bitki tohum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bitki tohum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2011 Cumartesi

Organik Gübreler ve Önemi

Organik Gübreler ve Önemi
İnsanoğlunun bitkileri tarımsal üretim amaçlı kullanmaya başlamasından beri organik gübreleme, tarımın en önemli konularından biri olmuştur.
Yalnız ne yazık ki tarımın bu önemli tekniği bugünlerde, o günlerde yapıldığından bile daha yanlış şekilde uygulanıyor.
Bu yazımda size, nasıl oluyor da organik gübreleri tarımsal üretimin ilk defa yapıldığı ilkel çağlardan bile daha hatalı kullanıyor olduğumuzu anlatıp; bu gübreleri nasıl daha etkin kullanabileceğimizi açıklamaya çalışacağım.
Organik gübre nedir? Ahır Gübresi, Hayvan Gübresi Nedir?
Bu organik kelimesini ne kadar çok kullanıyoruz ve aklımız ne kadar çok karışıyor öyle değil mi?
Organik kelimesinin anlamını merak edip Türk Dil Kurumu sözlüğüne de baksanız pek bir cevap alamazsınız çünkü sanırım bu kelime daha ziyade bir tarım, biyoloji terimi ve bu sebeple terimler sözlüğüne bakmak daha doğru olur.
Organik kelimesi aslında “organik madde” teriminden geliyor. Organik maddenin tanımı ise biyoloji sözlüğünde verilene göre: “Doğal olarak bulunmayıp canlı organizmalar tarafından sentezlenen maddeler.” olarak açıklanıyor. (Kaynak: http://www.turkmedikal.net/sozluk.php?sozluk=biyoloji)
Yani organik madde, organik ürün, organik tarım, organik gübre gibi kavramlarda kullanılan organik sıfatı, aslında bu maddelerin içeriklerinin canlı organizma tarafından yadsınmadan kullanılabileceğini belirtir.
Yani mesela organik tarımdan üretilen organik ürünlerde, bizim organizmamıza yabancı kimyasallar bulunmaz. Genlerimiz, bu ürünlerdeki tüm maddeleri tanıyordur.
Benzer şekilde bitkilerimize verdiğimiz organik gübrede de bitki organizmasına yabancı maddeler bulunmaz. Bitkinin genleri bu maddelerin tümünü tanıyordur.
Çünkü organik gübre de canlı organizma tarafından sentezlenmiş olan bir maddedir. Bu bağlamda organik gübreler hayvan dışkıları, yeşil bitkiler ve mutfak artıkları gibi her türlü organik atıklardır.
İşte yine bu sebepten dolayı organik gübre ahır gübresi, hayvan gübresi denilen gübreleri de zaten içerir.
Bugünlerde herkes “organik gübre” terimini nasıl kullanacağı konusunda biraz şaşkınlık yaşıyor. Çünkü “organik gübre” sanki sadece organik tarımda kullanılabilecek gübreymiş gibi bir hava var. Ancak bu yanlış; organik gübre eğer gübreyi üreten canlı da organik besleniyorsa elbette organik tarımda kullanılabilir. Ancak bunun haricinde konvansiyonel tarımda da kullanılan ve canlı bir organizma tarafından sentezlenerek üretilmiş her tür gübre de organik gübredir.
Organik Gübreleri Nasıl Yanlış Kullanıyoruz?

Şimdi de gelelim yazımızın başında iddia ettiğimiz hatalı kullanım mevzuuna.

Her yerde duyuyoruz; yanmış gübre, yanmış ahır gübresi, yanmış çiftlik gübresi…

Ben köylerde dolaşırken üreticilere "Yanmış gübre nedir? Nasıl yaparsınız?" diye soruyorum. İşte size üreticimizin gübre yakma yöntemleri:

Yöntem 1: Hayvan gübresi alınır. Sıcak yaz günlerinde evin damına veya geniş açıklık bir araziye serilir ve bir iki ay kurutulur. Daha sonra toplanarak tarlaya, bahçeye atılır (!!!)

Yöntem 2: Özellikle küçükbaş hayvan ağıllarının gübre temizliği 2-3 yılda bir yapıldığı için buralardan gelen gübreler yanmış gübredir (!)

Yöntem 3: Hayvan gübresi kurutma makinesinde kurutulur. İşte bu çok güzel yanmış çiftlik gübresidir (!)

