anason etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anason etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2013 Cuma

Bitki Çayları Nasıl Demlenir?


Uzmanlar bitki çaylarının hepsinin aynı şekilde demlenmesinin doğru olmadığı konusunda hem fikirler. Zira bazı bitkilerin demlenmesi için normal çay demleme yöntemi uygun olurken, bazılarında ise haşlama – kaynatma yönteminin elzem olması söz konusudur.
Bu yazımıda sizlere her iki yöntemi de izah etmeye çalışacağız. Bunları ise yaprak ve kök bitki çayı demlemesi olarak ayırmak çok daha doğru olacaktır.
Yaprak Bitki Çayı Demleme
Ihlamur, ekinezya, adaçayı, yeşil çay, anason, biberiye, gül, papatya, melisa, sinameki, hatmi çiçeği, kuşburnu, hibisküs gibi çayları kimisi çiçeğinden, meyvesinden kimisi ise yaprağından çay elde edilse de benzer demlenme şekilleri nedediyle bu sınıfta inceleyeceğiz.
Aslında tamamen normal çay demleme şeklinde başlıyoruz işleme. Önce saf suyumuzu kaynatıyoruz. Ardından çayını yapacağınız bitkinin yapraklarını kaynamış ve en az 1 dakika dinlenmiş olan suya ekliyoruz. Tabi bu kısımda miktarları da dikkate almalıyız. Genellikle 1 tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ot için dörtte bir litre su kullanmak gerekir. Son olarak çayımızın demlenmesi için 5 ila 10 dakika bekletiyoruz. (Bu bekleme süresi bitkiden bitkiye değişiklik göstermektedir.) Bitki çayımız içime hazır. Afiyet olsun.
Kök Bitki Çayı Demleme
Öncelikle kök bitkilere örnekler vermekle başlayalım işe; zencefil, havlucan, kabuk tarçın gibi sert ve kök bitkiler… Bu bitkilerden çay yapacağınızda ise aynı miktarda su ve bitkiyi birlikte cezveye/tencereye koyup kaynatma yoluyla çayımızı yapabiliriz. Cezvenin/tencerenin kapağını kapattıktan sonra düşük ateşte 15 ila 20 dakika haşlamaya bırakıyoruz. Daha sonra ise bir süzgeç yardımıyla kök bitkinin açığa çıkardığı suyu (çay) süzerek servis edeceğimiz kaba alıyoruz. Kök bitki çayımız içime hazır. Bu çayların tatlandırılmasında limon ve bal sıklıkla kullanılan yöntemlerdir.

27 Şubat 2011 Pazar

AROMATİK VE TIBBİ BİTKİLER

AROMATİK VE TIBBİ BİTKİLER


(Adaçayı)

 (Kekik) 

(Nane) 

(Biberiye)

(Lavanta) 

(Oğulotu)

 (Anason) 


(Fesle
ğen)




