buğday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
buğday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2012 Çarşamba

Buğday'da Yüksek Verim İçin Doğru Ekim Teknikleri



Buğday'da Yüksek Verim İçin Doğru Ekim Teknikleri

Uygun tohumluk seçimi kaliteli ve yüksek verim almanın temel şartıdır.


1- Tohumluk:

a- Uygun tohumluk seçimi: Uygun tohumluk seçimi kaliteli ve yüksek verim almanın temel şartıdır. Tohum, sahip olduğu tüm genetik karakteri ile bitki verimini belirleyen en temel girdidir. Uygulanan üretim teknikleri ne olursa olsun; elde edilen ürün, tohumda var olan genetik potansiyelin üzerine çıkamaz. Kullanılan tüm üretim teknikleri (gübreleme, sulama, ekim teknikleri, çapalama vs. ) tohumda var olan maksimum genetik potansiyeli ortaya çıkarmaya yönelik faaliyetlerdir.

b- Tohumluk ilaçlaması: Tohumluklar uygun ilaçlama ile ilaçlanmalıdır. Genellikle sertifikalı kullanılan tohumluklar bu ilaçlama işleminden geçirilmiş şekilde hazırdır.

c- Tohumlukların köklendirici ile ıslatılması: Tohumluklar humik asit ile ıslatılıp kurutularak, köklendirilmesinin hızlandırılması çok ciddi faydalar sağlayacaktır. İlaç pompası' na belirli bir oranda sulandırılmış humik asit konularak, kullanılacak olan tohumlara püskürtülmeli ve biraz bekletilerek kuruyan tohumlar kullanılmalıdır. Bu kullanılan tohumların çimlenme oranını artıracak ve daha kuvvetli kök yapısına sahip olmasına yardımcı olacaktır.

d- Çinko ilavesi: İç Anadolu topraklarında eksikliği bulunan çinkonun ilavesi verimi ciddi oranda artırmaktadır. Bu işlem tohumun ilaçlanması veya köklendirici humik asit ile ıslatılması sırasında karışım olarak çinko ilave edilmesi şeklinde olabilir.

2- Uygun gübreleme:


İç Anadolu bölgesinin genel yapısına baktığımız zaman pH seviyesinin bazik olduğu görülmektedir. Organik madde seviyesi ise çok düşüktür. Gübre kullanımında bu iki nokta hayati öneme sahiptir. Bazı gübre çeşitleri asitli topraklar için uygun iken bazı gübre çeşitleri bazik topraklar için uygundur. Ayrıca topraktaki organik madde yüzdesi ile kullanılacak gübre miktarı arasında da doğrusal bir ilişki söz konusudur. Ayrıca tarlanın sulak veya kıraç olması da kullanılacak gübre cinsini ve miktarını belirlemede önemli bir etmendir.

Buğdayda ihtiyaç duyulan temel besin elementleri azot ve fosfor' dur. Buğdayda toplamda her 100 kg tane ürün verimi için 2 kg saf azot (N), ve yine 2 kg saf fosfor (P) önerilmektedir. Azot, yağışı yeterli olan yerlerde yüksek, yağışı az olan yerlerde düşük miktarlarda verilmelidir. Bitkinin ihtiyacı olan diğer besin elementleri ise potasyum, kükürt, çinko ve diğer mikro besin elementleridir.

a-Taban Gübrelemesi: Buğdayda taban gübrelemesinde bitkinin ihtiyaç duyduğu azotun bir kısmı ve fosfor' un tamamı verilir.

Tüm bitkilerde olduğu gibi buğday bitkisinde de protein üretimi için azota ihtiyaç duyulmaktadır. Bitkinin ilk gelişme döneminde yaprakların ve kardeşlenme döneminde kardeşlerin oluşabilmesi için temel gübredir. İlk kardeşi oluşturacak tomurcuk, bitki henüz üç yapraklı iken teşekkül ettiğinden, kardeşlenmenin başlangıcında azotun bitki tarafından alınabilecek şekilde hazır olması gereklidir. İlk iki kardeş oluşumunda azot desteklenmesinde geç kalınması durumunda 3. kardeş teşekkül etse bile yüksek verim potansiyeline sahip 1. ve 2. kardeşler yok olabilecektir. Bu nedenle taban gübrelemesinde azot bulunması hayati öneme sahiptir. Bazen sırf ticari kaygılarla sadece fosfor içeren taban gübrelemesi yapılmakta bu artık önü alınamaz bir felakete zemin hazırlamaktadır.

Fosfor ise hücre zarlarının bir unsuru olup, bitki hücrelerinde enerji taşınması ve depolanmasında görev almaktadır. Buğday bitkisi tarafından gelişmenin ilk dönemlerinde alınan fosfor tüm gelişme dönemleri boyunca yeterli olduğu için, erken fosfor uygulaması yüksek verim için şarttır. Yapılan araştırmalara göre, tahılların fosfora olan ihtiyaçları çimlenmeden kardeşlenme devresinin sonuna kadar oldukça fazladır. Bu devrede bitki ömrü boyunca alacağı fosforun %75' ini almaktadır. Fosfor bitki bünyesinde hareket edebilen bir besin maddesidir. Fosfor hücre dokularında fiske edilmediği için depo edildikleri noktalardan gereken yerlere taşınırlar.

İç Anadolu bölgesinin topraklarının alkali yapısından dolayı taban gübrelemesinde kullanılacak en uygun gübre DAP (Diamonyum fosfat) gübresidir. Diamonyum fosfat gübresi kompoze bir gübredir. 100 kg diamonyum fosfat gübresinde 18 kg saf azot ve 46 kg fosfor bulunur. Yani içerisindeki her bir kilo azota karşılık 2,5 kg. fosfor bulunur. Taban gübrelemesinde üre ve nitrat formunda gübreler kesinlikle kullanılmamalı amonyum (NH4) formunda olan gübreler tercih edilmelidir. DAP gübresinde azot amonyum formundadır. Amonyum formunda olan azot asit karakterli olduğu için bulunduğu bölgede pH' yı asitliğe çekmekte ve buğdayın semiral kökleri o bölgedeki fosfordan daha kolay yararlanmaktadır. Üre ise toprakta çok çabuk hidrolize olmakta ve bir miktar serbest amonyak (NH3) açığa çıkmaktadır. Açığa çıkan bu NH3 özellikle pH' sı yüksek topraklarda tohuma temas ederek çimlenmeyi olumsuz etkilemektedir.

Bu noktada en önemli husus DAP gübresinin veriliş şeklidir.


Verim açısından en yanlış gübre uygulaması; tohumla beraber aynı çim yatağına gübre verilmesidir. Bu durumda topraktaki nem gübrenin erimesine neden olmakta, tohumla birlikte aynı yerde bulunan eriyik gübre çimlenmeyi olumsuz etkilemektedir. Burada birincisi gübre; tohum ile nem rekabetine girmekte, topraktaki nemi kendi bünyesine alarak tohumun yetersiz nemlenmesine sebep olmakta, ikincisi ortamdaki NH3 (amonyak) konsantrasyonunun artması sonucu kılcal köklere toksik etki yapmasındandır. Diğer bir etkisi ise çimlenmesi ve gelişmesi geç olan bitki fosforu zamanında absorblayamamakta, bu da fosforun toprakta daha uzun beklemesinden dolayı daha fazla fiske olarak bitki tarafından alınamaz hale gelmesine sebep olmaktadır.

Serpme yöntemi tohum yatağına vermeye göre daha uygun olmasına rağmen, gübre kayıpları yüksek olduğu için yine tercih edilmemelidir. Bu yöntemde azot' un amonyak şeklinde kayıpları en fazla seviyede olmakta, ayrıca fosfor' un toprakla çok temas etmesi sonucu, kireçle bağlanarak dikalsiyum fosfat ve trikalsiyum fosfatlar formunda tutulmasına sebep olmaktadır.

