nar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2013 Çarşamba

Nar Kabuğunun Faydaları..



Çoğumuz narı yeriz yada suyunu içip kabuğunu çöpe atarız aslında nar kabuğu en az tanesi kadar yararlı bakın nar kabuğunun faydaları nelermiş..
Meyve ve meyve suyu olarak tüketilen narın kabuğunun, meme kanseri başta olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini önleyici ve iyileştirici faydaları olduğu bildirildi. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, yaptığı açıklamada, narın insan sağlığına faydalarının saymakla bitmeyeceğini, bu nedenle de bol bol tüketilmesi gereken bir meyve olduğunu söyledi.
Tacıyla adeta meyvelerin kralı olan narın, her derde deva bir ilaç olduğunu ifade eden Uslu, “Nar bağışıklık sistemini güçlendirerek, bizleri başta kanser olmak üzere pek çok hastalıktan da korumaktadır. İçerdiği flovanoidler, vitaminler, polifenoller, antosiyaninler, taninler vasıtasıyla kolesterol ve şekeri de dengeleyen özellikle hicaz narı, kalp ve damar sağlığımızı koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini çok önemli oranda engellemektedir” dedi.
Mucizevi bir şifa kaynağı olan narın kabuk, zar, çekirdek ve sudan oluştuğunu vurgulayan Uslu, şunları söyledi: “Nar suyunun genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruduğu, damar tıkanıklıklarını geriletme ve tansiyon düşürücü etkileri herkes tarafından bilinmektedir. Halkımız narı, suyunu içerek tüketmektedir. Narın içindeki zarlar ile yendiğinde mide ülserini iyileştirdiği ise pek az kişi tarafından biliniyor. Yine son günlerde pek çok firmanın satışa sunduğu nar çekirdeği yağı, çok değerli punicic acid içermektedir. Nar çekirdeği yağı özellikle cildimizde kırışıklıkları ve yaşlanmayı gidermekte, saçlarımızda canlılık ve saç çıkarıcı etkileri nedeniyle ilaç endüstrisi tarafından önemli miktarda kullanılmaktadır.”
Nar kabuğu, suyundan daha fazla değerlidir
Nar kabuğunun ise Türk halkı tarafından hiç kullanılmadan çöpe atıldığına dikkati çeken Uslu, şöyle devam etti: “Halbuki Çin’deki Instutute of hygiene and Environmental Medicine (Hijyen Enstitüsü ve Çevresel Tıp Bilimi) kuruluşunun yaptığı son araştırmalara göre, nar kabuğu, suyuna göre daha fazla oranda değerli bileşikler içermektedir. Yani nar suyu bir ilaç gibi sağlığımız i Çin faydalıdır, ancak kabuğu suyundan daha fazla değerlidir. Nar kabuğu içinde bulunan ellagik asit, başta meme kanseri olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini hem önleyici hem de iyileştirici faydalar sağlamaktadır. Nar kabuğundaki flavanoitler, fenolik bileşikler ve antioksantlar suyundan çok daha fazla miktardadır.”
Prof. Dr. Uslu, araştırmaların, nar kabuğunun kötü huylu kolesterolü azalttığı, beta hücrelerini artırarak diyabetli hastalara, kalp ve damar hastalarına suyuna göre çok daha önemli faydalar sağladığını gösterdiğini anlatarak, şunları kaydetti:
“Nar kabuğunda bulunan ellagik asit antioksidan, anti-mutajen ve anti-kanser özelliklere sahiptir. Çalışmalar meme, yemek borusu, cilt, bağırsak, prostat ve pankreas kanserlerinde anti-kanser özelliğini göstermiştir. Ellagik asit P53 geninin kanser hücrelerince yok edilmesini engellemektedir. Ellagik asit kansere neden olan moleküllere bağlanarak onları çok önemli bir oranda etkisizleştirmektedir. Bu yüzden özellikle kanserli hastaların kullanımı amacıyla ellagik asitli içecekler başta İsrail olmak üzere pek çok ülkede eczahanelerde satılmaktadır. Nar kabuğu narın en değerli yeri iken ülkemizde meyve suyu fabrikaları bu değerli maddeyi üstüne bir de para vererek çöpe atmaktadır.
Yine kanserli hastaları tedavi etmek i Çin nar kabuğundan hazırlanmış ellegik asitli kapsüller 50 gramı 50 dolardan eczahanelerde satılmaktadır. Bir firma yüzde 95 saflıktaki nar kabuğundan ürettiği ellagik acitin 1 gramını 83 avrodan satmaktadır. Görüldüğü üzere nar kabuğu nar suyundan çok çok daha fazla değerlidir.
Kanserli hastaların ilk başta vücutlarının pH’sını 7.4′ün üzerine çıkarmaları gerekmektedir. Bunun i Çin gerekli çabayı göstermeleri gerekmektedir. O halde hem kansere yakalanmamak i Çin hem de kansere çözüm amacıyla artık hiçbir işe yaramayan siyah çay, asitli içecekler yerine yeşil çay, ada çayı, zeytin yaprağı çayı gibi bitki çayları ve özellikle de nar kabuğu çayını tüketelim.”
Sıkılan narın kabukları asla atılmamalı
Ellagik asit sayesinde nar kabuğunun, kanser hastalığına karşı çok önemli koruyucu, hatta kanseri tedavi edici özellikleri olduğu vurgulayan Uslu,
“Bununla ilgili literatürde çok fazla makale yayınlanmıştır. Tüm bu etkileri nedeniyle özellikle meyve suyu fabrikalarından atılan tüm nar kabuklarının kurutularak özellikle büyükbaş hayvanların gıdalarına karıştırılması durumunda bu hayvanların da daha az hastalığa yakalanması ve sağlıklı olmaları sağlanacaktır. Böylece büyükbaş hayvanlara gereksiz yere antibiyotikler verilmeyeceğinden, bu hayvanların sütünü ve etini kullanan bizlerin de bu antibiyotiklerden etkilenmemizin önüne geçilmiş olacaktır” dedi.
Prof. Dr. Uslu, evde sıkılan narın kabuklarının asla atılmaması gerektiğini de belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gölgede veya 40-50 dereceyi geçmeyecek ortamlarda kurutarak, ufaladığımız nar kabuklarını serin bir yerde saklayalım. Daha sonra 100 gram kaynamış suya, 2 gram nar kabuğu atarak, yaklaşık 10 dakika kaynatıp suyunu hemen her gün çay olarak tüketelim. Böylece başta kanser, kalp ve şeker hastalıkları olmak üzere pek çok hastalıktan kendimizi korumuş olacağız. Hatta çay içmekten üşenirsek, kurutulmuş ve parçalanmış nar kabuklarını, kahve çekme makinelerinde toz haline getirip, bir çay ya da kahve kaşığı tozu salata, peynir gibi gıdalarla direk olarak ta tüketebiliriz. Özellikle şeker hastaları beta hücrelerini artıracak bu tozu tüketmeye özel çaba göstermelidir. Genelde tüm meyvelerde olduğu gibi narın da en değerli yeri kabuğudur. Bir ilaç gibi içtiğimiz nar suyundan arta kalan kabukları da asla atmayalım ve başta kanser, şeker ve kalp olmak üzere hemen hemen tüm hastalıklardan korunalım.”
nar kabuğunun kansere faydası,nar kabuğu çayı nasıl yapılır,nar kabuğunun kürü,nar kabuğunun nasıl kullanılır,nar kabuğunun nasıl tüketilir,nar kabuğu çayı faydaları,nar kabuğunun çayı