Aman sakın bunları doğru yöntemler sanmayın. Bunlar benim köylerde "Yanmış hayvan gübresi, çiftlik gübresi nedir? Nasıl kullanıyorsunuz?" sorularına aldığım normal cevaplardan bazıları. (Daha önce duymayıp bana inanmayanlar benim yaptığım gibi üreticilerimize sorabilir.)

Bu yukarıdaki yöntemler yanmış çiftlik gübresi ya da kompostlaştırılmış organik gübre değildir. Gübreyi bu yöntemler sonrası toprağa atar isek gübrenin içerisinde bulunan bir çok besin maddesini kaybederiz. Bakınız bir tablo:
Özellik
Gübrenin açıkta bekletilme süresi
 3 ay6 ay9 ay
Toplam ağırlık39.656.071.1
Azot (N)35.142.356.9
Fosfor (P2O5)17.431.538.4
Potasyum (K2O)24.837.945.2
Organik madde51.771.479.8
Tablo 1- Ahır Gübresinin Bekletilme Süresinde Kayıplar % (Kacar, 1962)
Tablodan da görüleceği gibi açıkta bekletme ile 9 ayda gübrenin ağırlığının % 70’ ini, azotunun % 57’ sini, fosforunun yaklaşık % 40’ ını, potasın % 45’ ini ve en önemlisi organik maddesinin % 80’ ini kaybetmiş oluyor !!!
Bir dakika o zaman, biz bu gübreyi neden kullanalım? Artık neredeyse işe yarar bir şey kalmamış ki… Eğer bu gübreye para verdiydiysek vah vah, paralar havaya uçtu gitti.
Geçmiş olsun.

Eğer gübreyi ahırda bekletir ve tarlaya bahçeye atmadan hemen önce çıkarırsak bu kayıplar belki daha az olacaktır. Ancak o zaman da başka yerden kaybımız olacak. Yabancı ot tohumları !

Nasıl mı? Şöyle açıklayalım. Hayvanlar birçok çeşit ot yerler. Bu otları elbette tohumları ile beraber de yerler. Özellikle bitkisel üretimde yabancı ot diye bildiğimiz ve verimi düşüren bir çok otun tohumu hayvanın sindirim sistemi içerisinde otlanma kabiliyetini yitirmez (hatta öyle yabancı otlar var ki tohumları ancak bir hayvan tarafından yenip çıkarıldıktan sonra çimlenebiliyor). İşte bu sebeple hayvan gübresinin içerisinde birçok yabancı ot tohumu bulunabilir. Ve uygun şekilde organik gübre yakma yapmazsak bu ot tohumları tarla ve bahçemizde ürettiğimiz ürüne ortakçı olurlar. Bu durumda parayı ya ot öldürücü ilaçlara dağıtmak ya da çok düşen verim sebebiyle o yıl zarar etmek zorunda kalırız.

Organik Gübreleri Nasıl Doğru Kullanırız?
Aslında bence en uygun yanmış organik gübre: Oksijenli fermantasyon ile ısısı 60-70 dereceye çıkarılarak içerisindeki ot tohumları öldürülen; daha sonra da oksijensiz fermantasyon ile gübre içerisinde bulunan kompleks besin maddelerinin bitkinin alacağı forma dönüştüğü gübredir.
Gübreyi bu şekilde yakmak için şunları yapmak gerekir (Aşağıdaki bilgiler tedgem.gov.tr web adresinden alınmış, bazı yerlerde ekleme ve düzeltme yapılmıştır) :
1. Aşama: Oksijenli (Havalı) Yanma
Ahırdan çıkarılan ve gübreliğe getirilen gübre önce yaklaşık 60 cm'lik bir tabaka halinde sıkıştırılmadan bırakılır (gübre yığını yüksekliği 1,5 metreyi geçmemelidir). Böylece gübrenin olgunlaşması havalı koşullarda oluşur. Gübrenin içindeki bakterilerin yardımı ile yığının ısısı 60-70 dereceye yükselir ve gübre yanmaya başlar.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken hususlar var. Dikkatli olup gübreyi sık sık izleyin. Eğer gübrenin iç sıcaklığı 60-70 dereceyi çok aşar ise gübrenin için kül olacak, alev alacak denli yanar. Bu durum hem işletmenizde yangın riski oluşturur, hem de gübreniz nerede ise işe yaramaz küle dönüşür.
Bunu önlemek ve iyi bir oksijenli yanmayı sağlamak için, gübre iç sıcaklığını zaman zaman termometre ile ölçmek; sıcaklık 60 dereceye ulaştığı zaman gübreyi ters yüz edip havalı yanmaya devam etmek gübrenin tamamının yanmasını sağlayacaktır. Gübrenin tamamı ortak bir renk alıncaya kadar (3 kere alt üst etmek yeterli olabilir) havalı yanma sürdürülür.
Havalı yanmada temel amaç yabancı ot tohumlarını öldürmektir. Ancak bu arada bitki besin maddeleri kaybedilir. İşte bu kaybı azaltmak için havalı yanma süresi kısa tutulmaya çalışılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki kuru gübrede havalı yanma olmaz. Gübre çok kuru ise ıslatmak gerekir. Ayrıca havalanma ne kadar iyi ise yanma süresi o kadar kısalır. Bu sebeple bu işlem için gübre olabildiğince ekmek kırıntısı formunda sıkışmamış halde bulunmalı ve havalı bir yerde olmalıdır.