En uygun gübreleme şekli, tohumun 3-5 cm açığına ve tohum seviyesinin altına gübrenin bırakılmasıdır. Tohumlardan çıkan ilk embriyonal kök doğrudan aşağıya doğru büyümektedir. Diğer embriyonal kökler ve adventif kökler ise, önce belirli bir açı ile yana doğru büyür sonra aşağıya doğru büyümektedir. Bu şekilde tohumun 3-5 cm açığına ve tohum seviyesinin altına gübrenin bırakılması halinde buğday diğer yabancı ot tohumlarından daha önce besin maddelerine ulaşacak ve rekabet üstünlüğü kazanacaklardır. Ayrıca gübre ve tohum ayrı noktalarda olduğu için aralarında nem rekabeti yaşanmayacak, bitki çimlenme esnasında gerekli nemi alabilecek ve amonyağın toksik etkisinden etkilenmeyecektir.

Buğday ekiminde taban gübresi olarak DAP uygulamanın dışında toprak analizlerinde kükürt (S) eksikliği söz konusu ise toprağa kükürt karıştırılması da çok yararlı olacaktır. Kükürt azot gibi proteinlerin yapısına girmekte ve birçok aminoasit'in bileşiğinde bulunmaktadır. Ayrıca kükürt topraktaki yüksek pH seviyesinin dengelenmesinde de etkin rol oynayacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken tek husus kükürt' ü tek başına değil Leonardit kaynaklı bir organik toprak düzenleyici ile karıştırarak uygulamaktır. Bu toprakta hem kükürt parçalayan bakterileri geliştirecek hem de topraktaki organik madde seviyesini artırarak verime olumlu katkıda bulunacaktır. Ayrıca Leonardit kaynaklı organik toprak düzenleyicilerin kireç çözücü, pH dengeleyici ve toprakta bulunan mikro ve makro besin elementlerini çözücü ve şelatlayıcı özelliklerinin olması önemini daha da artırmaktadır.

İç Anadolu Bölgesi topraklarında genel olarak potas eksikliği söz konusu olmadığından ayrıca potasyumlu gübrelemeye ihtiyaç yoktur. Ama yapılan toprak analizlerinde bu besin elementinin eksikliği görülürse taban gübrelemesinde ayrıca potasyum verilmelidir. Bu takdirde de yine alkali topraklarda potasyum sülfat olacaktır.

b- Üst Gübreleme: Üst gübrelemede sadece azot takviyesi yeterli olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken hangi üst gübrelerin tercih edilmesinin ve hangi zamanlarda verilmesinin en doğru olduğudur.

Burada dikkat edilmesi gereken en temel nokta yağışların veya sulamanın olmadığı durumlarda üre formunda azotlu gübrelerin kullanılmamasıdır. Üre' de yağış gelmez ise amonyak formunda buharlaşma şeklinde kayıplar çok olacaktır. Yine yağış ve su miktarına bağlı olarak azot miktarının ayarlanması gereklidir. Düşük yağmur ve sulamada azot miktarı sulak arazilere göre daha az verilmelidir.

Üst gübrelemede azot verilmesi tek seferde olacağı gibi verilecek gübre miktarı ikiye bölünerek iki dönemde de verilebilir. İki döneme bölünerek verilmesi halinde daha iyi sonuçların alındığını gösteren çalışmalar mevcuttur.

Buna göre üst gübreleme kardeşlenme döneminde erken ilkbaharda uygulanmalıdır. Eğer ikiye bölünerek uygulanacaksa yarısı erken ilkbaharda yarısı ise sapa kalkma döneminde uygulanmalıdır. Sapa kalkma döneminde uygulanan azot tanenin protein içeriğini artırmada rol oynar.

Üst gübrelemede amonyum nitrat, amonyum sülfat ve üre tercih edilebilir. İç Anadolu topraklarında kireç oranının yüksekliğinden dolayı amonyum nitrat yerine amonyum sülfat tercih edilmesi daha uygun olacaktır. Kireç oranı düşük olan ve pH' ı yüksek olmayan asidik topraklarda ise Amonyum nitrat daha doğru bir tercih olacaktır. Yine daha önce belirtildiği gibi su problemi olan durumlarda üre tercih edilmemelidir. Su problemi yoksa bile üst gübrelemede ikiye bölünerek gübreleme yapılıyorsa birincisinde üre ikincisinde asidik topraklarda amonyum nitrat bazik topraklarda amonyum sülfat tercih edilmelidir. Üst gübreleme mutlaka sulamadan veya yağmurdan önce yapılmalı, su ile çözünerek toprağa karışması köke ulaşması temin edilmelidir.

Buraya kadar anlattığım buğday gübrelemesinde özellikle İç Anadolu genel toprak şartları dikkate alınarak tavsiyelerde bulunulmuştur. Ama şu nokta unutulmamalıdır. Gübrelemede hiçbir reçete toprağın, bölgenin, tohumun vs. diğer üretim süreçlerinin tam olarak bilinmediği durumlarda kesin doğru değildir. Her toprağın ve bölgenin isteği farklı olmakla birlikte bu yazı çiftçilerimize genel bir bakış açısı kazanmalarını sağlayacaktır. Aslında çiftçilerimizin ilk yapması gereken şey topraklarından bir numune alarak analiz yaptırmaları ve buna göre özel gübreleme reçetesini oluşturmalarıdır. Bu reçete hazırlanmasında ise gerçekten konunun uzmanı olan kişileri bulmalı ve onların tavsiyeleri doğrultusunda ziraat yapmalıdır.

27 Eylül 2011 Salı

TİRTİCALE

TİRTİCALE

Yrd. Doç. Dr. S. Ahmet BAĞCI
Selçuk Ün. Sarayönü Meslek Yüksek Okulu


Hızlı bir şekilde artan dünya nüfusunun 2000 yılların başında 6 milyarın üstüne çıkacağı hesaplanmaktadır. Dünya nüfusundaki artışa paralel olarak gıda üretiminin de aynı oranda artırılması gerekmektedir. Ekilebilen arazilerin sınıra gelmiş olması, bilim adamlarını mevcut ürünlerle birim alandan daha fazla verim alabilmek yanında dünya tarımına, fakir topraklar da ve değişik çevre stresleri altında kabul edilebilir verim veren yeni bitki türlerinin kazandırılması yolunda çalışmalara yöneltmiştir. Bir "Buğday x Çavdar" melezi olan tritikale (X Triticosecale Wittmack) bu çalışmaların ilk ve başarılı ürünüdür. Bugün tritikale Avrupa (özellikle Polonya), Kanada, ABD ve CIMMYT-Meksika’da ki bilim adamlarının ortaklaşa sağlamış oldukları başarıdan doğan, bilim ve uygulamalı ıslahın bir sanat abidesidir. Bir ticari ürün olarak tritikalenin, bu kısa gelişme süresi içinde, agronomik karakterlerinde ve özelliklerinde önemli gelişmeler sağlanmıştır.

Bir buğday (Triticum spp. L) ve çavdar (Secale cereale L.) melezi olan tiritikale, bir amfidiploid tahıl türüdür. Tritikaleler önce primer ve sekonder olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Primer Tritikale Triticum x Secale melezinden, veya aynı Triticum x Secale türlerinden elde edilmiş tritikalelerin melezlenmesiyle elde edilir. Primer Tritikale ile kromozom sayısı farklı bir tritikale veya Triticum ve Secale'nin değişik cinslerinin melezlenmesiyle elde edilen tritikalelere de Sekonder Tritikale denir. Tritikale, melezlemede kullanılan ebeveynlerinin kromozom sayılarına bağlı olarak, tetraploid, heksaploid veya oktoploid tip olabilir. Tetroploid tritikaleler (2n = 28) AARR, DDRR veya A, B, D ve R genomlarının karışımı olabilir. Tetroploid tritikalelerin agronomik özellikleri henüz belirlenmiş değildir. Bu gün yaygın olarak kullanılan tritikaleler hekzoploid (2n = 42 ) formda olanlardır. Hekzaploid tritikalelerin klasik genomu AABBRR’dir. Bununla beraber, ekmeklik buğday ve oktoploid tritikalelerin kullanılmasıyla, bir kromozom veya kromozom segmenti farklı olan "substitute" heksaploid tritikaleler (AABBDR) geliştirilmiştir. Oktoploid tritikaleler (2n = 56) ekmeklik buğday ve çavdar melezidir ve genomu AABBDDRR’ dir. Oktoploid tritikaleler yaygın olmamasına rağmen hekzaploid tritikalelerin elde edilmesinde önemlidir.

