ibrahim saracoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ibrahim saracoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2011 Pazar

Tarçın

Tarçın


Değerli okuyucu, tarçın öylesine bir nimettir ki, adeta her derde devadır. Haftada en az dört kez, kabuk tarçının çayını mutlaka içerim. Ve mutlaka en az onbeş-yirmi gün hiç tüketmem. Bunu belirttikten sonra, onu neden bu kadar tercih ettiğimi sormuş olabilirsiniz. İşte, kabuk tarçının çayını haftada en az dört kez tercih nedenim;
 
·         Şeker hastalığına karşı önleyicidir.
·         Kan şekerini düşürmede yardımcı olur.
·         Romatizmaya karşı önleyicidir.
·         Faranjite karşı dirençli kılar.
·         Yüksek tansiyona yakalanma riskini azaltır.
·         Yorgunluğu gidericidir.
·         Gerginliği alıcı, sakinleştiricidir.
·         Geniş spektrumlu doğal bir anti bakteriyeldir.
·         Deri hastalıklarına karşı direnç kazandırır.
·         Bağırsaklarda nitrozamine oluşumuna engel olur.
·         Yoğun çalışma temposunun neden olabileceği baş ağrılarını önler.
·         Mide dostudur.
·         Zihin yorgunluğunu alır.
·         Kansere karşı vücudu dirençli kılar.
·         Bağışıklık sistemini güçlendirir.
·         Çok sayıda farklı moleküler yapılı antioksidan içerir.
·         Stresi ve gerginliği alır.
·         Migrene karşı önleyicidir.
 
Değerli okuyucu, tüm bu özelliklerini belirttikten sonra kabuk tarçın çayını abartılı olarak tüketmeyiniz. Haftada en fazla dört-beş defayı geçmemelidir. Dönem dönem onbeş-yirmi günlük aralar verilerek tüketilmesi çok daha etkilidir. Unutmayınız, hiçbir bitkisel çayı alışkanlık haline getirmeyiniz. Vücudunuzu alıştırmayınız. Vücudu alıştırmak demek, ona ihtiyaç duyulduğunda etkisinin daha az olabileceği anlamına gelir.
 
Tarçın tanıdığım tüm baharatlar içerisinde en güçlü antioksidandır. En az dokuz adet antioksidan içermektedir. Tarçın ağacının kökleri, potasyuma karşı öylesine seçici (selektif) davranır ki, adeta yetiştiği toprağın potasyumunu emer ve depolar. Kabuk tarçın veya toz tarçın çok zengin bir potasyum deposudur.
 
Şeker hastaları
Tarçının içerdiği iki önemli etkin madde, glykosil transferaz enzimini aktive etme (uyarma) özelliğine sahiptir. Bu özellik ne anlama gelir? Glykozil tranferaz enzimi, fazla miktardaki glukoz (şeker) moleküllerini, tıpkı bir tesbih dizer gibi teker teker yan yana dizerek (polimer) zincir oluşturur. Glukoz moleküllerinin teker teker dizilmesine polymerik zincir adı verilir. Depolanmış haline de glikojen denir. Kısaca, tarçın kan şekerini (glukoz) tesbihde olduğu gibi yan yana dizerek karaciğerde glikojen olarak depolar. Vücut, şekere ihtiyaç duyduğunda glikojeni tekrar glukoza (şekere) dönüştürerek kullanır.
 
Tarçın, aynı anda bir taraftan glykosil transferaz enzimini aktive ederken, diğer taraftan da serin-treonin protein kinaz enzimini inhibe eder (frenler). İşte, aynı anda hem aktive hem de inhibe etme özelliği, insulin hassasiyetini artırmaktadır. Bu anlamda, tarçın yüksek kan şekerinin düşürülmesinde iyi bir yardımcıdır.
 
Değerli okuyucu, tarçının bu özelliğini kesinlikle kan şekerini düşürücü bir ilaç gibi değerlendirmemek gerekir. Tarçın çayı veya toz tarçın kan şekerini düşürmede yardımcı, insulin direncini azaltmada fonksiyoneldir. Yani, etkendir.

Yulaf samanı

Yulaf samanı
Yulaf yeşilken toplanmalı ve gölgede kurutulmalıdır.  KOAH (Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı), bronşit ve vitiligo (ala hastalığı) şikayetlerine karşı önermekteyim.  Kürlerin hazırlama ve kullanma şekilleri için "Bitkisel Sağlık Rehberi" adlı kitabımda geniş bilgi verilmiştir. Güneş altında sararmış veya kurutulmuş yulaf samanı amaca uygun değildir. Bitkisel tedavi amaçlı kullanılacak yulaf samanının en uygun ve doğru toplama zamanı, yeşilken ve  tohumları sertleşmemiş (sütlü) olmalıdır. Mutlaka gölgede kurutulmalıdır. 
 