11 Ekim 2013 Cuma

Nar yetiştiriciliği...



Nar yetiştiriciliği...


Nar çok yıllık, çalı formunda bir bitki olup çok kuvvetli bir kök sistemine sahiptir.Bitki çok gövdeli ve sık dallıdır. Çiçekleri erkek-dişi ve erdişi olup küre şeklinde iri bir meyvesi vardır. Üstten hafif basık olan bir ılıman iklim bitkisidir.

Nar, C vitamini, demir ve potasyum yönünden zengin bir meyvedir.Tadı; tatlı, mayhoş, ekşi gibi çeşitli dir. Nar bitkisinin adaptasyon kabiliyeti yüksektir. Genelde tropik ve suptropik iklim bitkisi olmasına rağmen, -10 oC'ye kadar dayanabilmektedir.

Çeşitli iklim ve toprak koşullarında yetişip, bakımı kolaydır. Dalında uzun süre kalabil mesi ve depoda muhafaza edilebilmesi pazarlamassı için kolaylık sağlar bir meyve türüdür. Ülkemizin bir bölümü narın anavatanı içinde bulunmakta ve üretimi yapılmaktadır.

İklim ve toprak istekleri
İklim isteği
Nar yıllık ortalama 500 mm'lik yağış istemekle birlikte bu yağışın çoğuna ilkbaharda ihtiyaç gösterir. Yazın yağan yağmurlar meyve kalitesini bozmakta, olgunluğa yakın dönemde yağan yağmurlar meyve kabuğunu çatlatmakta olup, bu zamanda iyi sonuç vermemektedir. Meyve oluşumu döneminde kuru hava koşulları en kaliteli mey venin oluşmasını sağlayarak pazar değerini arttırmaktadır. Nar bir güneş bitkisidir, bahçe tesisinde ve yeterli ışıklan ma koşullarına dikkat edilmelidir.

Toprak isteği Nar toprak isteği bkımından fazla seçici değildir. Silisliçakıllı, kumlu, kireçli, killi ve ağır killi gibi çeşitli toprak tiplerinde nar yetiştiricili yapılabilmektedir. Tuzluluğa orta derecede dayanıklıdır. Toprak alkali veya asit olabilir. Bazı meyvelerin aksine aşırı toprak nemine dayanıklıdır. Narda optimal gelişmekuru ve sıcak hava koşullarına karşılık derin geçirgennemli ve serin topraklarda görülmektedir.

Yetiştirme tekniği
Çeşit seçimi
Nar yetiştiriciliğinde, çeşit seçimi oldukça önemlidir. Çeşit seçiminde dikkat edilen konular; bölgeye adapte olmuş o yörenin iklimine, hastalıklara dayanıklı, verimi iyi, meyveleri insanların göz zevkine ve damak tadına uygun ve taşımaya dayanıklı olması gibi özelliklere göre seçim yapılır. Çeşit seçiminde ticari amacına göre sofralık yada endüstri çeşitlerinin yetiştirilmesine karar verilmelidir.

Ayrıca, bu çeşitlerin meyvelerinde irilik kabuk rengi ve kalınlığı, dane rengi, yumuşak çekirdeklilik, sululuk gibi özellikleri ihtiyaca cevap verebilmelidir. Yurt içinde sevilen nar çeşitleri hafif mayhoş veya tatlı çekirdeksiz ve iri meyveli olanlardır. Avrupa ya ihracat için özellikle kabuk ve dane rengi kırmızı ve mayhoş çeşitler seçilmelidir. Arap ülkelerine ihracat için ise tatlı narlar tercih edilmelidir. Ayrıca nar suyu veya nar ekşisi elde etmek için yine kırmızı daneli ve ekşi mayhoş narlar uygumdur.

Bahçe Tesisi Toprağın nar yetiştiriciliğine uygunluğuna bakıldıktan sonra tesviyesi yapılmalıdır. Öncelikle yaz aylarında pulluk tabanını kırmak için dipkazan çekilir. Daha sonra pullukla derin sürüm yapılır. Sonbaharda döneminde ise 40-60 cm derinlik ve çapta dikim çukurları açılır. Çukurlar üst toprak ve yanmış çiftlik gübresi karışımıyla doldurulur, yabancı otlar temizlenir.

Narda dikim aralıkları 2 m ile 6 m arasında olmalıdır. Bunun yanında kapama nar bahçelerinde en yaygın olarak kullanılan dikim aralıkları 2.5 x 4 veya 3 x 4 m dir. Sıralar kuzey -güney doğrultusunda olursa güneş vehavalanma daha iyi olacaktır. Nar bahçesi, doğrudan çelikle yada köklü fidanlarla kurulabilir. Ancak, çeliklerin doğrudan bahçeye dikilmesi çeşitli bakım güçlükleri ve verim kayıplarına yol açacağından nar çeliklerinin bir fidanlık parselinde köklendirilip bir yıl süreyle burada bakımları sağlandıktan sonra boylama yapılarak bahçeye dikilmeleri daha iyi sonuç verecektir.

Nar fidanları sonbaharda yaprak dökümünden başlayarak kış ayları boyunca ve erken ilkbaharda dikilebilir. Kışları çok soğuk geçmeyen bölgelerde sonbahar dikimi daha uygundur. Dikim yapılırken fidanın çelik kısmında tırnak kalmışsa kesilir. Zayıf sürgünler alınır, fazla uzun kökler kısaltılır.