Çiftlik gübresine olgunlaştırma aşamasında, tonuna 7-8 kg P2O5 hesabı ile fosforlu gübre ilave edilecek olursa, çiftlik gübresinden meydana gelecek olan gaz şeklinde amonyak (NH3) yani azot kaybı önlenirken, aynı zamanda çiftlik gübresinin fosforca zenginleşmesi sağlanmış olur.
2. Aşama: Oksijensiz (havasız) Yanma
Daha sonra bu gübre yığınını ıslatıp sıkıştırılır. Gübrenin sıkışması ile bu sefer havasız şartlarda olgunlaşmayı sağlayan bakteriler çalışmaya devam ederek yanmayı tamamlar.
Soğuk yanma, gübre içerisinde bulunan besin maddelerinin, bitkinin alabileceği formlara dönüşmesini sağlar. Bitki ve verim için soğuk yanma da çok önemlidir.

Sıcak ve soğuk şartların karışımından elde edilen gübrelere “serin gübreler" denir.

Organik Gübre Yakmada (Olgunlaştırmada) Dikkat Edilecek Diğer Hususlar:

1- Gübrenin yığın yapılacağı alan yağış ve rüzgâr almayan ve dış etkenlerden iyi korunmuş bir yerde yapılmalıdır.
2- İmkânlar ölçüsünde üzeri kapatılmalıdır. (Üzeri koyu renk naylon ile kapatılabilir ancak oksijenli yanma sırasında naylonun içerisine hava girmesi sağlanmalı yani yığının üzerine naylon örtü sıkıştırılmadan serilmelidir)
3- Mümkün olduğu takdirde gübreyi gübre çukurları içerisinde olgunlaşmaya bırakmalıdır.
4- Gübre çukurları kullanılmayacak ise gübrelerin olgunlaştırılmak üzere bekletildikleri alanların tabanlarının her iki taraftan ortaya doğru meyilli ve sıkıştırılmış toprak, taş veya betondan yapılmış düz ve geniş bir zemin şeklinde olması sağlanmalıdır. Ancak bu alanlarda toplanan gübrelerin düzensiz bir biçimde yığılmalarının önüne geçmek gerekir.
5- Yığın sıcak ayrışmanın hızının azaltılması için zaman zaman sıkıştırılmalıdır eğer kuruduysa ıslatılmalıdır.
Sonsöz
Değerli okuyucular.
Bu yazdığım konu topraklarımızın zenginliği, besin gıda-besin zinciri, dünyada açlığın önlenmesi, tarımsal gelirin ve kırsal nüfus refahının arttırılması açısından çok çok önemlidir.
Umarım organik gübre uygulamaları konusundaki hatalarımızdan vazgeçer ve daha sağlıklı koşullarda üretim yaparız.
Her yazana, her öneri yapana, her uzmana hemen güvenip inanmamak gerektiği gibi, denemeler ve uygulamalar yapmadan da yukarıda yazdıklarıma ve bana da inanmayınız. Verdiğim bilgileri araştırıp, sorgulayınız.
Ancak kimseye ve hiçbir bilgi kaynağına da güvenmeyip yıllar boyu denemeler yaparak da zaman kaybetmeyiniz.
İskoç asıllı tarihçi, yazar ve eleştirmen Thomas Carlyle bu konuda şöyle diyor:
Deneyler, en iyi öğretmenlerdir. Yalnız okul masrafları biraz çoktur.
Saygı ve sevgilerimle,
Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com