NOT: Hekim kontrol ve önerilerini ihmal etmeyiniz
 
Yulafta bulunan bazı etkin maddeler:
 
1,3,4-PENTANE-TRICARBOXYLIC-ACID-TRIMETHYL-ESTER
1,3-AMINO-PROPYL-PYRROLINIUM
2,2,6-TRIMETHYL-CYCLOHEXANONE
2-METHYL-HEPT-2-EN-6-ONE
26-DESGLUCOAVENACOSIDES
3,4-DIMETHOXY-ACETOPHENONE
4,5-DIHYDROXY-7-METHOXY-8-C-GLUCOSYL-O-RHAMNOSIDE
4-VINYL-GUAIACOL
5-HYDROXY-3',5'-DIMETHOXY-GLUCOSIDE
5-HYDROXY-N-HENTRIACONTAN-14,16-DIONE
6-HYDROXY-N-HENTRIACONTAN-14,16-DIONE
7-HYDROXY-N-HENTRIACONTAN-14,16-DIONE
7-METHOXY-VITEXIN-O-RHAMNOSIDE
ACETIC-ACID
ACONITIC-ACID
AEGILOPSIN
ALANINE
ALPHA-KETO-GLUTARIC-ACID
ALPHA-TOCOPHEROL
ALUMINUM
APIGENIN-6,8-DI-C-GLUCOSIDE
APIGENIN-6-C-GLUCOSIDE
APIGENIN-6-C-GLUCOSYL-ARABINOSIDE
APIGENIN-8-C-ARABINOSYLHEXOSIDE
APIGENIN-8-C-RHAMNOSYLGLUCOSIDE
ARGININE
ASPARTIC-ACID
AVENACINS
AVENACOSIDE
AVENACOSIDE
AVENALUMIN-I
AVENANTHRAMIDES
AVENARIN
AVENIC-ACIDS
AVENIN
BENZALDEHYDE
BETA-CAROTENE
BETA-CYCLOCITRAL
BETA-HYDROXY-BETA-METHYL-GLUTARIC-ACID
BETA-IONONE
BETA-SITOSTEROL
BETAINE
BIOTIN
BORON
BRASSICASTEROL
BUTENYL-ISOTHIOCYANATE
CAFFEIC-ACID
CAFFEIC-ACID-ESTER
CALCIUM
CAMPESTEROL
CARBOHYDRATES
CAROTENE
CARYOPHYLLENE
CELLULOSE;
CHLORINE
CHLOROPHYLL-A
CHLOROPHYLL-B
CHOLESTEROL
CHOLINE
CHROMIUM
CITRIC-ACID
COBALT
COLAMINE
COPPER
CYSTINE
DEC-TRANS-2-EN-1-AL
DEC-TRANS-2-TRANS-4-DIEN-1-AL
DELTA-5-AVENASTEROL
DELTA-7-AVENASTEROL
DELTA-7-STIGMASTEROL
DELTA-AMINO-LEVULINIC-ACID
DIADENOSINE-TETRAPHOSPHORIC-ACID
DIAMINO-PROPANE
DIMETHOXY-BUTYL-BENZENE
ERGOTHIONEINE Seed:
FERULIC-ACID
FERULIC-ACID-ESTER
FOLACIN
FORMALDEHYDE
FRUCTOSE
FUR-2-ALDEHYDE
FURFURAL
GAMMA-MUUROLENE
GERANIOL-ACETONE
GLUCOSE
GLUCOVANILLIN
GLUTAMIC-ACID
GLUTARIC-ACID
GLYCINE
GRAMININE
GUANINE
HEPTAN-1-AL
HEPTANAL
HEX-CIS-3-EN-1-OL
HEX-TRANS-3-ENYL-ACETATE
HEXANAL
HEXYL-ACETATE
HISTIDINE
HYPOXANTHIN
INDOLE-3-ACETIC-ACID-GLUCOPROTEIN
IODINE;
IRON
ISOLEUCINE
ISOORIENTIN
ISOORIENTIN-2"-O-ARABINOSIDE
ISOORIENTIN-2"-O-BETA-D-DIGLYCOSIDE
ISOORIENTIN-7-O-BETA-D-GLYCOSIDE
ISOSWERTISIN-2"-O-ALPHA-L-RHAMNOSIDE
ISOSWERTISIN-2"-RHAMNOSIDE
ISOVITEXIN
ISOVITEXIN-2"-O-ALPHA-L-ARABINOSIDE
ISOVITEXIN-2"-O-ARABINOSIDE
ISOVITEXIN-2"-O-RHAMNOSIDE
LEUCINE
LICHENIN
LIGNIN
LIMONENE
LOPHENOL
LUTEOLIN-6-C-GLUCOSIDE
LUTEOLIN-6-C-GLUCOSYL-ARABINOSIDE
LYSINE
MAGNESIUM
MALIC-ACID
MALONIC-ACID
MANGANESE
METHIONINE
METHOXY-MALIC-ACID
MYRCENE
NIACIN
NICOTIANAMINE
NONA-TRANS-2-TRANS-4-DIENAL
NONAN-1-AL
NONAN-1-OL
O"-RHAMNOSYL-8-C-D-GLUCOPYRANOSYLGENKWANIN
OCT-1-EN-3-OL
OCT-TRANS-2-EN-1-OL
OCTAN-1-AL
OCTAN-1-OL
OCTANAL
OXALIC-ACID
P-COUMARIC-ACID
P-HYDROXY-BENZOIC-ACID
PANTOTHENIC-ACID
PENTOSANS PHAEOPHORBIDE
PHENYLALANINE
PHOSPHORUS
POTASSIUM
PROLINE
PROPANAL
PUTRESCINE PYRIDOXINE
QUERCETIN
RIBOFLAVIN
SALICYLIC-ACID-METHYL-ESTER
SCOPOLETIN
SCOPOLIN
SECALOSE
SELENIUM
SERINE
SILICON
SILICON-OXIDE
SINAPIC-ACID
SODIUM
SPERMIDINE
SPERMINE
STARCH
STIGMASTADIENOL
STIGMASTEROL
SUCROSE
SUGARS
SULFUR
TARTARIC-ACID
THIAMIN THREONINE
TIN
TRANS-BETA-OCIMENE
TRANS-HEPT-2-ENAL
TRANS-NON-2-ENAL
TRICIN
TRICIN-4',7-DI-O-BETA-D-GLYCOSIDE
TRICIN-4'-O-ALPHA-L-ARABINOSIDE
TRICIN-4'-O-BETA-D-GLYCOSIDE
TRICIN-7-O-ALPHA-L-RHAMNOSYL-HEXOSIDE
TRICIN-7-O-BETA-D-GLYCOSIDE
TRYPTOPHAN
TYROSINE
URONIC-ACIDS
VALINE Pla
VANILLIC-ACID
VANILLIN
VITEXIN-2"-RHAMNOSIDE
VITEXIN-O-GLUCOSIDE
XANTHOPHYLL-EPOXIDE
ZINC