Doğaya dönüşümün bir slogan haline geldiği günümüz dünyasında tıbbi ve aromatik bitkiler Türkiye'de de önemli bir yere gelmiştir. Türkiye pek çok bitkinin gen merkezi olmasının yanında, bazı endemik türlerin de bulunduğu coğrafik bölgeleri içermektedir.
İnsanlar yüzyıllardan beri hastalıklara karşı elde ettikleri bitkiler ile çare bulmaya çalışmışlardır. Hastalıkları, bitkiler ile tedavi etme yöntemleri oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Bundan dolayı bitkilerin tedavide kullanımı, günümüze kadar devam etmiştir.
Birçoğu tesadüfen, birçoğu da merak sonucu denenerek etkileri anlaşılan doğal ilaçlar, kulaktan kulağa yayılarak herkes tarafından tanınmış ve yıllar geçtikçe daha farklı bitkilerin başka dertlere de deva oldukları anlaşılmıştır. Diğer bir gelişme de bu bitkilerin, beslenmede lezzet, koku, tad verici ve iştah açıcı özelliklerinin anlaşılması ve kullanımının yaygınlaşmasıdır.
Dünyanın gelişmiş ülkeleri özellikle tedavide bitkisel kaynaklara yönelmiş durumdadırlar. Tedavide kullanılan ilaçların önemli bir kısmını doğal kaynaklı ilaçlar oluşturmaktadır. Doğal kaynaklı ilaçların kullanım oranı gelişmiş ülkelerde %60, gelişmekte olan ülkelerde ise %4 civarındadır.
Bugün Türkiye florasında 9000'in üzerinde bitki türü olduğu kabul edilmiştir. Bu bitkilerin 1000 kadarı, ilaç ve baharat bitkileridir.
Dünya'da yaşam standardı yükseldikçe tüketim de artmaktadır. Bu artış, tıbbi ve aromatik bitkiler içinde geçerlidir. Bu bitkilerin tüketim alanı çok geniştir. En önemli kullanım alanı ise ilaç, parfüm, kozmetik, diş macunu, sabun şeker sanayi olup ayrıca baharat olarak tüketilmektedir.
1.1. LATİNCE ADI: Salvia Officinalis
1.2. İNGİLİZCE ADI: Garden Sage
1.3. MAHALLİ ADLARI: Adaçayı, Ayı Kulağı, Misk Adaçayı, Diş Otu
1.4. BİTKİ HAKKINDA GENEL BİLGİ VE ÜLKEMİZDEKİ YAYILIŞI:
Adaçayının bugüne kadar 500 türü tesbit edilmiştir. Bu türler tropik ve subtropik bölgelerde dağınık olarak bulunurlar. Ülkemizde ise yaklaşık 90 kadar salvia türü bilinmektedir. Adaçayları bir ya da çok yıllık, çoğunlukla güzel kokulu, çalı görünüşünde ve tüylü bitkilerdir. Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgelerinde; dağlarda, steplerde, tarım arazileri civarında ve ormanlık sahalarda yetişmektedir. Tıbbi özelliği olan salvia officinalis l. Ülkemizde tabii olarak yetişmemekte, ancak tohumu temin edildiğinde kolaylıkla kültüre alınarak yetiştirilebilmektedir.
1.5. KULLANILAN BÖLÜMLERİ:Kurutulmuş Yaprakları
1.6. SANAYİDEKİ KULLANIM ALANI:
Adaçayı yapraklarının enfüzyonu ilaç sanayinde gargaralar ve şurupların bileşimine girerek boğaz ağrıları ve iltihaplarına karşı kullanıldığı gibi, dezenfekten, antiseptik olarak bunun yanında da mide ve barsak spazmlarını çözücü ilaçların yapımında değerlendirilir. Ayrıca hoşa giden kokuları sebebiyle kozmetik sanayinde de geniş kullanım alanı bulunmakta, özellikle dinlendirici vasıftaki banyo köpüklerinin imalinde kullanılmaktadır. Son yıllarda tedavi edici özelliği olan diğer bitkiler ile karıştırılıp poşet halinde hazırlanan çayları da piyasaya çıkmaktadır. Uçucu yağda bulunan thujol zehirli bir madde olup; düşük dozlarda titreme ve halisünasyon yüksek dozlarda da saraya benzer titremeler akabinde uyuşukluk ve bitkinlik şeklinde etki ettiğinden günlük maximum doz önemli olup, genellikle enfüzyonu kullanılır.
1.7. HALK ARASINDAKİ KULLANIMI:
Halk arasında çay gibi demlenerek (enfüzyonu) boğazdaki iltihaplanmalar, yorgunluk, sinir zafiyetine karşı kullanılır. Ayrıca balve sirke ile karıştırılarak ruhi depresyonlar, şiddetli soğuk algınlıkları ve bazı kadın hastalıklarına karşı kullanılmaktadır. İshal kesici ve iştah artırıcı olarak da faydalanılmaktadır.
1.8. DROG OLARAK ÖZELLİKLERİ:
Yatıştırıcı, midevi idrar söktürücü, terletici, dinlendirici, ağız ve boğazlarda antiseptik, dezenfektan özellikleri vardır. 
1.9. VERİM:
Avrupa'da yeşil-yaş herba verimi, ilk yılda 300-400 kg/da ikinci ve üçüncü yıllarda 800-1200 kg/da arasındadır. Ege bölgesinde yapılan bir denemede ilk sene 862 kg/da ikinci sene 2141 kg/da üçüncü sene, 2384 kg/da yeşil herba elde edilmiştir. Gübre verilmeksizin yapılan üretimden ise 1238 kg/da; 5 kg/da azot verilince 2333 kg/da;10kg/da azot verilince 3481 kg/da yeşil herba alınmıştır. (ilisulu -1992)