7 Mart 2011 Pazartesi

Şehirli bitki… Daimi yeşil manolya. (Magnolia Grandiflora)

 İşte bana bahçe işlerini sevdiren bitki. Manolya

Her şey Floransa’da gördüğüm manolyalarla (Magnolia Grandiflora) başladı. Denedim, oldu, sevdim ve bugüne geldim. Bana “çok naziktir, kök sistemi anormaldir, evi çökertir, çiçek açmasını beklersen eline baston ve torunlarını alırsın” dediler. Ama yanıldılar. Yılmadım. Araştırdım. Bugün bir sürü manolyam var, yaptığım işlerde de bolca kullanmaya dikkat ediyorum. Hatta bir tanesinde abartıp havuzun çitini manolyadan yaptım. Düşünsenize kokulu çit…(çitinizin, budama zamanı çiçekler geçince, ağustosa doğru yapılır unutmuyın!)

Avrupanın ılıman güney bölgelerinde, İngiltere’de birçok yerde, Amerika’nın California bölgesinde manolyaları soğuk rüzgârlardan korumak için duvar diplerine dizi dizi dikiyorlar. Duvarın 70-80 cm. dışından, ikinci duvar gibi buduyorlar. Yani bu bitkinin bugüne kadar bina temellerine zarar vermediği kanıtlanmış. (Devleşmiş manolyalar temele biraz sorun yaratabilir, onuda kök budamasıyla kontrol edebilirsiniz.)
Manolya bilinenin aksine zahmetsizdir. Aşırı rüzgâr almadığı zaman çok hızlı gelişir. (Senede 75 cm.) Rüzgârlı bölgelerde adaptasyonu yavaş olur ama bir iki sonra toparlanıp gelişir. Bakıma bayılır. Gece, yapraklarının yıkanması suretiyle sulanmaya bayılır. Çam iğnelerini, ıhlamur ya da kayın yapraklarını kök yüzeyinde hissetmek ister. Aslında siz siz olun manolyayla bazı bitkileri beraber dikin. Akçaağaçların her türü, ıhlamur, kayın gürgen, meşe, çam ve kendi türünün yaprak döken, ilkbaharda açan örneklerini (Japon manolyası, lale ağacı, ya da çıplak manolya gibi bir sürü ismi var ama doğrusu sadece manolya) manolyayla yan yana dikebilirsiniz. Tüm bu saydıklarım yaprak dökümüyle doğal gübre vazifesini yerine getireceklerdir.

İlk dikimde bitkiye biraz gaz vermek için kestane toprağını normal toprakla harmanlayarak dikebilirsiniz. Kireçli topraklarda yaprak sararması oluşursa ilkbaharda toprak yüzeyine, kök üzerine, toz kükürt yada toprak asitlendirici toz döküp hemen sulayın.
Manolyalar çapalanmaktan hoşlanmaz, kökleri yüzeyseldir, zenginlik olsun diye dibini havalandırıp gübrelemeyin. Sadece büyükbaş hayvan gübresi severler!. Güvercin gübresinden nefret ederler (çok kireçli!). Manolyalara çok çiçek açtırmak için potasyumlu gül gübresi verin. Açan çiçekler bir iki gün dayanıyor, gösteri bitkinin büyüklüğüne göre ağustos ortasına kadar devam edebiliyor. Limonata gibi kokan çiçekleri yakından koklarken burnunuzu sürerseniz, ne yazıktır’ki vücut yağınızla reaksiyona geçip yarım saatte kararıyorlar…Bence, dikkatlice, çiçeği açmamış yeni sürgün dalı kesip, vazoya alın, 2 gün ev içini kokuya boğacaktır.
Manolya sorun yaratacak kadar fazla geliştiğinde istediğiniz her yerini budayabilirsiniz. Ligusturumun devi muamelesi yapabilirsiniz. Ama unutmayın ki her kestiğiniz dal, o sene açacak çiçekleri de beraberinde götürecektir.
Manolya ellenmediği takdirde çam gibi yerden dallı gelişir. Hatta o kadar gelişir ki bir dip dal 10 m.lik uzaklığa kadar gidebilir. (İstanbul Hilton Oteli’nin bahçesini görün, mükemmel örnekleri var orada…Aman alt dallarını budayalım, boya gitsin derseniz büyük hata, siz ellemesenizde o büyümeye devam edecektir!) Kar yağışında yumuşak yapısı zarar görebilir. Aşırı yük dallarını kırabilir, bitkiyi hırpalamadan kardan kurtarın, tazyikli suyla tepedeki karı indirmeye çalışmayın, bitki donabilir!.