Sütleğen

Sütleğen
Sütleğen bitkisinin taze yapraklarının veya taze incir yapraklarının kırıldıktan sonra açığa çıkan sütünün siğillere karşı önerildiği çok eskiden beri bilinmektedir. Benim araştırmalarımda gördüğüm; söğüt ağacının yaprağının siğillere karşı çok daha etkin gücünün olduğudur.
Dikkat: Sütleğen otunun sütü zehirlidir. Kesinlikle ağız yoluyla tadına bakmayınız. Küçük çocukların ellerindeki siğile sürdüğünüz taktirde ellerini ağzına götürmemelerine dikkat ediniz.

Lavanta

Lavanta
Latince:Lavandula angustifolia
İngilizce:Lavender
Almanca:Lavander
Özellikleri:Genel karaciğer şikâyetlerine karşı  karaciğer yetmezliğine karşı kronik karaciğer enfeksiyonuna karşı  karaciğerin rejenerasyonuna karşı ● hepatit-B ve hepatit-C ye karşı  saç dökülmesine karşı vitiligo önleyici ● sedef ve ileri yaşlarda deride oluşan yaşlılığa bağlı lekelere karşı önleyici ● sakinleştirici ve rahatlatıcı (sedatif)  doğum sonrası perineal ağrılara karşı ● uykusuzluğa karşı

Lavanta tarih boyunca hep süs bitkisi olarak değerlendirilmiştir. Ülkemizde de özellikle Akdeniz Bölgesi’nde süs bitkisi olarak yetiştirilen bir bitkidir. İngiliz ve Amerikan mutfağında bazı etli yemeklere sosun içerisine taze lavanta çiçekleri ve körpe olan lavanta yaprakları ilave edilir. Lavanta sosa mükemmel bir aroma kazandırır. Kendine has hoş kokusundan dolayı parfümeri ve kozmetik endüstrisinde de kullanılmaktadır. Kokulu sabunların, şampuanların ve parfüm endüstrisinin vazgeçilmez bitkisidir. Ayrıca, birçok dondurma çeşidine o mükemmel aromayı veren lavantadır.
 