1.10. DIŞ TİCARETİ:
Doğada kendiliğinden üreyen adaçayları, toplanıp pazarlanır, alım satımı yapılır. Halen batı ve güney illerimizde en çok olmak üzere hemen hemen tüm baharatçılarda satılmaktadır. Fransa, Almanya, A.B.D ve diğer bazı ülkelerde üretimi yapılmaktadır. Günümüzde en çok doğal yetişen adaçayları tüketilmektedir.
İHRACAT MİKTARI:
YILLAR
MİKTAR (KG)
DEĞER ($)
1997
720. 550
1. 604. 405
1998
923. 325
2. 103. 571
1999
1. 114. 728
2. 357. 601
İTHALAT MİKTARI:
YILLAR
MİKTAR (KG)
DEĞER ($)
1997
195. 656
278. 475
1998
287. 497
401. 738
1999
218. 710
298. 902
2.1. LATİNCE ADI: Thymus Sp.
2.2. İNGİLİZCE ADI: Garden Thyme
2.3. MAHALLİ ADLARI: Yabani Kekik, Sater Otu, Nemamul Otu.
2.4. BİTKİ HAKKINDA GENEL BİLGİ VE ÜLKEMİZDEKİ YAYILIŞI:
Çalı ya da çalımsı görünümde ve kokulu olan kekikler (labiatae) lamiaceae familyasının dünya üzerinde 40 türle temsil edilen bir cinstir. Genellikle derin olmayan gevşek, ılımlı, humuslu ve kalkerli toprakları seven bu bitkiler Avrupa ve Asya'da, akdeniz bölgesinde, kuzey Afrika'dan habeşistan' a kadar uzanan yerlerde ve kanarya adalarında bulunmaktadır. Ülkemizde ise yaklaşık olarak 35 kadar kekik türü 1500 m rakıma kadar olan yerlerde ve yaylalarda yaygın olarak bulunurlar. Bu türlerden bir kısmının endemik olduğu literatürde yer almaktadır.
Ülkemizde 14 adeti endemik olarak yetişen 37-40 arasında tür mevcuttur. Thymus vulgaris, (adi kekik, kekik, büyük kekik, sater) ülkemizde doğal olarak
Yetişmez. Thymus serpyllum (kır kekiği, yabani kekik, kekik, sater) ülkemizde, Asya ve Avrupa'da yaygındır. Ülkemizde yaygın olduğu yerler: Bursa, İzmit, Doğu Karadeniz, Kayseri' dir. Thymus longicaulis sp. Chavbardii var. Antelyensis, Antalya'da yetişen endemik taksonlardan'dır. Beyaz kekik batı ve Güney Anadolu bölgesin' de kurak yerlerde yetişir.
YABANİ KEKİK: Akdeniz bölgesi ve Anadolu' da pek çok varyetesi var.
İZMİR KEKİĞİ YADA PEYNİR KEKİĞİ: Batı ve Güney Anadolu genel yayılış sahasıdır.
İSTANBUL KEKİĞİ YADA MERCAN KÖŞK: Ender olarak da eşek kekiği olarak anılır. Trakya ve Batı Anadolu genel yayılış sahasıdır.
BEYAZ KEKİK: Güney ve Batı Anadolu'da bilhassa Manisa ve Muğla civarında yayılış gösterir.
2.5. KULLANILAN BÖLÜMLERİ: Dallı Çiçekli Tepe Ve Yaprakları
2.6. SANAYİDE KULLANIM ALANI:
İlaç sanayinde antiseptik imalatında kullanıldığı gibi bronşlardaki koyu kıvamlı salgıyı sıvılaştırdığından öksürük şuruplarının bileşimine girer. Antibiyotik etki olarak mikroorganizmaların üremesini geciktirdiği veya tamamen durdurduğu için, ağız antiseptiği olarak gargara yapımında faydalanılmaktadır. Derideki mantar hastalıklarına karşı inhibör etkisi olduğundan, mantar ilaçlarının bileşiminde de yer almaktadır. Kimya sanayinde ise değerli bir kimyasal madde olan timolun elde edilmesinde kullanıldığı gibi parfümeri ve kozmetik sanayinde de banyo köpüklerinin yapımında ve problemli ciltlerin tedavisinde kullanılmaktadır.
2.7. HALK ARASINDA KULLANIM ALANI:
Kekiklerin çiçekli dal ve yaprakları halk arasında çay gibi demlenerek içilmek suretiyle kandevarınını düzenleyici, rahatlatıcı etkisinden faydalanılmaktadır. Ayrıca kansızlık, boğmaca, kellik, diş ve mide ağrılarında uyuz, nefes kokması, lumbago, barsak parazitlerinin ve gazlarının giderilmesinde, romatizma ile bazı kadın hastalıklarında tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Kekik türlerinden çeşitli et yemeklerinde baharat olarak da faydalanılmaktadır.
2.8. DROG OLARAK ÖZELLİKLERİ:
Dolaşım uyarıcısı, antispazmatik, idrar söktürücüdür. Düşük dozlarda kullanıldığında balgam söktürücü, yüksek dozlarda alındığı taktirde antiseptik ve bazı barsak kurtlarını düşürücü etkisi vardır.
2.9. VERİM
Kekik o yıl ekilmiş ise ilkbahar da biçim yapılmaz. Böylece az verim alınır. Orta Avrupa koşullarında ilk yıl 100-150 kg/da, ikinci yıl 200-450 kg/da kuru herba, 1000-1800 kg/da yaş herba alınmaktadır. Üçüncü yıl verim azalır. Genelde 3 yıl için üretim yapılır. (İlisulu'dan Ceylan 1981)
2.10. DIŞ TİCARETİ:

29 Ocak 2011 Cumartesi

Anason Yetiştiriciliği - Anason Üretimi


Anason Yetiştiriciliği - Anason Üretimi







Giriş

Anason (Pimpinella anisum L.) yaklaşık 1500 yıldır, eski Mısırlılar'dan beri kültürü yapılan bir bitkidir. Ülkemizde tıbbi ve baharat bitkileri arasında önemli bir yere ve ihracat payına sahiptir. Anason %1-6 oranında uçucu yağ içerir ve yağın %70-85'ni anetol oluşturur. Anason uçucu yağı alkollü içeceklerde aroma verici olarak kullanılır. Ayrıca anason baharat olarak kullanıldığı gibi mideyi kuvvetlendirici ve öksürüğe karşı olan olumlu etkisinden dolayı eczacılıkta da kullanılır. Ülkemizde anason çiçeklenme döneminde yağış almayan geçit bölgelerine adapte olmuştur. Anason ekilişinin % 87'si İç Ege, %12'si ise Akdeniz Bölgesi'ndedir ve yıllık üretimi 8-15 bin ton civarındadır. Anason çoğunluğu Denizli, Burdur, Muğla, Antalya illerinde olmak üzere daha az oranda da Bursa, Balıkesir, Afyon, Uşak ve İzmir illerinde yetiştirilmektedir. Üretimin bir bölümü başta A.B.D. olmak üzere değişik ülkelere ihraç edilmektedir. Yıllık ihraç miktarı 3-4 bin ton ve elde edilen gelir de 5-10 bin Amerikan Doları arasında değişmektedir. Ülkemiz dışında diğer Akdeniz ülkeleri, Hindistan, Güney Rusya, Meksika, Çin, Afganistan ve Güney Amerika'da da tarımı yapılmaktadır.



Kullanım Alanları

En büyük oranda içki yapımında kullanılmaktadır. Bunun yanında vücut ısısını arttırıcı, solunumu kolaylaştırıcı, uyku getirici ve ağrı dindirici özelliklerinden dolayı tıp ve eczacılıkta da kullanılmaktadır. Kek ve çörek gibi gıda maddelerinde katkı maddesi olarak kullanıldığı gibi diş macunu yapımı gibi bazı sanayi kollarında da kullanılmaktadır.



İklim ve Toprak İstekleri

Anason sıcak ve güneşli iklimi sever. Rutubetli iklimden, çiçeklenme devresindeki yağışlardan, kuru ve sıcak esen rüzgarlardan oldukça zarar görür. Rüzgar zararını önlemek için kuzeyi kapalı yerler tercih edilmelidir.