Hekzaploid tritikaleler, oktaploid formlara göre daha stabil ve fertil, daha cüsseli ve potansiyellidir. Ayrıca hekzaploid formların unları yumuşak buğday unları ile benzer özellikler gösterir. Bu özelliklerden dolayı hekzaploid formlar üzerinde daha fazla çalışılmıştır.
Bugünün başarılı tritikale tipleri, makarnalık buğday ve çavdar melezinden elde edilen sekonder amfidiploidlerdir. Tritikalenin yüksek verimliliği ve kısmen kurak bölgelere adaptasyonu A ve B genomları ile makarnalık buğdaydan, düşük verim fakat ekstrem soğuk, kuraklık, asitli topraklara adaptasyonu ve farklı coğrafik iklimlere de yetiştirilebilme özelliği R genomu ile çavdardan gelmektedir. Son 25 yıldır dünyada yapılan tritikale tarımı, tritikalenin buğdayın verim potansiyeline ve çavdarın dayanıklılığına sahip olduğunu göstermektedir. Kısaca, tritikale ebeveynlerinin yetişebildiği tüm çevrelerde başarı ile yetiştirilmektedir. Marjinal alanlarda yetiştirilen buğdayın verimi tritikaleye kıyasla daha düşük olurken, optimum yetiştirme ortamlarında tritikalenin verim potansiyeli aynı şartlardaki buğdayın verim potansiyeline erişmiştir.

Ekim Alanı ve Üretimi
Yeni bir tür olan tritikale dünyada giderek artan bir ekim alanına sahiptir. Ekim alanı ve üretim miktarları bir çok ülkede henüz resmi istatistiklere girmemiş olasına rağmen, bugün büyük bir kısmı gelişmiş ülkelerde olmak üzere, 2,9 milyon hektardan fazla bir alanda tritikale ekimi yapılmaktadır (Tablo 1). Özellikle Polonya ve eski SSCB gibi problemli topraklara sahip olan ülkelerde tritikale geniş bir ekiliş alanına sahiptir. Dünya da ki toplam tritikale ekim alanının %80’i kışlık, yüzde 20’si ise yazlık olarak ekilmektedir.

Verim ve Adaptasyon
İlk yıllarıyla kıyaslandığı zaman tritikalede önemli gelişmelerin sağlandığı görülmektedir. Kışlık ve yazlık tritikalelerin genetik olarak verim potansiyellerinin artırılmasında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. İlk yıllarda tritikalenin önemli problemlerinden olan hastalıklara hassasiyet, uzun bitki boyu, başak kısırlığı, düşük hektolitre ağırlığı, kışa hassasiyet ve geç olgunlaşma gibi önemli agronomik karakterler olumlu yönde geliştirilmiştir. Milletlerarası Mısır ve Buğday Geliştirme Merkezi (CIMMYT)’ndeki optimum şartlarda dane verimi 1968’de 2,5 ton/ha iken 1991 yılında 9,7 ton/ha yükselmiştir. 1980 ve 1990’lı yıllar arasında tritikale dane verimi %17 oranında, hektolitre ağırlığı yüzde 12 oranında yükselmiş ve ortalama bitki boyu 140 cm’den 125 cm ( yüzde 11)’e düşmüştür.
Tritikale canlı ve cansız stres şartlarına karşı buğday ve arpadan daha fazla dayanıklıdır. Marjinal alanlar (asitli veya alkali topraklar), iz elementler noksanlığı (bakır, çinko ve magnezyum) veya iz element fazlalığı (bor) ve kuraklık stresi için ıslah çalışmaları, dünyadaki bir çok yazlık ve kışlık tritikale geliştirme programlarının ana konularını oluşturmaktadır. Konya bölgesinde verimi sınırlayan önemli faktörlerden biri olan topraktaki Zn eksikliğinden tritikale, buğday, arpa ve yulafa göre daha az etkilendiği bildirilmiştir (Bağcı, 2000). Yapılan bir çalışmada Zn Dayanıklılık İndeksi çavdar, arpa, ekmeklik buğday, makarnalık buğday ve yulaf için sırasıyla %85, 65, 58, 38 ve 35 iken bu değer tritikale için 75 olmuştur (Tablo 2; ). Yine Konya Bahri Dağdaş Milletlerarası Kışlık Hububat Araştırma Merkezinde farklı tahıl türlerine ait çeşitlerle yapılan bir Zn etkinlik çalışmasında, kullanılan tritikale çeşit ve hatları (Presto ve BDMT-19) çavdar çeşidinden (Aslım-95) sonra en yüksek Çinko Dayanıklılık İndeksini vermişlerdir (Tablo 3;).

Tritikale ekim alanlarının artmasıyla buğday ve çavdar hastalık ve zararlıları tritikale üzerinde potansiyel bir epidemi problemi olarak kabul edilmektedir (Singh and Saari, 1991). Tritikale pas (Puccinia spp.), Septoria tritici, rastık (Ustilago spp., Urocystis spp.), sürme (Tilletia spp., Neovossia spp.), külleme (Erysiphe graminis), göçerten (Gaeumannomyces graminis), kök çürüklüğü, tahıl kist nematodu (Heterodera avenae), Rus buğday afidi (Diuraphis noxia), arpa sarı cücelik virüsü, buğday mozaik virüsü ve arpa çizgili mozaik virüs hastalık ve zararlılarına karşı dayanıklı olduğu bildirilmiştir. Dayanıklılığı yetersiz görüldüğü Fusarium spp., Septoria nodorum, Helminthosporum spp., göz lekesi (Cercosporella herpotrichoides), ve baktariyel hastalıklara (Xanthomonas spp. ve Pseudomonas spp.) karşı dayanıklılığın geliştirilmesi dayanıklılık ıslahının önceliklerini oluşturmaktadır. Tritikalenin Ergot hastalığına karşı dayanıklılığı çavdardan daha fazladır ve bu zaman içinde tritikledeki üretkenliğin artmasıyla daha da artmıştır). Yapılan bir çalışmada, Konya bölgesinde en yaygın kök ve kök boğazı çürüklüğü etmenleri olan Fusarium culmorum, Drechslera sorokiniana, Fusarium moniliforme ve Rhizoctonia cerealis’e karşı tritikale çeşidinin,Tatlıcak 97, aynı denemde kullanılan buğday ve arpa çeşitlerinden daha dayanıklı olduğu belirtilmiştir (Tablo 4;).