Hemen hemen herkes onun hoş kokusunun sadece çiçeklerinde olduğunu zanneder. Halbuki yaprakları ve yaprak sapları da o muhteşem kokuya sahiptir. İlaç sanayi, bazı ağır kokulu tabletlere lavanta ilave eder. Bunun sebebi tabletin itici ağır kokusunu düzeltmek içindir.
 
Lavantanın çiçekleri ve yaprakları birbirlerinden tamamen farklı özellikte etkin maddeler içermektedir. Rahat ve sakin bir uykuyu sunan güç, lavantanın ağırlıklı olarak çiçeklerinde değil, yapraklarında ve gövde saplarında saklıdır.
 
Lavantanın, antik çağlarda antiseptik olarak kullanıldığı bilinmektedir. Birinci Dünya Savaşı esnasında yaralanan askerlerin yaraları hastabakıcılar tarafından lavanta suyuyla dezenfekte edilmekteydi. Doksanlı yılların başlarında bazı araştırmacılar lavantanın sedatif (teskin edici, dinlendirici) ve analjezik (ağrı kesici) özellikleri olduğuna dair makaleler yayınladılar. Ancak, benim araştırmalarımda gördüğüm en önemli iki özelliği karaciğer metabolizmasının sağlıklı çalışması üzerindeki olumlu etkisiyle hepatite ve saç dökülmesine karşı kullanımıdır.
 
Lavanta genel karaciğer rahatsızlığı veya karaciğer yetmezliği şikâyeti olanların imdadına yetişen bir bitkidir. Lavanta kürü, sirozdan veya alkolden dolayı zarar görmüş karaciğer hücrelerinin rejenerasyonunda (tekrar yenilenmelerinde) veya bu hücrelerin tekrar sağlıklı bir şekilde çalışmaya başlamalarında öylesine etkilidir ki, kürü uygulayan hastaların kısa zamanda almaya başladıkları başarılı sonuçlar herkesi şaşırtmaktadır. Karaciğer metabolizmasının çalışmasını belirleyen analiz sonuçlarını “lavanta kürü kullanılmadan önce ve kullanıldıktan sonra” şeklinde mukayese ederek, nasıl olumlu yönde bir düzelme olduğunu gözlemek mümkündür. Lavantanın bu özelliğinden dolayı yerini doldurabilecek başka bir bitkiyi henüz tanımıyorum.
 
Hepatit-B ve hepatit-C hastalarının da uygulayabilecekleri lavanta kürü, karaciğer enzimlerini düzelterek hepatit-B ve hepatit-C virüslerinin aktive olmasına (güçlenmesine) karşı karaciğer metabolizmasını güçlendirecektir. Kısaca, bu kür karaciğerin bağışıklık sistemini öylesine güçlendirmektedir ki, her iki virüsün de aktive olmasını çok büyük oranda baskılayabilmektedir. Böylece de karaciğer hücre yıkımına engel olabilmektedir. Karaciğer hücre yıkımının giderek azaldığını, ALT ve AST karaciğer enzim değerlerinin kandaki seviyelerindeki düşüşle gözlemek mümkün olmaktadır. Çok sayıda hekimden aldığım e-mail, faks ve telefonda lavantanın hepatit-B ve -C virüslerine karşı “baskılayıcı”ifadesine karşı daha açıklayıcı yorum getirmem istenmiştir. Kendilerine bu konudaki duyarlılıklarından dolayı teşekkür ederim. “Baskılayıcı”kelimesini seçmemdeki sebep, günümüzde bu virüslerin vücuttan tamamen atılabilmesi için henüz kesin bir tedavi yönteminin olmamasından kaynaklanmaktadır.
 