Poyraza kapalı alanlar dikim için daha uygundur. Onun dışında güneşi de, yarı gölgeli alanları da kabul edebilir. Bahçeniz kireçli topraklıysa, siz inatla manolya istiyorsanız, dev saksılarda uygun toprakla, turunçgiller gibi gelişebilir. Yeter ki, 3-4 senede toprağını bonsai gibi değiştirin (zor…). Bu bitkinin teraslar için üretilmiş minyatür tipi de var, ismi “Magnolia Little Gem”. Küçücük ve o boyuyla bir sürü çiçek açıyor. Bu manolyalar sizi kesmedi, ev içerisinde yaşaşayan, yaprağını döken bir tür daha var, onuda deneyebilirsiniz (Magnolia virginiana).

Manolya, Karadeniz’in ılıman, her bölgesinde yetişebilir. Havada rutubet isterler, en önemlisi de, manolyalar hava kirliliğine dayanıklıdır. Kısacası bu bitki mükemmel şehir ağacıdır. Yollarda sağlı sollu dikilince süper durur, otobanlar ya da arabayla geçilen yerlerde değil unutmayın !!!, Taksim’den Harbiye’ye giden cadde ile Nişantaşı’ndaki bir büyük cadde, manolyalı… Bu dikimde (Nişantaşı) direkt olmasa da benim de katkım var. Fikri ben vermiştim, diktiler. Bir tek nisan, mayıs aylarında yaprak değiştirirken ortalığı kirletiyorlar, ama hemen taze yeşil yapraklarını, ardından da çiçeklerini açıyor.
İzmir bölgesinde çok kullanılan bir tür yaprakları yuvarlak uçlu, daimi yeşil manolya var.M.Grandiflora türleri 10-15 yaşından sonra bol çiçek açarken bu tür, Magnolia Ruff, 3-4 yaşında açmaya başlıyor. En çok 6-7 metre büyüyebiliyor. Diğerleri 20 mt. kadar çıkıyor.


Manolyaların üretimi yaz sonunda çiçeklerden sonra oluşacak tohum kozalaklarından olabileceği gibi , en çabuk ve garantili yöntemi, havadan dal köklendirilmesiyle yapılıyor. Bu iş için boy hizanızdaki bir dalı çakıyla eninden, yarısına kadar dikine kesin, bu yarığı dalı kırar gibi 3-4 cm. ayırın. İçerisine köklendirme tozu serpip üzerine 10 cm. toprak sıvayıp bir torbayla büzün(bone gibi), 2 aya karar o topraklı kısım kök dolacak. İşlem yaptığınız yerin 2 cm. gerisinden dalı kesin, toprağa dikin… Tohumla üretim yavaş oluyor.



İyi bir cinsli türle aşı yapılmışsa, ilk baştaki yaprağı yeşil altlı tür çıkabiliyor. Unutmayın, yaprak altı kahverengi kadife kaplı gibi türler hem daha iyi çiçek açıyor, hemde toprakta iyi gelişiyorlar.

Bu enfes yazı için sn. Murat Pilevneli'ye çok  teşekkürler

17 Şubat 2011 Perşembe

Kestane (Castanea) Yetiştiriciliği

Kestane (Castanea) Yetiştiriciliği



KESTANE YETİŞTİRİCİLİĞİ

İklim İstekleri:Kestane kışın –30C’ ye kadar dayanmaktadır. Ancak ilkbaharın geç sonbaharın ilk donlarına karşı hassastır.Yıllık yağış ortalaması 600-1600 mm olan yerlerde yetişir. Çiçek döneminde yağan fazla yağış döllenmeyi etkileyeceği için fazla yağışı sevmez. Fazla yağış mantar hastalığı nedeniyle yaprakların dökülmesine yol açar.