Kullanım Alanları
Dünyada 2.9 milyon ha dan fazla alanda tritikale üretilmekte ve bu üretimin büyük bir kısmı hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Tritikale üretiminin çoğu dane yemi, ot veya iki amaçlı (ot + dane) olarak büyükbaş ve küçükbaşların özellikle kanatlıların beslenmesinde kullanılmaktadır. Tritikale rasyonlarda diğer dane tahılların ikamesinde veya özelliklede protein kaynağı olarak diğer tahıllarla ikame edilebilmektedir. Hayvan besleme açısından Tatlıcak-97 tritikale çeşidinin dane analiz değerleri, iki arpa çeşidinin, Tokak-157/37 ve Karatay-97, analiz değerlerinden farklı değildir (Tablo 5). Tritikalenin yemlik değeri mısır, buğday, arpa, çavdar ve sorguma eşit veya daha iyidir. Tritikalenin mısırın yerine ikame edildiği rasyonlarda tritikale oranının artması yumurta verimini olumlu yönde etkilediği ve en yüksek yumurta veriminin %40 oranında mısır yerine tritikale kullanılmasıyla edildiği bildirilmiştir (Tablo 6;). Tritikalenin temelini teşkil ettiği bazı hayvan rasyonlarında, iyi sonuçlar alınamamıştır. Bu sonucun muhtemelen çavdardan aktarılan anti besin faktörlerinin varlığından kaynaklanabileceğini ve beslenme rasyonlarında tritikale kullanıldığı zaman bazı tedbirlerin alınması gerektiği belirtilmektedir. Bunda kullanılan genotiplerin etkili olduğu, her genotipte buna benzer problemlerin görülmeyebileceği düşünülmektedir. Yazlık, alternatif ve kışlık tritikalelerin otlatma, ot, ot + dane ve silaj olarak kullanılmaları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde giderek artmaktadır.

Tritikalenin ilk yıllarda öğütme ve pişirme özelliklerinin düşük olmasından dolayı insan gıdası olarak kullanılması sınırlı olmuştur. Son yıllarda sağlanan gelişmeler ile tritikale insan gıdalarının üretiminde tek başına kullanılabildiği gibi özellikle kaliteli buğday unu ile değişik oranlarda karıştırılarak pasta, bisküvi, ekmek ve makarna yapımında kullanılabilmektedir (Tablo 7). Genel olarak tritikale unu yumuşak buğday ununun kullanıldığı pasta, kek, erişte ve tortilla yapımına uygundur. Tritikalenin (Tatlıcak-97) Gerek-79 ekmeklik buğday çeşidi yerine Bezostaya-1 ekmeklik buğday çeşidi ile yapılan 1:1 oranında paçal yapılmasıyla; ham protein miktarı, ham kül miktarı, amilaz aktivitesi, Zeleny sedimantasyon değeri, alveogram mukavemeti (P), enerjisi (W) ve ekmek içi gözenek emsali artmış, glüten indeks değeri ise düşmüştür (Tablo 8;). Düşük glüten miktarı, düşük glüten kalitesi ve yüksek miktardaki a-amilaz aktivitesi tritikalenin ekmeklik kalitesini düşürmektedir. Tritikale unun tek başına ekmek sanayinde kullanılmasında en büyük problem olan yüksek a-amilaz aktivitesi malt ve maya yapımı için uygundur. Tritikale genelde daha yüksek malt kaybına fakat yüksek malt ekstraktı, yüksek diastik gücü ve yüksek a-b amilaz aktivitesine sahiptir.

Tritikalenin insan gıdası ve hayvan yemi olarak taşıdığı potansiyeli geliştirerek, bölge ve ülkemize adaptasyonunu sağlamak amacıyla B.D.MİKHAM bünyesinde 1988-89 yılında tritikale çalışmaları başlatılmıştır. Bu program dahilinde tritikale hatları, verim ve diğer özellikler bakımından test edilmektedir (Tablo 9). Tritikale çeşit geliştirme çalışmaları çerçevesinde Tatlıcak-97 adıyla ülkemizin ilk fakültatif tritikale çeşidi 1997 yılında tescil ettirilmiştir. Ülkemiz için henüz yeni bir tür olmasıyla beraber ülkemizin çok farklı bölgelerindeki çiftçilerimiz tarafından kabul görmüş ve hızlı bir şekilde yayılmaktadır. B.D.MİKHAM'da her yıl 100 tondan fazla Tatlıcak-97 tohumluğu üretilmek ve satılmaktadır. Trakya'dan Doğu Anadolu'ya kadar bütün bölgelerimizde ekilmekte, un ve yem sanayinde giderek artan miktarlarda kullanılmaktadır. Ayrıca Trakya ve Ege bölgesi çiftçilerimizde tritikaleyi karışım veya tek başına silaj yapımında kullanmaktadırlar.

Triticale mi? Yoksa TRİTİKALE mi? Veya MELEZ mi?


Dünya da yeni bir bitki olan tritikale, ülkemiz için ise çok daha yenidir. 1940 yıllarında Dr. Osman Tosun tarafından yurdumuzda başlatılan ilk tritikale çalışmalarını, 1974 yılında Dr. İbrahim Demir'in yaptığı çalışmalar takip etmiştir. Hal böyle olunca veya ülkemize dışarıdan ithal bir şey geldiğinde tabii olarak ona kendi dilimizde kullanabileceğimiz bir isim bulunması gerekmektedir. Ülkemize yeni gelmiş, ithal edilmiş her hangi bir şey için, isim bulmada en kolaycı yol, hali hazırda dünyada özelliklede İngilizce'de (birazda modaya uyarak) kullanıldığı şekilde maalesef Türkçe'mizde kullanılmasıdır. Bundan dolayı bu bitkinin önce İngilizce'sine bir bakalım. Nedir bu bitkinin İngilizce'si; "Triticale". Bu bitkinin latincesi (tüm bitkilerin adlandırılmasında kullanılan ortak dil) ise "X Triticosecale Wittmack" dır. Yani öne sürüldüğü gibi "Triticale" bu bitkinin latincesi, ilmi adı değil, ebeveynlerinin latince isimlerinden türetilmiş İngilizce de ki yazılışıdır. Eğer biz bu bitki için İngilizce yazılışı olan Triticale'yi kullanacaksak bu Triticale mi yoksa TRİTİKALE mi olmalıdır diye tartışabiliriz. Eğer yanılmıyorsam İngilizce kelimeler Türkçe'mizde okunduğu şekilde yazılır ve okunması gerekir. Bundan dolayı dilimizde bu bitki için İngilizce ismi kullanılacaksa, bu Triticale değil TRİTİKALE olmalıdır. Yok eğer biz buna kendi dilimize uygun bir isim vereceksek bu konuda çalışan kişiler ile Dil konusunda ilgili şahıslar beraberce karar vermelidirler. Bu konuda ben ve arkadaşlarımın yapmış olduğumuz birkaç denemeyi aktarmak istiyorum. 1994 yılının başlarında, o zaman daha çeşit olarak tescil olmamış daha sonra 1997 yılında ülkemizde ilk tritikale çeşidi olarak tescil ettirilen Tatlıcak-97 çeşidinden, Konya Buğday Pazarına (Şimdi Konya Ticaret Borsası) bir miktar örnek göndermiştik. Ne fiyat vereceklerini ve ne diyeceklerini öğrenmek için. Borsadakiler önce buğday sanmışlar fakat kendilerine bunun Çavdar x Buğday melezi olduğu söylendiğinde, biraz da danenin kırışıklığından dolayı, TIRTIK demişlerdi. O zaman, biz bu ismin agronomik özellikleri son derece iyi olan bu bitki türü için biraz zayıf kalacağını düşündük. Daha sonra biz, arkadaşlarımızla, birkaç isim bulabilir miyiz diye ve İngilizce ismin türediği Triticum X Secale'den de yola çıkarak, (Buğday X Çavdar) BUDAR, BUÇAV v.b. isimler türettik. Fakat bunlar biraz zorlama isimlerdi ve tutmayacaktı. Tritikale, zaman içinde, köylü ve çiftçilerimiz arasında ise daha farklı isimlerle anılmaya başlandı. Amerikan çavdarı, Rus çavdarı, Çavdar Buğdayı ve MELEZ gibi. İlk ikisinin yanlış olduğunu çiftçilerimize anlatıyoruz. Son ikisi ise hem dilimize hem de tritikalenin tabiatına uygun ve çiftçilerimiz tarafından da kabul görmüş isimler. Bu sebeplerden dolayı, ülkemizde hızlı bir şekilde yayılan ve şu anda dilimizde farklı isimlerle adlandırılan bu yeni tahıl türü için, Türkçe telaffuz kuralına uygun TRİTİKALE veya çiftçimize ve de dilimize daha uygun olan Çavdar Buğdayı ve özelliklede MELEZ isimlerinden birisinin kullanılmasının daha uygun olacağını düşünmekteyim.