Hepatit kronik döneme girmemişse, yani kronikleşmemişse, lavanta kürüyle virüsü tamamen vücuttan uzaklaştırma şansı yüksektir. Lavantada da çok sayıda antiviral etki gösteren etkin madde mevcuttur. Lavanta kürüyle çok kısa zamanda bu virüslerin faaliyete geçmesi durdurulabilmektedir. Yüksek olan karaciğer enzimleri de (ALT, AST, ALP ve GGT) kısa zamanda kontrol edilebilmekte ve normal değerlerine gelebilmektedir. ALT ve AST değerlerinin yükselmesiyle karaciğer hücrelerinin zarar görmesi doğru orantılıdır. Yani, ALT ve AST değerleri ne kadar yüksekse karaciğer de o kadar olumsuz etkileniyor demektir. Bu konuda sizleri en iyi aydınlatacak olan hekiminizdir. Hekiminize danışmayı ihmal etmeyiniz.

Kür 1: Karaciğer yetmezliğine, hepatit-B ve hepatit-C’ye karşı
Kaynamakta olan bir buçuk su bardağı suya bir tatlı kaşığı (yaklaşık iki gram) lavantayı atınız ve dört dakika kısık ateşte demleyiniz. Demleme işlemi tamamlandıktan sonra sıcakken süzünüz. Onbeş gün boyunca her gün akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu ılık olarak içiniz. Her defasında (her kullanımda) taze olarak hazırlanması şarttır. Bir gün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. Kolay olsun diye bir kaç günlük hazırlayıp buzdolabında koruma altına almayınız. Hiçbir şekilde damak tadına uygun olsun diye, içerisine şeker veya benzeri hiç bir katkı ilave etmeyiniz. Onbeş günlük ilk kür tamamlandıktan sonra rahatsızlığın seyrinegöre haftada üç-dört defa, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı içmeye devam ediniz. Karaciğer metabolizması sağlıklı çalışmaya başladıktan sonra kür sonlandırılmış olur.
 
Her sağlıklı insanın yılda bir defa onbeş günlük lavanta kürünü uygulamasında çok büyük faydalar vardır. Karaciğer yetmezliği şikâyeti olanların, hepatit-B veya hepatit-C virüsü ile yaşamak zorunda olanların zaman zaman lavanta kürünü uygulamalarında çok büyük faydalar vardır.
 
Kür 2: Saç dökülmesine karşı
Bir tatlı kaşığı lavantayı 750 ml kaynamakta olan suya ilave ediniz. Yaklaşık beş dakika yüksek sıcaklıkta (kaynama noktasına yakın) demleyiniz. Demleme tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz ve ılıkken süzünüz.
 
Eğer saçlarınız temizse demlediğiniz lavanta suyuyla saçlarınızı yıkayınız ve yarım saat etki ettiriniz. Yarım saat etki ettirdikten sonra sadece suyla durulayınız. Eğer saçlarınız kirliyse ve çok yağlanmışsa önce sabun (tabii yeşil sabun) veya şampuanla yıkayınız. Sonra demlenmiş lavanta suyuyla yıkayarak, yarım saat etki ettiriniz. Daha sonra sadece suyla durulayınız. Saç dökülmesi durana kadar haftada bir-iki defa uygulanır. Saç dökülmesi durduktan sonra önleyici amaçlı olarak zaman zaman uygulanır. Eğer saçlarınızda kepek varsa veya saçlarınıza parlaklık ve canlılık kazandırmak istiyorsanız bunun için çözüm ısırgandır (bakınız: Isırgan)
 
Kür 3: Ciltdeki sivilce ve lekelere karşı
Tüketim ve uygulama şekli Kür 1’in aynısıdır. Sadece hazırlama şekli farklıdır. Demleme süresi on dakika olmalıdır. On dakika demlendikten sonra ılımasını beklemeden süzülmelidir. İçilecek olan miktar bir su bardağıdır.
 
  
Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar varsa mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle bilmeniz gereken nokta, kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikâyetiniz ne olursa olsun, bu kitaptaki bilgilerle kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.
 DİKKAT: Lavanta, bazı hastalarda tansiyonu yükseltebilir.

Anne sütünü azaltıcı besinler

Anne sütünü azaltıcı besinlerGalactofoge, emziren annelerin sütünü azaltan veya tamamen durmasına neden olan anlamına gelir. Bu nedenle emziren annelerin erken dönemde sütlerinin azlamasına neden olan bitkileri ayrı bir bölümde toplamayı uygun buldum. Bu bitkilerden en önemlilerini aşağıda belirtmiş bulunuyorum,

• Nane
• Maydanoz
• Nışasta unu
• Adaçayı
• Şeker kamışı
• Ararot
• Arpa ve arpa unundan yapılmış besinler
• Şalgam
• Mısır
• Salamurası yapılmış besinler
• Aşırı tuz tüketimi
• Turşusu yapılmış besinler
• Sirke ve limon suyunun fazlaca kullanılması