Toprak:Kestane kazık köklü olduğu için toprağın gevşek yapılı ve geçirgen olması gerekir.Daha çok volkanik kaynaklı potasyumca zengin toprakları sever.Ağır ve killi topraklarda mürekkep hastalığına yakalanması kolaylaşır. Soğuğun toplandığı çukur vadilerde kestanelik kurulmamalıdır.Yamaç araziler bahçe için idealidir. 
Üretilmesi:Kestanelerin vejatatif yolla çoğaltımında daldırma, çiçeklerin köklendirilmesi yöntemi kullanılır.En çok uygulanan ve güvenilir yöntem aşılamadır.Bunun içinde kaliteli tohum kullanmaya dikkat edilmelidir.Tohumların çimlenme gücünün yüksek olması aranır.

Katlama:Nemli ve soğuk (0-40C) bir ortamda 3 aylık süre yeterlidir.Çöğürler bir yıllık büyümeden sonra sıra arası 70x80 cm sıra üzeri 30 cm ara ile şaşırtılır.Katlanmadan ekilen tohumların çimlenme oranını yükseltmek için 8-10 cm derinlikle harçlı toprağa ekilir ve tohumların üzeri 4-5 cm harçlı toprakla kapatılır.Harçlı toprak 1 kısım toprak 1 kısım yanmış çiftlik gübresi kullanılır.



Çöğürlerin aşılama yöntemleri ve zamanı:En fazla kullanılan yöntem göz aşısıdır.Ters 1 veya normal T kullanılır.İlkbaharda sürgün göz aşısı uygulanır.Yabani ağaçların aşılamasında kalem aşıları uygulanır.

Dikim Aralığı Ve Tekniği : Kestaneye genel olarak 10-12 m’lık dikim aralığı uygulanır.Ağaçlar normal aralıkta ve bakım şartlarında 15 m’ye kadar yükselebilir.Arazinin yapısına göre kare üçgen şekli uygulanabilir. Fide dikilecek çukurlar önceden 40x50 cm derinlikte açılır.Dikim çukurlarına kompoze gübreden 150-200 gr verilir.Bu gübre çukurlara atılır,karıştırılır.Daha sonra bu karışımın üzerine birkaç kürek toprak atılır.Kökler gübreye temas ederse fidanın kökleri zarar görebilir,kuruyabilir

Budama :En fazla uygulanan sistem doruk dallı terbiye sistemidir.Doruk dalı hakim olan bu sistemde ağaç belli bir yüksekliğe ulaşınca doruk dal kesilir.

Doruk dalı budaması;
a)Ana dallar ağacın dört yönünü kapsayacak şekilde kuvvetli dallardan seçilir.
b)Ana dallar birbirlerine çok yakın yerlerden veya aynı noktadan çıkmamalıdr..
c)Dar açılı dallar kırılmaya meyilli olduğu için 50-70 derecelik bir açı bulunmalıdır.
d)Yıllık sürgünlerde fazla kısaltma yapılmaz,çünkü devamlı sürgün oluşumuna yol açacağından meyveye yatmayı geciktirir.Gerekli yerlerde büyümeyi önlemek için uç alma yapılabilir.
e)Genç ağaçlarda aşırı budama yapmak bodurluğa yol açacağından verim düşüklüğüne yol açabilir.Yere yakın dallar yavaş yavaş çıkartılır.(verime yattıktan sonra)




Bakım ve Sulama:İlk dikim yılında fidanlar toprağın nem durumuna göre 2-3 kez sulanır.Sonraki yıllarda da sulama yapmak çok zararlıdır.

a)Eğimi fazla olan yerlerde seki yapmak gerekir. 
b)Malçlama toprak neminin korunmasında en etkin yöntemdir.Toprağın nemini tutar.Yabancı ot gelişimi olmaz. Malçlama çok masraflı olduğundan derimden sonra dikenli yumakların artıklarını ağacın altına homojen bir şekilde sermek daha yararlıdır.Sakıncası derme zamanında zorluk yaşanır.Ağaçların altına naylon veya bez sererek bu sakıncada giderilir.