KAYNAKÇA

1) Aktaş,H. Kınacı, E., Yıldırım, A.F., Sayın, L., Kural, A. Konya Yövresinde Hububatta sorun Olan Kök ve Kökboğazı Çürüklüğü Etmenlerinin Saptanması ve Çözüm Yollarının Araştırılması. TOGTAG-1254 No’lu Proje, Kasım 1997, Ankara.
2) Azman, M.A., Çoşkun, B., Tekik, H. ve Aral, S. Tritikalenin yumurta tavuğu rasyonlarında kullanılabilirliği Hayvancılık Araştırma Dergisi. 7.1:11-14.
3) Bağcı,S.A. ve Ekiz,H. 1993. Tritikale’nin insan ve hayvan beslenmesindeki önemi Konya’da Hububat Tarımının Sorunları ve Çözüm Yolları Sempozyumu. Sayfa 135-151 12-14 Mayıs 1993. Konya.
4) Bağcı,S.A. 2000. Konya şartlarında çinko uygulamasının farklı tahıl türlerinde verim ve verim unsurları ve kalite üzerine etkileri. Selçuk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya.
5) Belnid,A. 1994. Nutritive and Economic value of triticale as afeed grain for poultry CIMMYT Economics Working Paper. 94-01. CIMMYT. Mexico. D.F.
6) Ekiz,H., Bagei,S.A.,Kiral,A.Ş. Eker,S., Gültekin,L., Alkan,A., and Çakmak, L. 1998. Effects of zinc fertilization and irrigation on grain and zinc concentration of various cereats grown in zinc-deficient calcareous soils Journal of Plant Nutrition, 21 (10), 1225- 2256.
7) Elgün,A., Türker,S. ve Bağcı, S.A. 1996. Paçal yapısında tritikalenin yumuşak buğday yerine Kullanılması Un Mamülleri Dünyası, 4-10.
8) Pfeiffer, W.H.1992. Triticale improvoment strategies at CIMMYT: Exploiting adapitive patterns and end-use orientatiron. In: Proceedings, 7 th Regional Wheat Workshop fer Eastrn. Central and Southern Africa.
9) Pomeranz, V., Barkhard,B., and Moon, L.C. 1970. Triticale in malting and brewing Soç.Brew.Chem.Proc.
10) Singh,R.P., and Sari,E.E. 1991. Biotic stresses in triticale. In: Procedings of the International Triticale Symposium. CIMMYT, Mexico, DF.
11) Torun,B.,Çakmak,Ö.,Özbek,H. ve Çakmak,İ. 1998. Çinko eksikliği koşullarında yetiştirilen değişik tahıl türlerinin ve çeşitlerinin çinko eksikliğine karşı duyarlılığın belirlenmesi. Sayfa 363-369. I.Ulusal Çinko Kongresi. 12-16 Mayıs 1997. Eskişehir.
12) Varaughese G.,Pfeiffer, Wall., and Peua, R.J. 1996. Triticale A.successful alternative cop. Reprinted from Cereal Foods World July 1996. vol, 41, Nos. 6 -7.

23 Ocak 2011 Pazar

Anadolu uygarlıklarının izinde buğdayın kökleri

Anadolu uygarlıklarının izinde buğdayın kökleri
Dr. Hatice BİLGİÇ


 
Türkiye, çok çeşitli zenginlikleri barındıran, şanslı bir coğrafya üzerinde yer alıyor. Genellikle "tarihi ve doğal zenginliklerimiz" olarak özetlenen bu değerlerimizin arasına, hem ekonomik hem kültürel açıdan ülkemizin en önemli ürünlerinden ‘buğday’ı eklemek yerinde olur.