Adaçayı, memleketimizde fazlaca tüketilen bitkisel bir çaydır. Hamile bayanların ve emziren anne adaylarının kesin olarak uzak durması gereken bir bitkidir. Tüp bebek veya aşılama yöntemi uygulanacak olan bayanların adaçayından uzak durmaları gerekir. Söz adaçayından açılmışken, epilepsi hastalarının da kesin olarak uzak durması gereken bir bitkidir. Çocuk yapmaya karar vermiş olan eşler adaçayı tüketmemelidirler. Bu kural sadece kadınlar için değil, aynı zamanda erkekler için de geçerlidir. Adaçayı içme alışkanlığı olan erkeklerin sperm sayıları azalır.

Adaçayının kurutulmuş sap ve yaprakları ortaçağda evlerin içerisinde yakılarak, tütsüsü yapılırdı (fumigate), bu adet halen daha Avrupa’nın birçok köyünde uygulanmaktadır. Adaçayının tütsü olarak kullanılmasının nedeni, evlerin odalarını dezenfekte etmek içindir. Lahana ve havuç yetiştirilen tarlalara adaçayı serpilerek, ürüne zarar veren bakteri ve böcekleri uzaklaştırmak amaçlı uzun yıllar kullanılmıştır. Bu sayede tarlalarda yetiştirilen lahana ve havuç, parazitlere karşı mükemmel bir şekilde korunma altına alınıyordu. Teknolojinin gelişmesiyle geliştirilen kimyasal zirai ilaçlar bu muhteşem doğal korunma yöntemlerini tarihe gömerek unutulmasına neden olmuştur. Buna benzer daha birçok yöntem ne yazık ki kaybolup gitmiştir. Doğal yaşam tarihi içerisinde insan, öylesine güçlü yöntemler ve teknikler geliştirmiş ki, günümüzün modern ziraatçiliğinin başaramadığı bazı sorunlar, geçmiş tarihte kolayca ve doğal olarak çözülüyordu. Ne acıdır ki, bu yöntemler unutulmuş ve birçoğu da kayıp olup gitmiştir.

http://www.saracoglu.at/bolum.php?name=bitkiler&hid=anne_sutunu_azaltici_besinler

Adaçayı

Adaçayı
Latince:Salvia officinalis
İngilizce:Sage
Almanca:Salbei
Özellikleri:Bademcik iltihabına karşı ● faranjite karşı  kronik  faranjite karşı diş eti iltihaplarına karşı


Bademcik iltihabını yıllardır çeken birçok kişi tanıdım. Özellikle de okul çağındaki çocuklar bademcik iltihaplanmasından dolayı günlerce yüksek ateşle yatmakta ve okullarından geri kalmaktadırlar. Bu durumlarda adaçayıyla yapılan gargaralar gerçek bir yardımcıdır. Adaçayı bademcik ve/veya boğaz iltihabının (faranjit) oluşumuna karşı da gerçek bir koruyucu ve önleyicidir.
 
İlk günlerde gün boyu birkaç defa yapacağınız adaçayı gargarası sizi yeniden dünyaya gelmiş gibi yapacaktır. Daha sonraki günlerde haftada birkaç defa bu gargarayı tekrarlamak sizi bademcik ve boğaz enfeksiyonlarına karşı koruyacaktır.
 
Adaçayının Latince adının ilk kelimesi olan “salvia” korumak, korunmak ve muhafaza etmek anlamına gelmektedir. Adaçayının içerdiği salvin, carnosol asiti ve cirsimaritin antibiyotik özelliği olan etkin maddelerdir. Özellikle salvin ve carnosol asidi, bakterilerde RNA-sentezini etkileyerek çoğalmalarını ve rejenerasyonlarını engellemektedir. Adaçayında bulunan önemli bir eterik yağ da, içerdiği cineoldür. Cineol, öksürüğü engelleyici bir maddedir. Kısaca, adaçayı hem doğal bir antibiyotik hem de doğal bir öksürük engelleyicidir.
 