Sürgünün 50-60 cm den tepesi alınır. Sürgün yeterince boylanmamış, zayıf gelişmişse dikimden hemen sonra 2-3 göz üzerinden kesilerek gelecek yıl için kuvvetli sürgün oluşumu sağlanır. Sonra daha önce toprak - gübre karışımı doldurulmuş çukurdan fidanın çelik kısmının tamamı toprak içinde kalacak kadar karışım alınır. Fidan buraya yerleştirilerek tekrar aynı toprak gübre karışımı ile takviye yapılır.

Fidan diplerindeki toprak ayakla iyice bastırılır. Can suyuvermek üzere etrafına küçük bir çanak yapılır. Çok rüzgarlı bölgelerde karşılıklı iki herek çapraz olarak fidana yaklaştırılarak bağlanır. İyi bir nar fidanında kök sistemi kuvvetli teşkil etmiş olmalıdır. Son olarak hazırlanan çanaklara en az yirmişer lt. can suyu verilerek dikim tamamlanır,hava yağmurlu da olsa bu can suyunun verilmesi gerekmektedir.

Bakım
Toprak İşleme
Genç nar bahçelerinde ilk yıllar derin toprak işleme aletleriyle iki yönlü sürüm yapılır. Daha sonraki yıllarda iş genişliği az dar olan bahçe traktörleriyle ve diskli tırmık rotovatör, kazayağı gibi toprağı yüzlek işleyen aletlerle sürüm yapılabilir. Ağaç dipleri gerekirse el aletleriyle çapalanabilir. Yabani ot kontrolünde istenirse ot öldürücü ilaçlarda kullanılabilir.

Gübreleme Her türlü gübrenin uygulanmasında toprağın fiziksel ve kimyasal yapısı ağacın durumu iyi gözlenmeli, toprak ve yaprak analizi yaptırdıktan sonra gübre uygulamasının yapılması en doğrusudur. Narlarında organik gübrenin gelişme, verim ve kaliteye önemli ölçüde etkisi bulunmaktadır. Narlara verilecek çiftlik gübresi iyi yanmış olmalı ve dekara 2-3 ton sonbahar-kış aylarında bütün bahçeye kaplayacak şekilde verilmeli ve çapa ile toprağa karıştırılmalıdır.

Nar için yeşil gübreleme yapılması da yararlı sonuçlar verir. Bunun için bakla, fiğ gibi bitkiler nar bahçesinin tamamına ekilir. Ekimi yapılan bitkilerin çiçeklenme dönemlerinde bahçe sürülerek bitki toprağa karıştırılır. Bu bitkilerin toprağı azotça zenginleştirmesi bakımından da olumludur.

Azot nar için önemli bir maddedir. Azotlu gübre sürgün gelişimi ve meyve büyümesini etkiler. İlk yıllarda ağaç başına 50 - l00 gr saf azot (amonyum sülfat) olarak (250 - 500 gr) verilmesi oldukça iyi sonuç vermektedir. Tam verime geçtikten sonra bu miktar ağaç başına 200 - 300 gr (amonyum sülfat) olarak, (l - l,5 kg)olmalıdır. Azotlu gübreler erken ilkbahar ve yaz aylarında olmak üzere 2 dönem verilmektedir.

Yukarıda belirtilen miktarın 2/3 ü mart ayında l/3 ü ise haziran-temmuz aylarında verilmelidir. Gübrelemeden sonra ağaç hemen sulanmalı yada önce çapa ile toprağa karıştırılmalıdır. Fosforlu gübreler ise narın çiçeklenme meyve tutumu ve kök gelişmesini etkiler. Narların fosfor ihtiyacı tam verim çağında 100-200 gr saf fosfor (trible süper fosfat) olarak yaklaşık (250 - 500 gr) olarak belirlenmiştir. Fosforlu gübreler kış aylarında dal uçlarının ulaştığı bölgelerde 20 - 30 cm derinlikte ağaç çevresinde açılan 4 - 6 adet çukura verilerek üzeri kapatılır

Sulama
Nar yetiştiriciliğinde yağışların yeterli olmadığı her dönemde sulama zorunludur. Sulamanın az ve sık yapılması gerekir. Genel olarak şubat - mart aylarında odun gözlerinin sürmesinden eylül - ekim aylarında meyve oluşumuna kadar sürekli olarak toprak nemi korunmalıdır.

Özellikle odun gözlerinin sürmesi çiçek tomurcuklarının oluşması,tohum bağlaması ve meyve gelişimi dönemlerinde olmak üzere 3 dönemde yeterli toprak nemi mutlaka sağlanmalıdır. Bahçenin toprak yapısına göre sulama aralığı 7-10 gün olmalı Ancak yaz aylarında sulama sıklığı ve miktarı artırılmalıdır.

Meyvelerin son olgunlaşma döneminde hasattan 10-15 gün önce sulama kesilmelidir.Sulamaya devam edildiği taktirde narlarda büyük sorun olan kabuk çatlamalarını görülür. Nar bahçelerinde genelde çanak usulü sulama uygulanır. Mümkün ise modern sulama sistemlerinden olan damla sulama alttan sulama, sızdırma usulü sulama sistemleri uygulanmalıdır. Bu sistemlerin ilk yatırım giderleri fazladır. Uzun vadede ise işçiliksiz ekonomik az su kullanımı gibi büyük faydalar sağlamaktadır.

Budama Şekil budaması ilk 2-3 yıl içinde ağaçlar verime yatmadan önce yapılır. Dikimden sonra dipten çıkan kuvvetli 3-4 sürgün ana gövde olarak seçilir ve tepeleri 50-60 cm kesilerek alçak taçlanmaları sağlanır. Ana gövdelerden çıkan birinci ve ikinci dallarda da 2.-3. yıllarda tepe alma yapılarak taç teşkili tamamlanır.

Verim budaması Narlar genel olarak 2. ve 3. yıllardan itibaren meyve vermeye başlarlar. Narlar verime yattıktan sonra meyve verecek dallarda uç alma yapılmamalıdır. Bu dönemde seçilen 3, 4 gövde dışında çıkan dip sürgünlerin sürekli olarak temizlenmesi sağlanmalıdır. Ayrıca taç kısmında görülen obur dallar dipten kesilip, taç teşkili için gerekirse uç alınarak dallanması sağlanmalıdır. Sık taç meydana gelmiş ise güneşlenme ve havalanmayı sağlamak için genel bir seyreltme yapılmalıdır. Budamada zayıf kurumuş, hastalıklı dallara öncelik verilmelidir.