2000 yılında, dünya üretiminin yüzde 3.6’sını karşılayan Türkiye (BM Gıda ve Tarım Örgütü-FAO, 2000), dünyanın en önemli buğday üretici ve tüketici ülkeleri arasında yer alıyor. Yadsınamaz ekonomik öneminin yanında buğday, yurdumuzda toplumsal ve kültürel, aynı zamanda da tarihi hatta arkeolojik bir değer. Zira, buğdayın yurdumuz topraklarındaki öyküsü, pek çoğumuza hayal etmesi bile güç gelebilecek kadar eski zamanlara; okuduğumuz, bildiğimiz tüm uygarlıklardan öncelere uzanıyor. Buğday, insanın bugün ulaştığı yaşam biçimini belirleyen devrim niteliğindeki değişikliklerin, üstelik de bugün üzerinde yaşadığımız coğrafyada meydana gelen değişikliklerin merkezinde yer alan değer. Nasıl mı? İşte başlıyoruz:
Günümüzden 12 bin yıl önceye gidelim. Göçebe insan toplulukları, eski dünyada uzun süren buzul çağının ardından gelen daha elverişli iklim koşulları sayesinde sayıca çoğalmaya ve doğada hazır bulduklarından daha fazla yiyeceğe gereksinim duymaya başladılar. Bunlar arasında, bugün "Verimli Hilal" dediğimiz bölgede yaşayanlar diğerlerine göre daha şanslıydılar. (Verimli Hilal, bugünkü İran, Irak, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin’i kapsayan yay biçimindeki bölgenin adıdır, bkz. Şekil 1.) Çünkü bu bölge başta buğday ve arpa olmak üzere pek çok tahılın yabani atalarının merkezidir ve insanların küçük, ama elde etmesi kolay ve besleyici değeri yüksek buğday ve arpa tanelerini fark edip diyetlerine ve yaşamlarına katmaları kadar doğal bir şey olamazdı. Önceleri bu iki tahılı doğadan toplarken, zaman geçtikçe kendileri ekip biçmeye başladılar. Bu durum, günümüzden bakınca algılanması zor büyüklükte bir sonucu beraberinde getirdi: İnsanlar, var oldukları ilk günden beri, binlerce yıldır sürdürdükleri göçebe avcı-toplayıcı hayat biçiminden yerleşik-üretici yaşama geçtiler, çünkü ekim ve hasat aynı yerde uzun süre kalmayı gerektiriyordu. Olasılıkla, uzunca bir süre her iki yaşama biçimi de beraberce götürüldü, ama sonunda, günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce yeryüzünde tarım yapılan ilk insan köyleri güneydoğu Anadolu’da ve kuzey Suriye’de görülmeye başladı (Nesbitt ve Samuel, 1996). Suriye’deki Abu Hüreyra ve Türkiye’deki Cafer Höyük, Çayönü, Nevali Çori gibi arkeolojik ören yerleri bu ilk tarım köyleri arasındadır. Bundan sonraki 1500 yıl içinde de buğday tarımı güneye (Örneğin Ürdün Vadisi’ndeki Beidha), doğuya (İran’daki Jarmo ve Ali Kosh) ve batıya (Orta Anadolu’daki Aşıklı Höyük, Can Hasan III ve Çatalhöyük) yayıldı (Nesbitt, 2001). Avrupa’da ele geçen en eski kültür buğdayı örnekleri Yunanistan’dan elde edilip M.Ö. 5900 yıllarına tarihlenenlerdir (Nesbitt ve Samuel, 1996). Neolitik (Yenitaş Çağı) olarak adlandırılan bu döneme ait yerleşmelerden, düzenli olarak ele geçen buğday kalıntıları tarımın, artı ürünün, yerleşik yaşamın ve toplumsal değerlerin ortaya çıkmaya başladığı ilk zamanlarda buğdayın insanlar için vazgeçilmez yerine işaret etmektedir. Daha sonraları Anadolu’da görülmeye başlanan siyasi yapılanmalar ve büyük devletler döneminde ise buğdayın ekonomik ve kültürel önemi geride bıraktıkları büyük miktarlardaki buğday stokları ve kayalara oydukları dinsel sahnelerden izlenebiliyor. Örneğin, Anadolu’daki en eski ve ilk imparatorluğu kuran Hititlerin Çorum yakınlarındaki başkenti Hattuşa’da, M.Ö. 13. yüzyıla tarihlenen 4200-5900 ton kapasiteli buğday siloları bulunmuştur (Seeher, 2001). Yine Hititlere ait Konya yakınlarındaki İvriz Kaya Kabartması ise buğdayın toplumsal ve dinsel önemine işaret ediyor (Şekil 2). Van’a bağlı Patnos’ta, M.Ö. 800-700’lere tarihlenen Urartu tapınak ve sarayının yakınlarında da ortaya çıkarılan zahire siloları ve ele geçen buğday kalıntıları (Balkan, 1964) benzer geleneklerin Anadolu’da binyıllar boyu devam ettiğine işaret ediyor. Buğday, Anadolu’da yer alan tüm uygarlıklarda, günümüze kadar önemini korumuştur.
Buğday, insan yaşamını ekonomik ve kültürel olarak etkilerken, insan da buğdayın evrimini etkilemiştir. İlk tarım köylerinde ekilen iki çeşit buğday vardı: Siyez (Triticum monococcum) ve gernik (Triticum dicoccum). Bunlar, yabani atalarına göre biraz daha iri taneli ama yine yabaniler gibi kavuzlu (taneyi sıkıca saran örtü) ve başağı taşıyan sapları yarı kırılgan yapıda türlerdi. Daha sonraki dönemlerde ise iri taneli, uzun boylu ve kavuzsuz, bu nedenle işlemesi çok daha kolay iki tür ortaya çıktı: Makarnalık buğday (Triticum durum) ve ekmeklik buğday (Triticum aestivum). Buğdayın geçirdiği bu genetik ve fiziksel değişiklikler, insanların kendi işlerine yarayan özellikteki buğdayları seçerek bir sonraki yıl ekmek üzere ayırmaları ile başlayıp zaman içinde birikerek oluşan seçilim baskısının sonucudur. Bugün tüm dünyada ekimi yaygın olarak yapılan yalnız bu iki türdür. Türkiye’nin bazı yüksek bölgelerinde ise çok kısıtlı miktarda da olsa, çoğunlukla hayvan yemi olarak siyez ve gernik tarımına rastlanmaktadır. Dünyanın başka bölgelerinde de yöresel iklim ve toprak koşullarına uygun, kısıtlı miktarda üretimi yapılan başka buğday türleri ya da alttürleri mevcuttur. Ayrıca, Avrupa’daki spelt buğdayı gibi (Triticum spelta) geçmişte çok yaygın olarak ekilirken sonradan makarnalık ve ekmeklik buğdaylar ile yeri değiştirilen ve kaybolan buğday türleri de vardır.
İşte dünyadaki bu buğday çeşitliliğini ve durum (makarnalık) ile ekmeklik buğdayların nerde, ne zaman ve nasıl oluştuğunu, nasıl yayıldığını anlamak, hem biyologları hem arkeologları fazlasıyla çeken bir konu olmuştur. Bu konuda iki çeşit temel bilgi kaynağı mevcuttur: Günümüzdeki yabanıl ve ilksel buğday türlerine ait örnekler üzerinde çalışarak geçmişe ait çıkarımlarda bulunmak ya da arkeolojik kazılardan elde edilen buğdayları inceleyerek o dönemler hakkında bilgi edinmek. En sağlıklı sonuçlar, bu iki bilgi kaynağının beraberce değerlendirilmesiyle elde edilebilir. Ülkemiz, her iki alan açısından da çok şanslıdır.
Ülkemiz yabanıl buğday türlerinin (Aegilops sp.) genetik çeşitlilik merkezidir. Orta Doğu ve ona komşu Akdeniz çevresi ile Batı Asya, 22 yabanıl buğday türünün yayılım gösterdiği alandır. Ancak 14 tür ile bunların en yoğun biçimde birarada bulunduğu coğrafya ülkemizdir (Van-Slageren, 1994). Ülkemizin her köşesinde rastlayabileceğimiz yabanıl buğday türleri, hem buğdayın ıslahı, yayılışı ve evrimi ile ilgili çalışmalarda hem de günümüzdeki makarnalık ve ekmeklik buğdayların kalitelerinin artırılması amacıyla yapılan genetik iyileştirme çabalarında büyük önem taşımaktadır (Şekil 3). Günümüze ait yabanıl ve ilksel (siyez) buğday örnekleri üzerinde yapılan çalışmalar, Diyarbakır’daki Karacadağ bölgesinin siyez çeşidi buğdayın tarımının başladığı yer olduğunu göstermiştir (Heun, 1998). Bu önemli çalışma, ülkemizdeki buğday varlığı ve çeşitliliği üzerine kapsamlı araştırmalar yapılması gereğini göstermektedir. Böylece, ülkemizin buğday tarihi, gelişimi ve iyileştirilmesi konularındaki henüz keşfedilme aşamasında olan büyük potansiyelini kullanma olanağı doğacaktır.
Arkeolojik ören yerlerinden elde edilen buğday taneleri yangın vb. olaylar sonucunda yüksek ısı altında havasız kalarak kömürleşmiş, böylece de günümüze kadar korunabilmişlerdir. Bunlar buğdayın ıslahı, evrimi ve dağılışı konularında doğrudan bilgi sağlayan kaynaklardır. Arkeobotanikçiler (arkeolojik kazılardan elde edilen bitki kalıntılarını botanik özellikleri açısından inceleyen biliminsanları) bu taneleri sınıflandırarak hangi buğday türüne ait olduklarını büyük doğrulukla saptayabilirler. Ayrıca, bu konulardaki bilgi edinebilirliğimizi artıran ve son 10-15 yıldır biyoloji ve arkeoloji dünyasını heyecanlandıran yeni bir bilim dalı doğmuştur: Biyomoleküler arkeoloji. Bu alanda uygulanan teknikler ile binlerce yıllık buğday tohumlarının içinde, çeşitli çevresel ve kimyasal etmenlerle çok küçük parçalara bölünmüş durumdaki genetik kalıtım materyali (DNA molekülleri) elde edilebilmekte ve çoğaltılarak üzerinde çeşitli genetik analizler uygulanmaktadır. Bu analizler sonucunda tür düzeyinde teşhisler ve günümüzdeki buğdaylar ile binlerce yıl öncekileri genetik düzeyde karşılaştırmak mümkün olabilmektedir (Bilgiç, 2002). Bu yöntemlere dayanarak yapılan deneysel çalışmalarla Anadolu’daki en eski buğday tarımı ile ilgili bilgi elde etmek mümkün olmaktadır. Bu çalışmalar göstermiştir ki, tarım köylerinde ekilen eski buğday türleri görünüşleri yönünden günümüzdekilere benzemekle beraber çok daha küçük tanelidir ve genetik düzeyde günümüzdekilerden farklıdır (Bilgiç, 2002). Bu sonuç, insan eliyle 12 bin yıl gibi evrim için kısa bir sürede buğdayın geçirdiği büyük genetik gelişime işaret etmektedir. Ayrıca, ekmeklik buğdayın Anadolu’da sanılandan daha eski tarihlerden beri bilindiği ve tarımının yapıldığı ortaya çıkmıştır.
Kısacası, her gün soframızı süsleyen, onsuz yapamadığımız ekmeğin ve buğdayın yurdumuzdaki tarihçesi, dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar eskiye, buğdayın insanın yaşamına girdiği ilk dönemlere dayanıyor. Üstelik bu topraklar için önemini ve güncelliğini hiç yitirmeden bugünlere ulaşıyor. İlk örneklerini görmeye başladığımız teknolojik yenilikleri içeren bilimsel araştırmalar ile bu alanlardaki geçmişimiz ve zenginliğimiz, gelecek yıllarda daha fazla ortaya konabilecek ve Anadolu’nun insanlığa armağan ettiği değerleri hem daha geniş bir çerçevede öğrenmek hem de buğdayın verimlilik ve kalitesinin artırılması amacıyla kullanmak mümkün olabilecektir.