Hasat
 Hasat zamanı çeşitlere göre değişmekle birlikte eylül başlarında ekim ortalarına kadardır. Dikenli yumakların hafifçe açılarak içinde doğal rengini almış meyvelerin görünmesi hasat zamanının geldiğini gösterir. Meyveler aynı anda olgunlaşmaz. Bu yüzden hasat yere düşen meyvelerin toplanması şeklinde yapılacaksa,meyveler gün ışığında bekletilmeden gün aşırı toplanmalıdır. Eğer ağaçlar sırıkla çırpılarak hasat yapılacaksa,ağaçlarda olumun ortalamaya yaklaştığı bir zamanda yapılır. Ancak bu işlem dal kırılmalarına ve yaprak dökülmelerine neden olur. Kestanelerde hasat masraflı ve güç bir iştir. Bu nedenle olgunlaştığında kapsülleri kendiliğinden düşen,hasadı kolay tiplerin seçilmesi gerekir. 
KESTANE İÇ KURTLARI (Cydiasplendana)
Meyve kabuğunu delerek içine girip beslenerek zarar yapar.Pisliklerini meyve içerisine bırakarak meyve dökümüne ve meyvelerin piyasa değerinin düşümüne neden olur. Zarar verdikleri meyvelerin tamamen elden çıkmasına,Pazar ve dış satım değerlerini kaybetmesine neden olur.Yılda bir döl verir.Genel olarak hasat sırasında gelişmelerini tamamlamamış olan larvalar , hasattan sonra yığıldıkları gömüler,depolarda veya satış sırasında gelişmelerini tamamlayıp meyveyi delip terk ederler. 



Mücadesi için;
a-Kestane işleme evrelerinde ve bahçede ayrılan kurtlu meyveler derhal yok edilmelidir.
b-Kestane işleme evrelerinin tabanının beton, duvarının iyi sıvanmış olmasına özen gösterilmelidir.Satış için getirilen kestane çuvalları, toprak zemin yerine beton zemin üzerinde bekletilmelidir.
c-Gömü yerleri satış için ürün çıktıktan sonra ki aylarda; özellikle haziran ayı içerisinde,sık sık çapalanmalı çıkan kurtlar yok edilmelidir.
d-Gömü yerlerinin tabanı ve 10-20 cm yükseklikte çevresi beton yapılmalı, satıştan sonra beton üzerinde toplanan kurtlar yok edilmelidir.
e-Gömülerdeki bulunan kurtların hepsinin toprağa ( veya beton gömü zeminine) inmesi için,hasat ile satış arasında en az 1,5-2 ay süre bırakılmalıdır.
İlaçlı mücadele için; hasattan hemen önce , ürün gömülere yığılmadan gömü toprağı ilaçlanır.Bu ilaçlamadan 20-25 gün sonra gömüdeki yığın nemlendirilirken 2. ilaçlama uygulanmalıdır.
KESTANE MÜREKKEP HASTALIĞI
Bu hastalıkla bulaşık bir ağacın kök bölgesini açtığımız zaman siyah çürümeler ve lekeler göze çarpar.Kök boğazında kabuğu kaldırdığımızda kabukla doku arasında siyah mavi bir sıvı görülür.İletim demetleri tıkanır ve yapraklarda sararma ,sürgün kurumaları göze çarpar.

KESTANE DAL KANSERİ
Herhangi bir nedenle açılmış yaralar hastalık etmenin giriş kapılarıdır.Bulaşık kısımlarda önce çöküntü sonra şişmeler oluşur,çatlaklar iyice belirginleşir.Hastalık dallar sürgünler ve kök boğazının üst kısmında görülebilir.


Ayrıca konuyla yakından ilgilenen dostlar alttaki yazıya dikkat edelim lütfen

Kestane kanseri virüsü, ağaçları kurutmaya başladı

İlk olarak 1904 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde görülen ve 40 yıl içinde ülkedeki tüm kestane ağaçlarını kurutan 'kestane kanseri', şimdi de Türkiye'de yaygınlaşmaya başladı.
Özellikle kestane üretim merkezlerinden Bursa'da virüs her geçen gün hızla yayılıyor. Türkiye'nin önemli kestane üretim merkezlerinden Bursa'da, virüs nedeniyle ağaçların yüzde 20'si kururken, yüzde 25'inin de hastalığın etkisi altına girdiği belirtiliyor. Tarım İl Müdürlüğü ve Uludağ Üniversitesi, hastalığı önlemek için "Kestaneyi kurtarma" projesi başlattı.