Geliştirme budaması Narların verimlilik süreleri çeşitli şartlara göre değişmekle birlikte ortalama 20 - 30 yaşlarına kadar sürer. Ancak kök boğazından yeni çıkan sürgünlerle nar 100 yılı aşkın bir süre verimliliğini sürdürebilir. Bu durumda yaşlı gövdeler dipten kesilerek yeni sürgünlerin oluşumu teşvik edilir. Bu sürgünlerle aynı yollarla yeni gövdeler teşkil edilerek ağaç gençleştirilir. İstenirse gençleştirme işlemi her yıl her ağaçtan l-2 gövde kesilerek kademeli olarak yapılır. Bu şekilde bahçeden kesintisiz olarak ürün alınması mümkün olabilir.

Hastalık ve zararlılarla mücadele En önemli hastalık bazı mantarların nar meyvelerinde çürümelere sebep olmasıdır. Bazı klasik kültürel işlemler uygulanarak hastalıklar büyük ölçüde önlenebilir. Olgunluğa yakın bir dönemde fungusit uygulaması yapılması depolanacak meyvelerin uzun süre çürümelerini engellemektedir.

Narların en önemli zararlıları sıçanlardır ve özellikle tatlı narlarda ve olgunluğa yakın dönemlerde zarar verirler. Yaprak bitleri, nar beyaz sineği, unlu bit, kabuklu bitler, kırmızı örümcekler, Akdeniz meyve sineği, nar içi kurdu, toprak altı zararlıları gibi genel zararlılarda narlarda görülür.

Hasat ambalajlama ve depolanması
Hasat
Nar hasatı, çeşitlere ve bölgelere göre değişsede genellikle ağustos sonunda başlayıp kasım ortalarına kadar devam eder. Narın çiçeklenme dönemi uzun olduğundan dolayı olgunlaşması farklı zamanlarda olur. Bu yüzden nar hasadının 2-3 defada yapılması gere kir. Hasatsonbahar erken donlarından ve yağışlardan önce bitirilmelidir.

Hasat sırasında meyveler üzerinde 1-2 mm uzunluğunda sap kalacak şekilde makasla kesilmelidir. Özellikle hasat esnasında meyveleri yere düşürmekten ve darbelerden korunması meyve çürümesini önleyeceğinden dolayı kalitesi artar. Kasalara dizilirken iki sıradan fazla dizilmemelidir.

Ambalajlama Narların seçme ve boylamasının elle yapılması daha uygun olup meyveler birbirine değmeyecek şekilde paketlenmesine dikkat etmek gerekmektedir.

Depolama Narlar SSmeyve kabuğunun özel yapısı dolayısıyla çeşitli koşullarda 4 - 6 ay süreyle depolanabilir. Narların depolanmasında en emin ve en az kayıpla ulaşılacak başarı modern soğuk hava depolarıdır. Sıcaklık ve nisbi nemi ayarlanabilen bu depolarda 1-2o C'de %85-90 nisbi nemle meyveler muhafaza edilebilirler.

24 Ocak 2012 Salı

Mehmet Öz Nar'ı anlatıyor..



Nar: Mehmet Öz Anlatıyor
Bereketin, gücün, bolluğun ve iyi şansın simgesi olan nar, her derde deva...
Ne zahmetlidir yemesi, tanelerini tek tek ayıklaması. Biraz da ekşidir üstelik... Fakat sağlık için yararlarını saymaya başladığımızda ne ekşiliği kalıyor ne de yeme zahmeti.
Bazı meyve ve sebzelerin içerdikleri zengin antioksidan maddeler sayesinde, birçok hastalığa iyi geldiği, var olan sağlığı korumada yararlı olduğu ve hasta olmayı engellediği kanıtlandı. Nar güçlü antioksidan içeren ve adeta sağlık yayan, mutlaka tüketilmesi gereken meyvelerden biri.

Eski toplumlarda bereketin, gücün, bolluğun ve iyi şansın simgesi olan nar, aynı zamanda İspanya'da bulunan antik şehrin ismidir; Granada. Cennet meyvesi olarak da adlandırılan nar birçok efsaneye de konu olmuştur. Şifalı bitkiler arasında yerini koruyan nar, özellikle meyve ve meyve kabuğu olarak kullanılırken aynı zamanda kökü ve çiçeği de uygulanan tedavi yöntemleri arasındadır. Bu nedenle hem ağız yoluyla alınırken hem de merhem olarak kullanılıyor.





HER DERDE DEVA
Nar tam bir şifa meyvesi. Neredeyse tüm hastalıklara iyi geliyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve birçok hastalıktan da koruyor. Kısa sürede bünyeye yararını hemen gösteren narın kışın nar suyu olarak bol bol tüketilmesi uzmanlar tarafından öneriliyor. Bu mucizevi meyve kansere karşı koruyucu etkisi artık herkes tarafından bilinen çok yüksek oranda C vitamini içeriyor. Bununla birlikte yüksek doz B vitamini, demir, fosfor, sodyum, potasyum, çinko ve magnezyum da içeriyor.
İçerdiği bazı maddelerle kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini engelliyor.

Narın en önemli özelliklerinden biri genel damar sağlığını ve özellikle de kalbi koruyan yegane meyve oluşudur. Uzmanlara göre nar damar tıkanıklıklarını yüzde 44 oranında geriletiyor. Ayrıca yüksek tansiyonu olanlar için doğal ilaç diyebiliriz çünkü narın tansiyon düşürücü etkisi de mevcut. Uzmanlar ekliyor; "1 bardak nar suyunun 2 kadeh kırmızı şaraba, 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eş değer antioksidan madde içerdiği görülmüştür."
Vücudumuz için önemli mineraller olan demir ve potasyum içeriğine sahip bir mey¬ve olmakla birlikte kuvvetli bir antioksidan özelliği taşıyan narda, yapılan araştırmalara göre serbest radikallere karşı güçlü etkisi olan çeşitli vitamin, mineral, enzim ve antioksidanlar bulunuyor.