Tüm bunlara ek olarak, adaçayında bulunan antibiyotik özellikli etkin maddeler suda çözünen maddelerdir. Suda çözünme özelliklerinden dolayı, alkolle tentürleri yapılmadan doğrudan sıcak suda demleyerek kullanım imkânı sağlarlar. Ağız gargaralarının çoğu bir miktar alkol kullanılarak hazırlanmak durumundadır. Çünkü birçok bitkinin içerdiği tabii antibiyotik özelliği taşıyan etkin madde suda çözünmediğinden, suyla hazırlanmaları durumunda etkili olamamaktadırlar. Adaçayının içerdiği tabii antibiyotikler suda çok kolay çözünme özelliği gösterdiklerinden, özellikle çocuklarınız için sadece sıcak suda demleyerek gargara olarak hazırlanmasına imkân vermektedirler.
 
Burada önemle belirtmek istediğim nokta, memleketimizde yaklaşık otuzun üzerinde bilinen adaçayı çeşidi olmasıdır. Bunların önemli bir kısmı yabanidir. Bazı yabani adaçayı türlerinin gargarası istenildiği düzeyde etkili olamamaktadır. Bu yüzden adaçayını piyasadan alırken yabani olmayanını almaya özen gösteriniz. Bundan emin değilseniz, bazı büyük marketlerde satılan değişik firmalara ait paketlenmiş adaçayını kullanabilirsiniz.
 
Biliyor muydunuz?
Adaçayı tarihte zirai ilaç olarak kullanılmıştır. Adaçayı bir parazit kovucu (uzaklaştırıcı) olduğu için adaçayına parazitler, böcekler yaklaşamaz. Antikçağda ve sonraki yüzyıllarda sebze ve tahıl ekilen alanlara adaçayının yaprak ve saplarının zirai ilaç olarak serpilmesinin nedeni de budur.
 
Bademcik iltihabı (tonsilit)
Tonsil adı verilen bademciklerin, bakteriler ve daha seyrek olarak da virüsler tarafından oluşturulmuş iltihabına tonsillit denir. En genel belirtisi yutma sırasında duyulan ve kulak ağrısıyla karışan şiddetli ağrıdır. Bu ağrı küçük çocuklarda yemek yemeyi reddetme olarak kendini belli eder. Ağrının yanı sıra yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı ve kusma da sık görülen belirtilerdir.
 
Bademcik iltihabı (tonsilit) olanların sabah kalktıklarında ağız kokuları oldukça ağırdır. Dişlerini fırçaladıktan sonra koku biraz hafifler, kahvaltı yaptıktan sonra da tamamen kaybolur. Gün boyu herhangi bir ağız kokuları da olmaz. Çünkü gece boyu oluşan iltihap sabah kahvaltısı yapılırken, besinlerle sürüklenerek taşınır. Ancak, gece uykuya geçildiği zaman iltihap oluşumu tekrar başlar.
 
Her gün, ağız temizliği yapıldıktan sonra bir defa gargarasını yapmak ağızdaki bakterilere ve de ağız kokusuna karşı güçlü bir engelleyicidir. Normalde adaçayı gargarasını hazırlayıp lavabonuzdan eksik etmemeniz gerekir. Hazırlanan adaçayı gargarası üç gün bozulmadan lavabonuzun rafında durabilir.
 
Bazı durumlarda bademcik ve/veya boğaz iltihabı kronikleşmiş olabilir. Kronik bademcik veya kronik boğaz enfeksiyonları durumunda, adaçayı pek yeterli olamamaktadır. Kronik bademcik veya kronik faranjit durumlarıyla ilgili olarak ebegümeci bitkisini okuyunuz.
 
Dikkat
Faranjit ve bademcik problemi olanların kürleri uygularken sigara ve asitli içeceklerden (kola, soda, maden suyu gibi) özellikle uzak durmaları gerekir. Buna paralel olarak diş ve ağız temizliğine de özen göstermek gerekir. Yemeklerden sonra mutlaka dişlerinizi fırçalayınız. Uygulamalarda belirtilen gargaraları mutlaka dişlerinizi fırçaladıktan sonra yapınız.
 
Bu noktada, okul çağında çocukları olan anne ve babaların dikkatli olmaları gereken bir konuyu açıklamak istiyorum. Çocukluk döneminde boğaz iltihabı (faranjit) sıklıkla karşılaşılan ve çoğunlukla ebeveynler tarafından pek fazla önemsenmeyen bir rahatsızlıktır. Size basit bir durum gibi görünen boğaz iltihabının ciddi sonuçlar doğurabileceğini göz ardı etmeyiniz ve mutlaka hekiminize danışınız.
 
