmacılar, kava bitkisinin “anksiyete(endişe) için etkili bir semptomatik tedavi yöntemi” olduğu sonucuna vardılar. Ancak araştırmacılar, faydalarına rağmen bu bitkinin kullanımında aşırılığa kaçmamak gerektiğini vurguluyor.

Bugüne kadar hakkında hiçbir bilginiz yoksa bile artık, büyük kutlamalar ve sunumlar öncesindeki heyecanı; trafik sıkışıklığı ya da uzun bir yapılacaklar listesi gibi durumlarda hissettiğiniz stresi bastırmada kava biberi doğal yollardan rahatlamanızı sağlayacaktır.


Milliyet

Civan perçemi (kandil çiçeği)

Civan perçemi (kandil çiçeği)



Civanperçemi (Achillea millefolium); yöresel olarak akbaşlı, barsamaotu, binbiryaprakotu, marsamaotu, beyaz civanperçemi, sarı civanperçemi ve kandilçiçeği diye de anılır. 

Hayatımızdan ayrı düşünemeyeceğimiz bir şifalı bitkidir. 
Türkiye'de 40 kadar civanperçemi türü bulunmakta ve bunların birçoğu kullanılmaktadır. 
Türlerine göre 5-100 cm yükseklikte, yapraklar yünlü gibi tüylü ve parçalı, çiçekleri ; beyaz, fildişi beyazı, soluk sarı veya altın sarısı rengindedir. Çok yıllık ve otsu bir bitkidir. 

Mavimtrak renkli bir uçucu yağ taşır.
 Bu uçucu yağda azulen, limonen, sineol, borneol, pinenler, seskiterenler vardır. Bitki çayırlarda, dar tarla yollarında, yol kıyılarında ve tahıl tarlalarının kenarlarında kümeler halinde yetişir. 
Güneşli havalarda çevresine aromalı keskin bir koku yayar. 

Aslında çiçekleri, güneşin en etkili olduğu saatlerde toplamak gerekir, çünkü o sıralarda eterli yağları ve şifalı gücü doruk noktasında olur. (Referans2: Prof. Dr.Turhan Baytop) 

Ünlü herbalist Kneipp, bir yazısında şöyle diyor (Referans1: M.Treben): 
"Arada bir civanperçemi çayı içmiş olsalar, 
kadınlar pek çok problemle hiç karşılaşmazlardı!". 

Adet kanamaları düzensiz bir genç kız olsun, menopoz dönemindeki veya sonrasında olgun bir kadın olsun, tüm kadınlar için arada sırada 
civanperçemi çayı içmek çok önemlidir. 
Civanperçemi, akla gelebilecek tüm konularda, 
dölyatağını (rahim) en iyi biçimde etkiler. 
Yumurtalık iltihaplanmasında alınmaya başlanan civanperçemi oturma banyolarının ağrılar kesilir ve iltihap yavaş yavaş gerilemeye başlar. Bu banyolar aynı zamanda, yaşlı kişilerin ve çocukların yatağa işeme problemlerine karşı ve dölyatağı (rahim) akıntılarında da başarılı olabilir. 
Bu durumlarda ayrıca günde 2 bardak civanperçemi çayı da içmek gerekir. Miyomlar da (Kas yapılı urlar), doktor kontrolünün olumlu bir sonuç vermesine kadar, uzunca bir süre her gün civanperçemi oturma banyoları alındığında yok olabilirler. (Referans1: M.Treben). 


Menopoz döneminde de kadınlar sık sık civanperçemi çayını anımsamalıdırlar. Bu durumda, iç huzursuzlukları ve daha başka rahatsızlıklarla karşılaşmayacaklardır. (Referans1: M.Treben) 

Civanperçemi oturma banyoları da sağlık için çok yararlıdır. Kol ve bacaklardaki sinir iltihaplanmalarında, civanperçemi katkısıyla yapılacak kol ve bacak banyoları çok rahatlatıcıdır. 


Fakat, bitki öğle güneşinde toplanmalıdır. 