NAR SUYU
Son dönemlerde nar suyunun popülaritesi oldukça arttı. Özellikle bağışıklık sistemini koruyucu ve bazı bakterileri yok etmedeki etkilerinin gün yüzüne çıkmasıyla sağlık için ne kadar önemli bir yeri olduğunu fark ettik. Antikanser ve antioksidan özelliği bilinen bir madde olan ellagik asit, nar suyunda oldukça fazla. Yapılan araştırmalara göre cilt kanserine ve erkeklerde prostat kanserine koruyucu etki yaptığı da saptandı. Liste sanki hiç bitmeyecekmişçesine uzuyor da uzuyor. Damar tıkanıklıklarını geriletiyor, tansiyon düşürüyor... Nar suyunun göğüs, kolon kanserlerinde kanser hücrelerinin gelişimini önemli ölçüde engellediği ve hasarlı hücre ölümünü arttırdığı ortaya çıktı. İçerdiği antioksidan miktarı nedeniyle portakal suyunu geride bıraktı. Antioksidan miktarının yeşil çay, kızılcık ve portakal su¬yuna göre 3 kat daha fazla olduğu yapılan ölçümlerle ortaya çıktı. Diyet programlarına her gün bir bardak nar suyu eklenen kalp ve kolesterol rahatsızlıkları olan kişilerin sorunlarının düzeldiği gözlemlenmiş.

Uzmanlar nar suyunun faydaları ile il yapılan araştırmaları hayvan deneylerinin sonuçlarına göre nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 gerilediğini söylüyorlar. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma da ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösteriyor. Bu sayede tansiyonun yüzde 5 oranında düşürüldü

NAR ÇEKİRDEĞİ

Nar çekirdeğinin içinde çok fazla miktarda polifenolik bileşikler, tannin ve antisiyoninler var. Yani kansere karşı koruyan maddeler, en güçlü antioksidanlar bulunuyor. Zarar görmüş hücrelerin yenilenmesine yardımcı olarak kanserojen hücrelerle savaşır ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olur.Cildi tazeler, yaşlanmayı geciktirir. Kalp krizi riskini azaltır kolesterolü düzenler Bağışıklık sistemini güçlendirir Östrojen takviyesi ile menopoz dönemi sıkıntılarını giderir. Selülit oluşumunu engeller

GÜZELLİĞİN SİRRİ NAR'DA
Nar çekirdeğinin antioksidan ve kollajen yapımını uyarıcı etkilerinden ötürü kozmetik değeri de var. Nar çekirdeği yağından elde edilen sabun ve cilt bakım ürünleri sağlığınızın ve güzelliğinizin reçeteci. Ürünler cildinizi sıkılaştıracak, kırışıklıkları giderecek ve sizi yenileyip, tazeleyecek. Nar çekirdeği yağı, E vitamini ve polifenol içeriğinin zengin olması sebebiyle doğrudan cilt bakımında kullanılıyor. Güzellik sırrı olan nar çekirdeği yağı, hava kirlilikleri, stres ve yorgunluktan dolayı hırpalanmış ciltlere acil çözüm olarak sunuluyor. Nar çekirdeği yağı ile bakımsız ciltler onarılıyor ve besleniyor. Nemlendirme açısından da gayet etkili sonuçlar veren nar çekirdeği yağı ile cildinizin tazelendiğini hissedeceksiniz. Nar çekirdeği yağını market ve aktarlarda bulabilirsiniz. Kendinize biraz zaman ayırıp, nar çekirdeği yağını yoğurda, zeytinyağına, yumurta sarısına birkaç damla karıştırarak kendinize çeşitli maskeler yapabilir, cildinizi tazeleyebilirsiniz. Eğer yağlı bir cildiniz varsa yumurta beyazına 7-8 damla ekleyip tüm yüzünüze uygulayabilir, yarım saat bekletip yıkayabilirsiniz. Cildiniz kuruysa yumurta sarısı ile aynı işlemi gerçekleştirebilirsiniz. Karma ciltlere ise yoğurda karıştırıp uygulanabilir.

NAR SUYU'NUN FAYDALARI
•Dişeti iltihaplarını giderir.
•Yüksek tansiyonu düşürür.
•Kalbimizi korur, düzenli çalışmasına destek olur.
•Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır.
•Enerji verir, yorgunluğu giderir.
•İdrar söktürücü etkisiyle toksin atımını sağlar.
•Bağışıklık sistemini güçlendirir hastalıklara karşı korur.
•Kolesterol ve kan şekerimizi regüle eder artmasını engeller.
•Bağırsak parazitlerinin düşmanıdır, iyi bakterilerin artmasını sağlar.
•İshali (diare) önler tedavide destek sağlar.
•Ciltte olumlu katkısı vardır, pürüzsüz görünüm sağlar.
•Cilt enfeksiyonlarında olumlu katkısı vardır.
•Böbrek iltihaplarının giderilmesinde etkilidir.

27 Kasım 2011 Pazar


Kansere karşı yeni savaşçılar üzüm, zerdeçal, çörek otu, nar
Keyif­le Ye...

Dr. Yasemin Bradley
Geçen hafta Antalya’da 4 gün boyunca Uluslararası Beslenme ve Kanser Kongresi’nde dünyanın dört bir yanından gelen bilim adamları ve doktorlarla birlikteydim. Kongre sürecinde kanserden korunma yolları ve tedavi konusundaki son araştırmalar alanındaki en iyi uzmanlar tarafından tartışıldı. İşte kongrenin öne çıkanları...

Uzun süredir dikkatimi çeken nokta şu: Ortalıkta herkes ayrı bir bitkiyi, sebzeyi veya meyveyi baş tacı ediyor, yararlarından bahsediyor. Ama ben doktorum, bilimsel araştırma sonuçlarını görmeden gereksiz yere yüceltmelere karşıyım. Hemen her meyve sebzede antioksidan var. Ortada bir antioksidan patlaması yaşanıyor! Meyve sebze yemek tabii ki yararlı. Artı; her meyve ve sebzeden sağlığımız için yararlı, farklı bir bitkisel besin alıyoruz. Ancak bazı ürünleri gereksiz tüketiyor, gereksiz para harcıyor olabilir miyiz, bilimselliği ne kadar? İşte bu kongrede kafamdaki bazı soruların yanıtlarını buldum. Katılan tüm bilim adamları özenle seçilmiş, dünyanın sayılı üniversitelerinde öğretim görevlisi, araştırmacı kişilerdi.