Akut Romatizmal Ateş ( ARA)
Akut Romatizmal Ateş (ARA), halk arasında “beta mikrobu” denilen A grubu beta hemolitik streptokok bakterisinin neden olduğu farenjitten veya sebebi yine aynı mikrop olan kızıldan birkaç hafta sonra ortaya çıkan iltihabi bir hastalıktır. Okul çağındaki çocuklarda sıklıkla görülmektedir. Streptokok enfeksiyonundan sonra yüz kişiden yaklaşık dördünde Akut Romatizmal Ateş (ARA) gelişir. Her farenjitten sonra ARA gelişecek diye bir kural yoktur. Ancak, ARA’nın özellikle kalpte ciddi hasarlar bırakabilme riski nedeniyle, basit gibi görünen boğaz ağrılarında dikkatli olmak gerekir.
 
Diğer organ etkilenmelerinden farklı olarak, kalp iltihabı, kalıcı hasarlara yol açabilmektedir. Kalbin endokard denilen dokusu, kalbin iç yüzünü ve kalp kapakçıklarını örter. Kalp kapakçıklarındaki lezyonlar iyileşirken, kapakçıklarda kalınlaşma, yapışma ve büzüşmeler meydana gelir. Sonuç, kapakçık darlığı ve/veya yetmezliğidir. Romatizmal ateş, kalp kapakçığı hastalıklarının birinci sıradaki nedenidir. Hastalıktan yaklaşık on-onbeş yıl sonra romatizmal kalp hastalığı ortaya çıkabilir. Bu nedenle okul çağındaki çocuklarınızın boğaz ağrılarını veya boğaza bağlı şikâyetlerini ihmal etmeyiniz ve bir hekimin görmesini sağlayınız.
 
Adaçayı memleketimizde son yıllarda sıkça tüketilmeye başlanmış bir çaydır. Ancak hamile bayanların hamileliklerinin ilk üç ayında adaçayını temkinli kullanmaları gerekir. Eğer düşük tehlikesi söz konusuysa kesinlikle adaçayından uzak durmaları gerekir. Çünkü adaçayı yaprakları, dört tane düşük yapma riskini artıran madde içermektedir. Bu maddelerin adları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir. Hamile bayanların hekimlerine danışmadan, kendi başlarına ilaç almaları ve yine kendi başlarına bitkisel tedavi yöntemlerini seçmeleri yanlıştır.
 
Değerli okuyucu, hamileliğin ilk üç ayı çok önemlidir. Hekiminize danışmadan ilaç ve tanımadığınız bitkisel tedavi yöntemlerini kullanmayınız. Memleketimizde bitkisel ilaçların yan tesirinin olmadığı genel olarak yaygın bir görüştür. Bu görüş doğru değildir. Bilmediğiniz ve tanımadığınız bitkileri kullanmadan önce mutlaka bu konunun uzmanı olan kişi veya kuruluşlardan bilgi alınız. Türkiye’de birçok bitkinin yörelere göre farklı farklı isimleri olduğundan çoğu zaman istenilen doğru bitkiyi elde etmek veya aldığınız bitkinin doğru bitki olduğundan emin olmak zorlaşmaktadır.
 
Tablo: Adaçayında bulunan düşük yapma riskini artıran aktif maddeler
Kimyasal maddenin adı
Bulunduğu kısım
Miktar ppm [mg/kg]
Alpha-thujone
Yapraklar
200 - 10 172
Beta-thujone
Yapraklar
200 - 9 968
Oleanolic asit
Yapraklar
140 – 786
Thujone
Yapraklar
1 453 -12 636
 
Aynı şekilde kekikte bulunan beta-bisabolene ve biberiyede debulunan oleanolic asit düşük yapma riskini artıran aktif maddelerdir.
 
Kür 1: Bademcik ve boğaz enfeksiyonlarına karşı koruyucu:
Yaklaşık bir su bardağı suda bir poşet adaçayı veya bir tatlı kaşığı taze adaçayı on dakika ağzı kapalı olarak demlenir. Günde iki-üç defa gargarası yapılır.
Ayrıca, beraberinde bir ay boyunca her gün bir çay bardağı adaçayı içilir. Demleme süresi tamamlandıktan sonra bitkiyi daha fazla suyunun içinde bekletmeyiniz, mutlaka süzüp ayırınız. Hazırlanan gargara kırksekiz saat bozulmadan banyo dolabınızda durabilir.
 
Not: Aktarlardan satın alacağınız adaçayı hem çok daha ucuz hem de amacınıza daha uygun olacaktır.
 
 
Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar varsa mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle bilmeniz gereken nokta, kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikâyetiniz ne olursa olsun, bu kitaptaki bilgilerle kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir rahatsızlığı teşhis amacı yoktur.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
back to top