Bursa Tarım Müdürü Hüseyin Yıldızer, şehirde 2 yıl önce görülmeye başlanan ve halk arasında "kestane kanseri" olarak tanınan virüs nedeniyle il genelinde 3 bin hektar alandaki 48 bin kestane ağacından yüzde 20'sinin tamamen, yüzde 25'inin de dallarının kuruduğunu söyledi. Yıldızer, kestane virüsünün bulaşıcı türden olduğunu ve uç dallardan başlayarak köke kadar indiğini ve ağacı bir yıl içerisinde kuruttuğunu belirtti. Virüsün önüne geçilmesinin imkansız olduğunu; ancak yapılan kültürel tedbirlerle azaltılabileceğini ifade eden Yıldızer, "Kuruyan kısımlar bilinçli şekilde kesilip hemen orada yakılmalı. Eğer bir başka alana götürülür, ya da yakılmadan bırakılırsa etraftaki ağaçlara da kısa sürede bulaşır." uyarısında bulundu.

Bursa'daki kestane ağaçlarının büyük çoğunluğunun vakıf malı olduğunu, bu yüzden hastalık konusunda vatandaşların fazla ilgi göstermediğini ifade eden Müdür Yıldızer, "Özel arazilerdeki kestane ağaçlarında bu hastalık daha az görülüyor. Çünkü vatandaş kendi mahsulü olduğu için hastalığı yakından takip ediyor. Vakıf malı olan kestaneler ise her geçen gün virüse yenik düşüyor." dedi. Uludağ Üniversitesi ve Tarım İl Müdürlüğü olarak "kestaneyi kurtarma" projesi başlattıklarını kaydeden Yıldızer, "Virüsü teşhis eder etmez, bilimadamları ile bir araya gelerek ne yapabileceğimizi görüştük. Görüşmemizden 'kestaneyi kurtarma' projesi çıktı. Üniversite, 2 yıldır kansere dayanıklı çeşit üretmek için çalışma yapıyor." açıklamasında bulundu. Çalışmaların sonucunun önümüzdeki aylarda netleşeceğini dile getiren Yıldızer, başarılı olunması halinde Tarım İl Müdürlüğü olarak dayanıklı kestane ağacı yetiştirmeye başlayacaklarını söyledi. Fidye Kızık Kestane Kalkınma Kooperatif Başkan Yardımcısı Ertuğrul Sünen, bölgelerindeki kestane ağaçlarının çoğunun dallarının uçlarında kurumaların başladığını belirtti. Kurumaların verimi yüksek oranda düşürdüğüne işaret eden Sünen, konuya çözüm bulunmaması halinde ileriki yıllarda büyük sorunlar ile karşı karşıya kalacaklarını kaydetti. Konunun ehemmiyetinin çiftçilere anlatılması için seminerler düzenleyeceklerini aktaran Sünen, "Son bir yılda bölgemizde 100 civarında ağaç kurudu. Bu durumu çiftçilerimize anlatacağız. Bunun için mahalle mahalle gezerek, çiftçilere hastalığın ehemmiyetini anlatacağız." dedi.

Hastalığı önleme projesi Başbakanlık'a gönderildi Uludağ Üniversitesi Bahçe Bitkileri Koruma Bölümü ve Kestaneyi Kurtarma Projesi araştırmacısı Doç. Dr. Himmet Tezcan, ağaçları kurutan hastalıkla ilgili olarak proje çalışmalarının tamamlandığını ve geçen hafta Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'na gönderildiğini açıkladı. Doç. Dr. Himmet Tezcan, hastalığı önleme projesinin 3-4 ay içerisinde sonuçlanacağını bildirdi. Kestane virüsünün Türkiye'de ilk önce 1967 yılında Kocaeli'nin Karamürsel ilçesi Tepe köyünde görüldüğünü ve zamanla buradan ülke geneline yayıldığının altını çizen Tezcan, hastalığın en büyük artısının kansere neden olan hücrelerinde virüs partiküllerine rastlanmasının olduğunu söyledi. Kestaneleri Kurtarma Projesi'nin 3 aşamadan oluştuğunu dile getiren Tezcan, sözlerini şöyle tamamladı: "Birincisi yeni kestane bahçesi tesis etmek. İkincisi ormanlık alandaki kanserli kestane ağaçlarının temizlenmesi. Üçüncüsü ise kansere karşı etkili kestane yetiştirmek."

14.03.2005
Mehmet Kuru
Bursa

Kaynak: http://www.zaman.com.tr

Kaynak: Tarım Bakanlığı Çiftçi Broşürü
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
back to top