Prof. Dr. Ömer Küçük
Emury Üniversitesi Medikal Onkoloji, Hematoloji (Kan hastalıkları) Bölümü

Yılda 700 bin kişi beslenmeye bağlı olarak kansere yakalanıyor

* ABD’de bir yıldaa görülen kanser vakalarının yüzde 50’sinin (700 bin) beslenmeye bağlı nedenlerle oluştuğu düşünülüyor. Şişmanlık ve bazı kanser türleri arasında da direkt ilişki olduğu biliniyor artık. Amerika’da obezite oranı yüzde 70 (Türkiye’de bu rakam yüzde 50).
* Direkt beslemeyle ilişkisi olan kanser türleri, kolon, rektum (kalın bağırsağın dışarı açılış noktası olan anüsten önceki kısmı), meme, prostat, akciğer.
* Aşırı şekerli, katı yağlardan zengin, bol fast- food, kızarmış yiyecekler kansere yol açıyor.
* Kansere karşı bol sebze; özellikle koyu yeşil yapraklılar, meyve, tahıllar, baklagiller, sıvı yağlar, balık yağı tüketilmeli. Kesinlikle tüketmeniz gerekenler ise; brokoli, lahana, karnabahar, Brüksel lahanası, soğan, sarımsak, yeşil çay.

Prof. Dr. Steven Clinton
Ohio State Üniversitesi Medikal Onkoloji Bölümü (Prostat Onkolojisi Bölümü)

Brokolinin içindeki sulforafan kansere karşı korumada yararlı

* Mesane tümörleri 60 yaş ve üzeri erkeklerde en çok görülen ikinci kanser türü. Sigara içenlerde risk 3 kat artıyor. Ayrıca mesleğe bağlı da gelişebiliyor. Genlerin önemi de var. Deneylerde beslenme şeklinin de etkili olduğunu gördük. Bol sebzeyle beslenenlerde daha az görülüyor. 1986-1996 yılları arasında 50 bin erkek üzerinde meyve-sebze ilişkisini araştırdık. Brokoli, karnabahar, Brüksel lahanası, lahana gibi sebzeler mesane kanseri riskini düşürüyor.
* Brokoli filizi riski düşürmede daha etkili. İçindeki sulforafan adlı kimyasal bileşeni daha aktif! Brokoli filizinde bu bileşenden çok daha fazla bulunuyor. Ancak bu ABD John Hopkins Üniversitesi’nden Prof. Paul Talalay’in kullandığı özel bir brokoli tohumunda bulunuyor. Sulfofran, erucin adlı bir başka bileşenle birlikte mesane kanserinde daha etkili görünüyor.
* Brokoli filizlerindeki erucin ve sulforafanın mesaneye kanser hücrelerine gittiğini saptadık. Mesane kanserli farelerde tümör büyüme hızı yavaşladı. Şimdi sıra insanlarda. Ancak söz konusu etki için bol bol brokoli yemek aynı etkiyi göstermiyor. Düzenli olarak aynı ekstre miktarını alabilmek gerekiyor. Bir ekstre üzerinde çalışıyoruz.

Prof. Carlo La Vecchia
Mario Negri Farmakoloji Enstitüsü Epidemiyoloji Bölümü Başkanı

Pizza yiyenlerde kansere daha az rastlanıyor!

* Kanserden korunmak için beslenme şekli nedir denince sadece meyve ve sebzeyi artırmayı anlamayın! Kırmızı eti artırmaktan kaçınmak, rafine karbonhidratlardan kaçınmak, zeytinyağı ve diğer sıvı yağları katı yağlara tercih etmeyi de anlamanız gerekiyor.
* İtalya’da erkeklerde fazla kilolu ve şişmanların toplamı yüzde 44, kadınlarda ise yüzde 32.5. İtalya’da son 20 yıldır obezite artmadı. Kansere karşı korunmada sağlıklı bir kiloda kalabilmek önemli.
* Çalışmalarımız zeytinyağı tüketiminin artmasıyla yumurtalık, meme, mide, kolon, pankreas kanseri riskinin azaldığını gösteriyor.
* Pizzayı ara sıra yiyenlere göre sık yiyenlerde sindirim sisteminde kanser görülme sıklığına baktık. Sık yiyenlerde görülme sıklığı daha az. Bunu zeytinyağı, domates ve diğer pizza malzemelerine bağlayabiliriz.

Prof. Will Steward
Leicester Üniversitesi Onkoloji Bölümü

Üzüm kabuğundaki resveratrol kanserli dokuları iyileştiriyor

* Resveratrol birçok bitki tarafından üretilen bir madde. Özellikle de bakteri-mantar gibi ataklara maruz kaldıklarında üretiyorlar. Kolon kanserli hastalara verdiğimiz zaman dokuda iyi değişikliklere yol açtığını gördük. Üzüm, kırmızı şarap, fıstık başlıca kaynakları. 1600 gram kırmızı üzümdeki resveratrol 1/2 litre şaraptakine, o da 10 kase fıstıktakine eşit.
* Resveratrol üzümün sadece kabuğunda var. Çekirdeğinde ve etli kısmında yok. Şarapta da düşük bir doz; 5 mg 1/3 şişeden alınabiliyor. Henüz kanıtlamadık ama bu kadarının, düşük doz da olsa yeterli olabileceğini düşünüyoruz.
* Güney Fransa’da günde 1/3 şişe kırmızı şarap içiyorlar. Yüzde 40 daha az kanser riskleri var. İspanyol şarabında daha fazla resveratrol var.
* Kolon kanserli hastalara verdiğimiz zaman dokuda iyi değişikliklere yol açtığını gördük. Resveratrol insanlarda Tip 2 diyabet, bunama, kardiyovasküler hastalıklarda da kullanılabileceği yolunda ümit veriyor...

İngiltere’den Prof. Will Steward konferansta kusursuz anlatımı ve bilgisiyle en çok ilgimi çeken bilim adamlarından biriydi.

Prof. Dr. Remzi Muhammed
Wayne State Üniversitesi Kanser Araştırmaları Merkezi Yöneticisi

Kansere karşı zerdeçal ve çörek otu tüketin

* Amerika’da kalın bağırsak ve pankreas kanserinden yılda toplam 450 bin kişi ölüyor. Doğal bir ürünü biraz değiştirip daha güçlü hale getirmek için çalışmalar yapıyoruz. Zerdeçalda bulunan kurkumin üzerinde çalıştığımız maddelerden biri.
* Her gün düzenli olarak kurkumini bulunduran zerdeçal tüketirseniz, kanseri önlemede etkisi olabilir diye düşünüyorum. Kolon kanserini önlemede yararlanabiliriz. Ama çok büyük miktarlarda almanız gerekiyor. Bu benim görüşüm. Daha yolumuz var.
* Çörek otu da kanseri önlemek için kullanılabilir. Her gün sabah 1 çay
kaşığı, öğleden sonra 1 çay kaşığı tüketilmeli. Ben çörek otunu balla karıştırıp yiyorum.