Besin maddelerince zengin, çabuk tavagelen, tavını koruyan, havalanabilen gevşek geçirgen topraklarda kolay çimlenir, büyüme ve gelişme hızlı olur.



Tarla Hazırlığı:

Anason ekilecek tarla sonbaharda bir veya iki kere derin olarak, ekimden önce de gerekiyorsa bir kere yüzlek sürülmelidir. Ekim öncesi sürümden sonra diskaro veya benzeri bir aletle yüzlek işleme ile tohum yatağı hazırlanır. İyi hazırlanmış tohum yatağı anason tohumlarının çimlenmesi ve çıkışı için gereklidir.




Kültürü:

Anason ekimi, ılıman iklimlerde ilkbaharda mart-nisan aylarında, daha sıcak bölgelerde ise sonbahar veya iklimin uygun olduğu kış aylarında yapılabilir. Ekim serpme veya sıraya yapılabilir. Ancak sıraya ekim, yabacı ot mücadelesi, hasat ve ilaçlama gibi bakım işlerinde mekanizasyona olanak sağladığından tercih edilmelidir. Serpme ekimde ise tarlaya tohumun homojen dağıtılması söz konusu olmadığı gibi, ekim derinliği de ayarlanamadığından derin düşen tohumlar çıkmaz, yüzeyde kalanlar ise çimlenemez. Sıraya ekim mibizerle yapılabilir. Sıra arası mesafe makine parkındaki mevcut olanaklara göre ayarlanabilmekle beraber 45cm sıra arası ve 1-2 kg/da tohum atılması tavsiye edilir. Ekimden 2-3 hafta sonra anason çıkışları başlar. Çıkış öncesi yağmur yağması durumunda toprak yapısına bağlı olarak toprak yüzeyinde kaymak tabakası oluşabilir. Anason kaymak tabakasına karşı oldukça hassas olup, bu tabaka anason çıkışını engeller. Bu durumda anason çıkışını sağlamak için kaymak tabakası kırılmalıdır. Anason çıkıştan sonra yabancı otlara oranla oldukça yavaş geliştiğinden, bu devrede yabancı ot mücadelesi çok önemlidir ve ihmal edilmemelidir.

Anason verim ve kalitesini doğrudan etkileyen uygulamalardan birisi de gübrelemedir. Özellikle azotlu gübre miktarı çok önemlidir. Yüksek dozdaki azot, bitkinin yeşil aksamının artmasına ancak tane bağlama ve uçucu yağ oranlarının düşmesine neden olmaktadır. Gübre ihtiyacını belirlemek için en emin yol toprak analizi yapılmasıdır. Anasonda toprak altı gübresi olarak uygulanmak üzere saf madde olarak dekara 5 kg azot, 5-7 kg fosfor ve 8-10 kg potasyum isabet edecek şekilde gübreleme yapılmalıdır.

Anason kazık köklü olmasına rağmen, kökleri fazla derine gitmez. Bu yüzden gelişme döneminin başlangıcında sulama gerekebilir. Ülkemizde kültürü yapılan anason populasyonlarının suya duyarlılıkları farklı olup, Çeşme anasonu diğer populasyonlara göre kurağa oldukça dayanıklıdır.

Anasonun fazla hastalık zararlısı olmamakla beraber, yetiştiriciliğin yapıldığı yıldaki iklim koşullarına ve üst üste anason ekilmesine bağlı olarak halk arasında mantar hastalığı olarak bilinen Macrophimina phaseoli ve anason güvesi zararı görülebilir. Bu durumda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın ilgili birimlerine başvurulmalı ve ekim nöbeti uygulamaya özen gösterilmelidir.

Hasat ana çiçek dallarındaki tanelerin kahverengileşmeye başladığı devrede yapılmalıdır. Ege Bölgesi'nde anason hasadı temmuz başında, daha sıcak bölgelerde ise daha erken devrede yapılmaktadır. Taneler olgunlaştıkça kolayca döküldüğünden, hasatta geç kalınmamalıdır. Hasat bitkileri yolma veya dipten biçme şeklinde yapılmaktadır. Hasat edilen bitkiler demetlenerek kurutulur ve harman edilir. Anason demetleri kurutulmaları esnasında, yağmura maruz kalmaları durumunda, anason tanelerinde renk kararmakta ve kalite düşmektedir.