Kaynaklar:
  • K. Balkan,"Patnos’ta Keşfedilen Urartu Tapınağı ve Urartu Sarayı", Türk Tarih Kurumu Yıllık Konferansları I, Türk Tarih Kurumu Yayınları XVII Seri No I, Ankara 1964, sayfa 235-243.
  • H. Bilgiç, "Türkiye’den Yabanıl ve İlksel Buğday Türlerinin Mikrosatelit Belirteçleri ve Arkeolojik DNA Analizine Dayalı Genetik İlişkileri", Doktora tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara 2002.
  • FAO, 2000, FAOSTAT Agriculture Database (http://apps.fao.org/cgi-bin/nph-db.pl?subset=agriculture)
  • M. Heun, R. Schafer-Pregl, D. Klawan, R. Castanga, M. Accerbi, B. Borghi ve F. Salamini. "Site of Einkorn Wheat Domestication Identified by DNA Fingerprinting", Science, 1997, 278: 1312-1314.
  • M. Nesbitt ve D. Samuel, "From staple crop to extinction? The archaeology and history of the hulled wheats" in Hulled Wheats: Proceedings of the First International Workshop on Hulled Wheats 21-22 Temmuz 1995, Pascoli, İtalya S. Padulosi, K. Hammer, ve Heller J. eds. IPGRI, Roma 1996, İtalya s. 41-100.
  • Jürgen Seeher, "Hattuşa Kazı Sonuçları" T.C. Kültür Bakanlığı, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü 22. Kazı Sonuçları Toplantısı (22-26 Mayıs 2000, İzmir) Bildirileri Ankara, 2001. s. 303-314.
  • Van-Slageren, M.W., "Wild Wheats: A monograph of Aegilops L. and Amblyopyrum (Jaub. & Spach) Eig (Poaceae)" Veenman Drukkers, Wageningen, Hollanda, 1994.
  • http://www.bugday.org/article.php?ID=121

4 Aralık 2010 Cumartesi

Buğday



Buğday Nedir?

Buğday (Triticum), Buğdaygiller (Poaceae) ailesinden bütün dünyada ıslahı yapılmış tek yıllık otsu bir bitkidir. Karasal iklimi tercih eder. Mısır ile birlikte dünya çapında ikinci en fazla ekimi yapılan tahıldır. Bunları Pirinç takip eder. Buğday; Un, yem üretilmesinde kullanılan temel bir besin Maddesidir. Kabuğu ayrılabileceği gibi kabuğu ile de öğütülebilir. Buğday aynı zamanda çiftlik hayvanları için bir yem maddesi olarak da yetiştirilmektedir. Hasattan sonra atık ürün olarak saman balyası çıkar.

Ülkemizde en çok İç Anadolu bölgesinde yetişmektedir. Bu nedenle bölge "Türkiye'nin Buğday Ambarı" olarak da anılmaktadır.

Buğdaygiller ailesinden, başak biçiminde çiçeklenen, tohumları genelde insan gıdası olarak kullanılan, yapısında bulunan nişasta tabiatında olmayan Polisakkaritler nedeniyle kanatlı rasyonlarında sınırlı kullanılan bir yıllık otsu bitki.

Buğdaygiller (Gramineae, Poaceae) familyasından, çiçeklenmesi başak şeklinde, tohumları kullanılan, ülkemizde geniş bir alanda kültürü yapılan, bir yıllık otsu bitki.

BUĞDAY

İnsanların beslenmesinde buğday en temel gıda maddelerinden birisidir. Buğday Ekmeğin esas maddesidir. Un haline getirilerek Ekmek ve diğer Unlu gıdalarda kullanıldığı gibi tane halinde bulgur olarak da gıda sektöründe yerini almaktadır.

Buğdayın Orijini :

Buğdayın orijini kesin bilinmemekle beraber, eldeki bazı delillere dayanarak Anadolu’nun kurak yaylaları Buğdayın vatanı olarak gösterilmektedir. Halen buğdayın yabani çeşitleri Suriye, Filistin ve Anadolu’nun bazı bölgelerinde yetişmektedir.

Kesin olarak buğdayın ne zaman nerede ve kimler tarafından kültüre alındığı, yani ekilip biçilmeye başlandığı bilinmemektedir. Kesinlikle bilinen şey Akdeniz ülkelerinin geçmiş tarihlerinde buğdayın halk beslenmesinde önemli rol oynadığıdır.

Özellikle Arpanın halk beslenmesinde Buğdaya nazaran çok daha önce kullanılmaya başlandığı iddia edilmektedir.

Buğdayın Sınıflandırılması :
Buğdaylar genel olarak Botanik yapıya göre 3 grup altında sınıflandırılmaktadır.

Makarnalık Buğday (Triticum Durum)
Ekmeklik Buğday (Triticum Aestivum)
Topbaş veya Bisküvilik Buğday (Triticum Compactum)
Buğday piyasasında daha ziyade Buğdaylar diğer karakterlerine göre sınıflandırılmaktadırlar. Örneğin ;

Tane sertliğine göre : Sert Buğday - Yumuşak Buğday
Tane rengine göre : Kırmızı Buğday - Beyaz Buğday
Ekilişlerine göre : Yazlık Buğday - Kışlık Buğday
Ülkemizde Buğday Üretimi :
Buğdayın yetişme şartlarına uygun olan yurdumuzun her yöresinde buğday ekilmektedir ve ekiliş ve istihsal yönünden birinci planda yer almaktadır. Ülkemizde tarla ziraatına ayrılan ekili alanların % 83’ünü buğday alanı kaplar. Ortalama üretilen buğday miktarı ise 18 milyon tonun üzerindedir.

Buğdayın Dış Görünüşü :
A ) Renk :
Buğday tanesi beyaz, açık sarı, sarı kırmızı, Kehribar ve esmer olmak üzere muhtelif renklerde olur. Tane rengi dış kabuktan değil tohum kabuğundan ileri gelir. Tanede renk çok önemli olmaktadır. Amerika’da buğdayların sınıflarına ve derecelerine ayrılmasında renk ölçü ve sınıf özelliği olarak ele alınmaktadır. Tanenin rengi buğday çeşidini belirtmesi ve depolanmış buğdayın sıhhati hakkında fikir vermesi bakımından da önemli bulunmaktadır. Makarnalık buğdayların rengi koyu esmer, kehribar olduğu halde, ekmeklik buğdaylar daha ziyade beyaz, sarı gibi açık renkli olurlar.

B ) Şekil :
Buğday tanesi uzunca veya toparlak, yuvarlak şekillerde ve çeşidine göre farklı iriliktedir. Tanenin uzunluğu 3–5 milimetre veya 5–8 milimetre, genişliği 1.5–2.5 veya 2.5–4 milimetre arasındadır. Tanenin ön tarafında boydan boya uzanan karın çizgisi denilen yarıkla tane ikiye ayrılmış gibidir. Sırt kısmı ise biraz kamburcadır. Tanenin alt ucunda Rüşeym-Embriyo, üst tarafında sakalcıklar vardır. Tane şekli çeşide göre değişmektedir. Makarnalık buğdaylar iri ve uzun, ekmeklikler daha ufak ve toparlakçadır.

C ) Tane Yapısı :
Buğday Tanesinin Yapısı

Buğday tanesi esas olarak üç kısma ayrılır.
a – Kabuk (Perikarp-Kepek) Ortalama tanenin % 12’sini teşkil eder.
b – Rüşeym (Embriyo–cücük) Ortalama tanenin % 3’ünü teşkil eder.
c – Tane içi (Endosperm-unlu kısım) Ortalama tanenin % 85’ini teşkil eder.