Dr. Ben van Ommen
TNO adlı Hollanda Araştırma kuruluşunun başındaki bilim adamı

Fruktoz, glukoza göre karaciğeri
yağlandırmaya daha yatkın

* Araştırmalar 50-59 yaş arası obezitenin doruk noktasında olduğunu gösteriyor. Yine araştırmalara göre kanser de 60’lı yaşlarda başlıyor.
* Karaciğer birçok nedenle yağlanabiliyor. Alkol tülketimi, fazla kilo, şişmanlık... Yağlı karaciğeri olan hastalarla yapılan beslenme araştırmaları onlara ekstra L-Karnitin verdiğimizde karaciğerde yağlanmayı azaltabildiğimizi gördük. Çünkü karnitin karaciğerde birikmiş yağ asitlerinin enerji olarak kullanılmasını sağlıyor.
* Biyokimyasal olarak fruktoz, glukoza göre karaciğeri yağlandırmaya daha yatkın.
* Yağ yerseniz bu karaciğere gidiyor. Oysa diğer organlara da gitmesi gerekli. Kolin yumurtada bulunan bir besin. Eğer yeterli kolin yoksa vücudunuzda karaciğerde yağ birikmesi oluyor.
* Besinlerden aldığımız vitamin, mineral, fitokimyasallar adapte olma yeteneği diye tanımladığmız fenotipik esnekliği sürdürmemize yarıyor. İnsanlar yaşlandıkça fenotipik esneklikleri azalıyor, belki bu yüzden kansere daha çok yakalanıyorlar. Brokolide bulunan sulforafan, zerdeçalda bulunan kurkumin, yeşil çay, quercetin, resveratrol... Bunların kansere karşı önleyici olduğu düşünülüyor, bazıları kanıtlandı.

Prof. Dr. Kazım Şahin
Fırat Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi

Likopen böbrek ve rahim tömürlerinin büyüme hızını geriletiyor

* Yaptığımız deneylerde, fareleri 3 gruba ayırdık. Bir gruba hiç likopen vermedik. 2. gruba kg. başına 100 mg, 3. gruba kg. başına 200 mg. likopen verdik. Hem böbrek hem rahim tümörlerinde, tümör büyüme hızını gerilediğin gördük. Bu sonuç bize likopenin bu kanser türlerinde önemli bir rol oynadığını gösterdi.
* Hem böbrek hem de rahim kanserinin beslenme şeklimizle ilgili olduğu düşünülüyor. Birçok araştırma böbrek tümörlerinin aşırı et, süt ürünleri, margarin ve yağ tüketimiyle riskinin arttığına işaret ediyor.

Likopen nedir?

* Domates ve papaya, pembe guava, karpuz gibi meyvelerde bulunan bir karotenoid.
* Kanseri önleyici etkisi üzerine araştırmalar yapıldı ve hâlâ yapılıyor.
* Bu önleyici etkinin potansiyel antioksidan ve yangı önleyici etkisine bağlı olduğu düşünülüyor.

Prof. Hasan Mukhtar
Wisconsin-Madison Üniversitesi

Narda kırmızı şarap ve yeşil çaydan daha yüksek antioksidan var

* Narın, kırmızı şarap ve yeşil çaydan daha yüksek antioksidan kapasitesi var.
* Nar suyu farelerde tümör gelişmesini engelliyor.
* Nar suyunda bulunan en aktif madde Delphinidin.
* Bu madde patlıcan, havuç, domates ve çilekte de var.

Kaynak:
http://pazarvatan.gazetevatan.com/

24 Ekim 2011 Pazartesi

Her tanesi ilaç gibi



Mevsim geçişlerinin yaşandığı son günlerde, havaların etkisiyle pek çok insan, soğuk algınlığına yakalanıyor ya da grip oluyor.