Anasonda dekara verim ekolojik koşullara, yetiştirme tekniğine ve kullanılan tohumluğun kalitesine bağlı olarak 45-110 kg arasında değişmektedir.

http://www.tarimziraat.com/

Ender Saraç Mide ve bağırsak Problemleri olan kişiler için “Doğanın Şifalı Eli” kitabında da bahsettiği “Anason meyvesi“ni tavsiye ediyor.
Anason’un faydaları ve Kullanım bilgileri;
Mide ve bağırsak problemlerinde, soğuk algınlığına ve hazımsızlığa karşı tedavi edici özelliği bulunan “Anason“un ayrıca ağrı kesici özelliği bulunmaktadır. Mide ve bağırsak problemleri dışında menopozal problemleri olan kişiler içinde gece yatmadan önce 1-2 tatlı kaşığı öğütülmüş anasonu tavsiye eden Ender Saraç anasonun östörojenik etkiye sahip olmasını vurguluyor.
Not: Anason genellikle demlenerek kullanılan bir bitkidir. Ayrıca anotel ve anasona alerjisi olan kişilerin kullanmaması tavsiye edilmektedir.



  • ANASON TOHUMU
    ( Anisi fructus)

    Anason tohumu Alman resmi gazetesinde 6.7.1988 tarihinde yayınlanarak ( Heftnummer:122, ATC-Code:R05CA) modern bitkisel ilaç olarak yürürlüğe girmiştir.Anason tohumu ESCOP ve WHO monografilerinde de yer almaktadır.
    Belirtilen kanuna göre anason tohumu doğal bileşiminde kullanılır, herhangi bir madde katılamaz, bileşiminde bulunan bazı maddeler ayrılamaz. Hazır ilacı bulunmamaktadır, esansının ( Eterik yağ) sadece ilaç kalitesinde olanı tedavi amacıyla kullanılabilir.
    İlaç etkili (Ecza, drog) kısmı: Anason bitkisinin ( Pimpinella anisum C.)
    kurutulmuş tohumları kullanılır.
    Bileşiminde: Anethol, estragol, anis aldehit, terpineol ve linalool bulunur.

    Etkisi: Mikrop öldürücüdür, balgamı sulandırarak kolayca atılmasını sağlar.
    Bazı virüslere ( Uçuk, HSV-1) etkilidir. Tükürük ve mide sağlısını
    artırarak hazımsızlıkta yardımcı olur. Gaz giderici etkisi vardır. Vücudu
    ısıtır. Hafif kramp giderici etki gösterir.

    Kullanıldığı yerler: Gaz, şişkinlik hissi gibi hazımsızlık sorunlarında dahilen,
    soğuk algınlığında dahilen ve haricen kullanılır.

    Kullanılmaması gereken haller: Anason ve esansına karşı alerjisi olanlar
    kullanmamalıdır.

    İstenmeyen ( Yan) etkileri: Ciltte, solunum yollarında ve sindirim sisteminde
    alerjiye neden olabilir.

    İlaçlarla uyumsuzluğu: Yok.
    Kullanım miktarı: Ortalama günlük kullanım miktarı 3 gr kurutulmuş anason
    tohumudur.

    Kullanım şekli: Anason tohumu kullanılmadan hemen önce dövülmelidir. 1-2
    çay kaşığı dövülmüş anason tohumu fincana konur, üzerine kaynar su (
    100 ml) kaynar su ilave edilir, fincanın ağzı kapalı olarak 10 dakika
    demlenir, süzülerek içilir. Sabah ve akşam birer fincan çayı taze
    hazırlanarak içilebilir. Su yerine kaynar süt de kullanılabilir.
    Hastalıklar bölümünde verilen bilgiler dikkate alınarak uygulanmalıdır.

    Kaynak: Dr. Ahmet Toptaş, Alman kanunlarına göre düzenlenip izin verilen
    BİTKİLERLE MODERN TEDAVİ, Gonca Yayınevi, İstanbul 2009,
    ISBN: 978-9944-790-31-4, (0212)5285076-5286005.

  • Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
    back to top