Dr. Lutze, civanperçemini şu hastalıklara öneriyor: (Referans1: M.Treben) 

Kanın kafaya sancılı biçimde basıncı 

Baş dönmesi 

Bulantı 

Göz sulanması eşliğindeki göz rahatsızlıkları 

Göz sancıları 

Burun kanaması 

Hava şartlarından kaynaklanan migren krizi 

Düzenli olarak içilen bitki çayı ile migren tümüyle iyileşebilir. 

Bedeni temizleyici etkisi sayesinde, yıllar boyu yer etmiş hastalıkları bedenimizden dışarı atabiliriz. 
Civanperçeminin en iyi biçimde ve doğrudan kemik iliğini etkilediğini ve orada kan üretimini düzene soktuğunu özellikle belirtmek gerekir. 
Bu gücü sayesinde bitki, kemik iliği hastalıklarında, çay kürleri, banyolar ve tentür kullanımı yolu ile yardımcı olabilir. 
Mide kanamalarında ve basur (hemoroid) kanamalarında olduğu kadar, mide basıncı ve mide yanmalarına karşı bitki çayı çok kısa sürede başarı sağlayabilir. Soğuk algınlıklarında, sırt veya romatizma ağrılarında bitki çayı elden geldiğince sıcak olarak içilmelidir. 
Bitki çayı böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar, iştahsızlığı giderir, gazları ve mide kramplarını, karaciğer düzensizliklerini, mide ve bağırsak kanalı iltihaplarını iyileştirmeye yardım eder ve bağırsak beze çalışmalarını düzenleyerek, dışkılamayı kolaylaştırır. 
Kan dolaşımına ve damar kramplarına karşı çok etkili olduğu için bitki çayını koroner yetmezliğinde de önerilebilir. 
Rahatsız edici vajinal kaşıntılar, bitkinin kaynama suyu ile yapılan yıkama ve oturma banyoları sayesinde yok olabilirler. 
Civanperçemi çiçeklerinden, basura karşı etkili bir merhem hazırlanabilir. (Referans1: M.Treben) 


UYARILAR: 

Civanperçeminin gebelik süresince kullanılmaması tavsiye edilir. Bazı duyarlı kişilerde allerjik tepkilere yol açabilir. Başkaca bilinen bir yan etkisi yoktur. 

Kullanım Biçimleri : 

Çay hazırlamak: Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır (kaynatılmaz), 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Aksi belirlilmedikçe günde 3 su bardağı çay aç karnına veya öğün aralarında içilir. 

Bitki Tentürü: Çiçeklenme zamanında toplanan taze bitki ince kıyılır. Geniş ağızlı bir şişeye gevşekçe doldurulur ve kaliteli bir konyak, bitkilerin üstüne çıkana kadar eklenir. Şişe 14 gün boyunca güneşte bekletilir, arada bir çalkalanır ve süre sonunda süzülür. 

Merhem hazırlamak: 100 gr tuzsuz tereyağı veya içyağı tavada iyice kızdırılır. İnce kıyılmış bir avuç kadar taze civanperçemi çiçeği ve ince kıyılmış 15 taze ahududu yaprağı tavaya atılır, çıtırdamaya başlayınca karıştırılır ve tava ocaktan çekilerek, üstü kapalı bir biçimde serin bir yere kaldırılır. Ertesi gün hafifçe ısıtılır, tülbentten geçirilerek süzülür ve temiz kaplara doldurulur. Buzdolabında saklanmalıdır! 

Oturma Banyosu: Iki büyük avuç dolusu ince kıyılmış taze bitki veya 100 gr kurutulmuş bitki, gece boyunca soğuk suda bekletilir. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılır ve süzülerek, banyo suyuna eklenir. 

50mucizebitki 

15 Nisan 2011 Cuma

Rezene çayının faydaları ve pişirme önerileri

Rezene çayının faydaları ve pişirme önerileri


Rezene yol kenarlarında ve kırlarda bulunan küçük sarı çiçekleri olan yeşil yapraklı bir bitkidir. Tohumunu ekerek de yetiştirebileceğiniz rezene genelde ot olarak görülür.


Rezene çayı ise bu bitkinin tohumlarından elde edilen, C ve B vitamini ile kalsiyum, potasyum ve magnezyum gibi önemli mineraller içeren bir bitki çayıdır. Rezene çayı yüzyıllardır bitkisel tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır.