Bu üç kısım yapı ve vazife itibariyle birbirinden farklıdır:

a ) Kabuk (Perikarp–kepek) :
Kabuk taneyi dıştan saran koruyucu tabakadır. Bu kısım dıştan içe doğru üç tabaka halindedir. Bunların altında Aleuron tabakası vardır. Aleuron tabakası ile kabuk kısmı öğütmede kepek olarak ayrılır.

Kabuğun en dışta gözle görülen kısmını epidermis hücreleri meydana getirir. Bu hücrelerin dış zarlarında kutin ve lignin maddeleri vardır. Hücre içi ise balmumuna benzeyen madde ile doludur. Bu balmumu maddesi Su ve mikropları tane içine geçirmez.

Epidermis altında bulunan ikinci tabaka tohum kabuğu (testa) tabakasıdır. İki kat esmer renkli hücrelerden meydana gelmiştir.

Üçüncü tabaka Aleuron tabakasıdır. Enzim ve vitaminlerle buğdayın karakteristik rengini veren renk maddeleri de bu hücrelerin içindedir.

b ) Rüşeym (Embriyo-cücük) :
Buğday tanesinin ikinci kısmı Rüşeym’dir. Tanenin alt köşesinde yerleşmiştir. İçerisinde yeni çıkacak Bitkinin bütün parçaları vardır ve tanenin hayatiyetini temin eden Canlı bir kısmıdır.

c ) Tane İçi (Endosperm-Unlu kısım) :
Buğday tanesinin üçüncü ve bizim için en önemli kısmı endospermdir. Bu kısımda bulunan hücrelerde nişasta ve Azotlu maddeler birbirine kenetlenmiş halde bulunur.

Buğday tanesinde insan gıdası olarak istifade edilen un Endosperm (tane içi) den elde edilir. Kabuk ve Ruşeym kısmı un vermez. Bunlar kepekte kalır.

Buğday Tanesinin Bileşimi :
Buğday tanesinde sudan ayrı olarak karbonhidratlar, Protein, yağ, selüloz, madeni maddeler, enzim ve vitaminler vardır. Bu maddelerin buğday tanesindeki miktarları, çeşide ve yetiştiği bölgeye göre değişmektedir. Ortalama olarak bu maddelerin miktarları şöyledir.

Su 12,0
Karbonhidrat 70,0
Protein 12,0
Yağlar 2,0
Selüloz 2,2
Kül (Madensel Maddeler) 1,8
TOPLAM: 100

Su :
Buğdayın yetiştiği bölgeye göre tanedeki su miktarı da değişmektedir. Kurak yörede yetişen Buğdaylarda su miktarı az, fazla yağışlı rutubetli yerlerde yetişen buğdayların su miktarları da fazla olur. Hasat zamanı ile buğdayın olgunluk devresindeki rutubet miktarı da tanedeki su nispetine tesir eder. Buna mukabil buğday çeşitlerinin su nispetine önemli tesiri yoktur. Daha çok yetiştiği bölgenin tesiri bulunmaktadır. Yapılan araştırmalara göre memleketimiz buğday çeşitlerinin ortalama % 10 nispetinde su ihtiva ettiği görülmüştür.

Karbonhidratlar :
Buğdayda bulunan karbonhidratların ekseriyetini nişasta teşkil eder. Buğday nişastası yuvarlak hücreler halindedir. Tane içerisindeki nişasta proteinli maddelerle sıkı sıkıya sarılmış bir vaziyettedir. Bununla beraber Mekanik yollarla, mesela yıkama ile proteinli maddelerden ayrılır.

Proteinler :
Buğdaylarda Protein miktarı ortalama olarak %6 ile %20 arasında değişmektedir. Bu kadar geniş bir marj buğday çeşitlerinin ve yetiştiği Toprak, iklim şartları gibi faktörlerin değişik olmasından ileri gelmektedir.

Genellikle tanenin süt olum devresinde bol yağış olması, protein miktarını azaltmakta, aksine bu devrenin kurak geçmesi tanenin protein bakımından zenginleşmesine neden olmaktadır.

Yetiştiği toprağın yüksek derecede azotlu gübre ile gübrelenmesi de tanenin protein nispetini yükseltmektedir. Genel olarak ekmeklik buğdayların protein nispetinin % 12’den az olmaması istenir.

Madensel Maddeler – Kül :
Buğday tanesinde bulunan madensel maddelere kül adı verilmektedir. Tane kül nispeti topraktan alınan gıda maddeleri ile alakalı olduğu gibi çeşide göre de değişmektedir. Umumiyetle makarnalık buğdaylarda kül nispeti diğer çeşit Buğdaylara nazaran daha fazladır. Memleketimiz buğdaylarında ortalama olarak kül nispeti % 1.6 civarındadır.

Buğday tanesinde yukarıda izah edilen maddelerden başka yağlar, selüloz ve vitaminlerle Enzimler de bulunmaktadır.

Ülkemizde Yetişen Buğday Çeşitleri :
Türkiye’de yetiştirilen buğdaylar tür ve çeşit olarak çok farklıdır. Bir zamanlar "durum" nev’i ve çeşitleri fazla yetiştirildiği halde son 50 yılda daha ziyade ekmeklik çeşitlerin üretilmesi artış göstermiştir. Bununla beraber durum ve yumuşak buğdayların yetiştiği bölgeler tabiat şartlarının tesiriyle pek fazla değişmemiştir.

A – Ekmeklik buğdaylar :
Memleketimizde yetişen ekmeklik buğday çeşitleri genellikle beyaz–sarı renkli, küçük taneli, yazlık–kışlık ekilen ve nişasta miktarı fazla buğdaylardır. Aynı çeşitten olan fakat tane rengi kırmızı olan ve kışlık ekilen kızılca, daha küçük taneli olup yazlık ekilenler ve sünter adı verilen buğdaylar da bulunmaktadır.

B – Makarnalık Buğdaylar :
Memleketimizin makarnalık buğday çeşitleri Trakya, Orta Anadolu Güney Anadolu Bölgesinde yetişmelerine göre isim almakta ve gruplaşmaktadırlar. Bu çeşit buğdayların taneleri daha büyük ve renkleri de koyu sarı, kehribardır. Bu çeşit buğdaylardan irmik alınması istenildiğinden fazla züccaci taneli olanlar tercih edilir.



Buğdayın Öyküsü

Yeşile hasret,
Toprak damları arsız,
Ve kör bir bıçağa benzeyen
Rüzgarı amansız
Bir dağ başındayım.

Köyün kırkbeşliğinden,
Boyun eğmiş yazgısına
Çulsuz oğlu
Ahmet'in;
Karanlık ambarındayım.
Ben:dam diplerinde
Koca kafalı çocukların,
Ben ömür tüketenlerin tarlada
Kızlı kızanlı
Ben:boğazlarında
Bir lokma ekmek,
Biricik aşıyım,
Ben:dağda taşta Anadolu'mun
Yaşam savaşıyım.






Unun hammaddesi buğday;
Beslenmenin temelidir buğday
Dünyada tahıllar grubundan en çok yetiştirilen tarım ürünüdür buğday,
İnsanın köle olduğu bitkidir buğday,
Çiftçinin nasırlı elleri, alın teridir buğday,
Ekmeğin ağacıdır bir bakıma buğday,
İnsanlık tarihi için en önemli bitkidir buğday,


Tarlada emektir buğday,
Harmanda başaktır buğday,


Değirmende undur buğday,
Fırında ekmektir buğday,


Bazen de pastadır börektir buğday,



Karıncanın hikayesidir kısacası
Hani deriz ya ekmek parasına çalışıyoruz diye;



İşte o ekmeğin ilk halidir buğday....




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
back to top