Hastalıkların oluşmasında en büyük pay sahibi sıcak- soğuk hava değişimleri olsa da, doğru besinlerle gribe “dur” diyebilirsiniz. Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şefika Aydın Selçuk, hastalıklardan korunmak için sağlıklı beslenme önerilerinde bulundu.
VÜCUTTA ÇİNKO EKSİK İSE HASTALIK OLUŞABİLİR
Vücutta çinko eksikliği; fiziksel, nörolojik ve psikolojik gelişmeyi yavaşlatabilir ve yaşamı tehdit eden enfeksiyonlarla mücadelenizi zayıflatabilir. Bunun için vücuda çinko takviyesi yaparak bu durumu tersine çevirebilirsiniz. En iyi çinko kaynakları; kırmızı et ve kabuklu deniz ürünleri ile karaciğer gibi hayvansal kaynaklı besinlerdir. Yine fındık, ceviz, fıstık gibi kuruyemişler, süt, peynir ve kuru baklagillerden de destek alabilirsiniz.
BİTKİ ÇAYLARINI İHMAL ETMEYİN
Özellikle kuşburnu, ıhlamur, ahududu, böğürtlen, antioksidan yönünden zengin olduğu için bu dönemde tercih edilebilir. Limonla zenginleştirerek, kendinize doğal bitki çayları karıştırabilirsiniz.
HER NAR TANESİ BİR İLAÇTIR
Nar meyvesi ismini Latince’de ‘çok tohumlu’ anlamına gelen ‘pomegranate’den almıştır. Nar suyunda anthsiyaninler ve güçlü antioksidant flavonoidler nar suyunun rengini sağlarlar. Nar antioksidan ve anti-tümör etkisinden dolayı ilaç olarak da tanımlanabilir.
ANİ ISI DEĞİŞİMLERİNDEN BAL İLE KORUNMAK MÜMKÜN
Bal, enerji veriminin dışında karasal iklime sahip ve gün içi ısı farkının fazla olduğu bölgelerde soğuğa ve soğuk algınlığına karşı; ağız, boğaz ve bronşlardaki rahatsızlıklarda ve enfeksiyonlarında doğal bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Bu özellikler balın antimikrobiyel etkisinin yanı sıra; baldaki fruktozun doku ve kasları yumuşatıcı ve gevşetici özelliğinden kaynaklanmaktadır. Balın yaraların ve enfeksiyonların iyileşmesini sağlamak için kullanımı önerilmiştir.
C VİTAMİNİ SAVUNMA SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİR
C vitamini vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlar, savunma sistemini güçlendirir. Yeşilbiber, maydanoz, tere, roka, karnabahar, ıspanak, portakal, limon, mandalina, kuşburnu gibi besinler bol miktarda C vitamini içerir. C vitamini kaybını önlemek için salatalar da meyve suları gibi tüketilmeden hemen önce hazırlanmalıdır. Hem kış hem de yaz aylarında düzenli bir beslenme programı için; et, süt, sebze, meyve ve tahıllardan oluşan besin gruplarının dengeli bir biçimde alınması gerekir. Özellikle taze sebze ve meyveler, soğuk havalarda da sağlıklı kalmak isteyenlerin imdadına yetişmektedir. Yumurta, süt, balık, ıspanak, portakal, havuç, yeşilbiber, kayısı gibi sarı, turuncu ve yeşil sebze ve meyvelerde bulunan A vitamini güçlü bir antioksidandır. Bu besinlerin belirli ölçülerde tüketilmesi hastalıklardan korunmada önemli rol oynar.
BIRAKIN YOĞURT VE KEFİR SİZİ KORUSUN
Yoğurt ve kefir florayı güçlendirerek gastrointestinal sistem enfeksiyonlarına karşı direnç oluşturur, immün fonksiyonlara (bağışıklığa) destek verip, anti-tümör özellik gösterir.
SARIMSAĞIN FAYDASI KOKUSUNDAN AĞIR BASIYOR
Sarımsağın yapısında bol miktarda su, fruktoz içeren karbonhidratlar, kükürt bileşikleri, protein, lif ve serbest amino asitler bulunur. Sarımsak ayrıca yüksek miktarda saponin, fosfor, potasyum, kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir, manganez ve B kompleks vitaminlerini içerir. Sarımsağın bağışıklık sisteminin baskılanmasını önleyerek kansere karşı etkili bir silah olabileceği belirtilmektedir.
BİR TUTAM MAYDANOZ GÜNLÜK C VİTAMİNİ İHTİYACININ ÇOĞUNU KARŞILAR
Maydanoz bir provitamin A (Beta karoten) kaynağıdır. Bu özelliği ile görme gücü, kılcal damar sisteminin ve tiroid bezinin fonksiyonları üzerinde etkilidir. Maydanoz yaprakları vitamin ( A,C,K ), demir, potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum yönünden zengindir.
E VİTAMİNİNİ FINDIK CEVİZ VE BADEMDEN ALABİLİRSİNİZ
E vitaminin vücut çalışmasındaki en önemli görevi, antioksidan özelliğidir. En zengin kaynakları; fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar, sıvı yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, tahin gibi besinlerdir. Balık, balık yağı, fındık ve cevizde bulunan omega-3 yağ asitleri güçlü bir antioksidandır ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Ayrıca zeytinyağı, fındık yağı gibi sıvı yağlarda bulunan omega-9 yağ asitleri de bağışıklık sistemini olumlu etkiler.
ARA ÖĞÜNLERDE KAYISI TÜKETİN
Kayısı, mineral maddelerden, potasyum ve vitaminlerden ß-karotence çok zengindir. A vitaminin öncül maddesi olan ß-karoten, vücudu ve organları saran epitel doku, göz sağlığı, kemik, diş gelişmesi ve endokrin bezlerinin çalışması için gereklidir. Bu görevlerinden başka A vitamini üreme ve büyümede, enfeksiyonlara karşı vücut direncinin artmasında önemli rol oynar. Ayrıca A vitamini organizmanın ve sağlıklı hücrelerin direncini artırarak kansere karşı koruyucu görevi yapmaktadır.
EN ZENGİN MEYVE KİVİ
Kivinin 100 gramında ortalama 100-400mg C vitamini bulunur. Ayrıca magnezyum içeriği bakımından da en zengin, yüksek potasyum miktarı ve düşük sodyum ile yine meyveler içerisinde ön sıralarda yer almaktadır. E vitamini, bakır, fosfor, B2 vitamini ve A vitamini bakımından da iyi bir içeriğe sahiptir.

http://www.hurriyet.com.tr/

10 Mayıs 2011 Salı

Nar Çekirdeğindeki Mucize

Nar Çekirdeğindeki Mucize


Kadınlar nar çekirdeği yağının sırrını keşfetti çünkü o farklı bir güzellik iksiri. Yıpranmış ciltler için mucize yaratıyor. Bakımsızlık, yaş ve hava etkilerinden dolayı bazı maddeleri kaybetmiş ve yıpranmış  ciltler için "S.O.S çözüm" olarak bitki yağları var.

Bunlar kan dolaşımını artırıyor ve yüz çizgilerinde etkili oluyor. Çoğunda şifa ve gençlik özellikleri saklı ama  "nar çekirdeği yağı"  gençliğin gizli sırrını barındırıyor. Doğal Ürün Uzmanı Volkan Kurt, yağ hakkında detaylı bilgi verirken, bu yağın düzenli kullanımda  cildin pürüzsüz bir hale gelmesine neden olduğunu açıkladı.

Yaşlılığı tersine çevirici özelliği ile güzelliğine düşkün kadınların çoğu onu tercih ediyor.

HÜCRE YENİLİYOR

Bu mucize bitkisel yağ, sadece cilde ihtiyaç maddelerini  takviye etmekle kalmıyor, yenileme özelliği de bulunuyor. Herbalium adlı bitkisel ve doğal güzellik ürünleri üreten firmanın müdürü olan Kurt, nar çekirdeği yağının kırışıklıkların giderilmesini sağlamakta eşsiz olduğunu söyledi. Uzmanlar  hücrelerin yenilenmesine  yardımcı olduğunu açıklarken, cilt dokusunun daha pırıltılı ve elastiki görünmesini  sağladığını, cildin kaybettiği kolojeni ve cilde gerekli olan malzemeleri kazandırdığını ifade ediyor.

NASIL KULLANILIYOR?

Bu ürün orta yaşlar için yaşlanmayı önleyici özelliklere sahip.  Genç ciltler de de canlı ve parlak bir görünüm veriyor, çizgileri engelliyor.  Tüm yüze ve boyuna uygulanan yağ,  bir pamuğa dökülerek cilde yediriliyor. Sonra parmaklarınızla hafif hafif  masaj yaparak gözaltı hariç masaj yapılıyor.
Kaynak : HaberTürk
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
back to top