Rezene çayının faydaları

Rezene çayı bebeklere verilebilecek kadar hafiftir ve özellikle kalınbağırsak sancılarına iyi gelir. Kasları yumuşatan ve spazmlara iyi gelen rezene gaz ve şişkinliği azaltır. Midesi bulananlar ve karın ağrısı çekenlerin kullanması uygundur.

Rezene çayı östrojenin etkilerini artırır. Bu nedenle adet öncesi sendromu, süt azlığı, menopoz belirtileri ve düşük libido gibi sorunlarda kullanılır. Rahimdeki kasları gevşettiği için adet sancıları içinde önerilmektedir.

Ağrıyan gözlere uygulanan rezene çayı da oldukça etkili bir alternatif tedavi yöntemidir. Çay soğuduktan sonra pamuk bir ped yardımıyla gözünüzün üzerinde 10 dakika kadar bekletirseniz ağrı azalacaktır.


Rezene çayı metabolizmayı da hızlandırır ve bu sayede kilo vermeye yardımcı olur. Toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar. Boğaz ağrılarına iyi gelir ve bronşları açar. Aynı zamanda ateşi de düşürmeye yardımcıdır.

Rezene Çayı Tarifi
  • Bir fincan sıcak suya 1–2 çay kaşığı rezene tanesi ekleyin ve demlenmeye bırakın.
  • Ekstra tat için taze portakal kabuğu koyabilirsiniz.
  • Rezene çayının etkisini uzun süre korumak istiyorsanız, kurutulmuş çekirdekleri hava geçirmeyen bir torbada serin ve kuru yerde saklayın.


Kaynak:http://kisiselbakim.milliyet.com.tr/

13 Nisan 2011 Çarşamba

Kakule

Kakule Faydaları


Kakule nedir ve kakule faydaları nelerdi 
Latince ismi Cardamomi fructus olan kakule zencefilgiller familyasındandır. Baharat ve koku verici olarak kullanılır. Bazı doğu ülkelerinde kakule tohumu kahve tohumuyla beraber toz haline getirilerek kakuleli kahve yapılır.

En büyük kakule üreticisi Hindistan ‘dır. Özellikle Güney Hindistan’ın bataklık ormanlarında yabânî şekilde yetişmektedir. Kakule bitkisi ülkemizde yetişmez.
Olgunlaştığında toplanıp güneşte kurutulan yeşilimsi ya da sarımsı gri meyvalarının kapsül kılıfı ayıklanmış tohumları kullanılır.
Kakule safran ve vanilyadan sonra fiyat bakımından en değerli üçüncü baharattır.
Sindirim sistemini uyarıcı etkisi vardır.
İştah açıcıdır.
Hafızayı güçlendirici özelliği kakule yararları arasındadır.
Gaz söktürücüdür.
Ağız kokusunu gidermek için kullanılabilir. Bir çay kaşığı kakule tohumu çiğnenerek yutulur.
Almanya Sağlık Bakanlığının bitkisel preparatların hazırlanması ve ruhsatlandırılmasından sorumlu E Komisyonu kakulenin hazımsızlık için kullanılabileceğini belirtmiştir.

Kakule Nasıl Kullanılır ?
Kakule çayı: Bir kahve kaşığı kakule bir bardak kaynar suya konulur ve 10 dakika demlendikten sonra süzülerek içilir. Kakule kaynatılmamalıdır.
Öğütülmüş şekilde satılan kakule aromasını yitirir. Bu yüzden kabuklu halde almak gerekir. Kakule meyvası kullanılacağı zaman ezilmelidir. Malabar Kakulesi diğer kakule türleri içerisinde en kaliteli olanıdır.
Akut gastrit, mide ve onikiparmak barsağı ülseri olanlar kullanmamalıdır.
Hamileler kullanmamalıdır.
Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar varsa mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle bilmeniz gereken nokta, kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikâyetiniz ne olursa olsun, bu kitaptaki bilgilerle kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir rahatsızlığı teşhis amacı yoktur.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
back to top