anti aging gıdalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anti aging gıdalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2014 Cumartesi

Kiren (kızılcık) Kızılcık Yetiştiriciliği

Çocukluğumda yaşadığım köyün her yerinde kendiliğinden yetişen ve adına kiren dediğimiz bir meyveden bahsedelim, halk arasında kızılcık ve bizim yöremizde kiren olarak bilinen ve içinde bol miktarda melatonin yani mutluluk hormonu olduğu söylenen son derece şifalı bir meyvedir kiren.. biz ekşisini yapıp kış boyu organik meyve suyu olarak tüketiriz..


Kızılcık Yetiştiriciliği


KIZILCIK YETİŞTİRİCİLİĞİ

Ülkemiz birçok meyvenin anavatanıdır. Bu meyvelerden biri de kızılcıktır. Kızılcık meyveleri vitamin C içeriği bakımından çok zengindir. Vitamin C içeriği portakalınkinin yaklaşık iki katıdır. Kızılcık ayrıca birçok mineral maddeler ve tanen içerir. Meyvelerinde kılcal damarları sağlamlaştıran, elastikliğini sağlayan ve kan basıncını normal tutan maddeler bulunur. Meyve, çekirdek, çiçek, yaprak, kabuk ve kökleri antiseptik özelliği ile yaraların tedavisinde mikroplara karşı ilaç olarak kullanılır. Bu gibi özellikleri ile son yıllarda tekrar ele alınmaya başlamış, tüketiminde artış olmuştur.
Ülkemizde kızılcık genel olarak yabani formlarda Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerinde sahil ve yüksek kesimlerinde dağlık alanlarda, dere yataklarında tek veya gruplar halinde bulunur. Malatya, Bursa, Yalova, Karabük, İstanbul illerinde sınırlı miktarda aşılı kızılcık yetiştiriciliği yapılmaktadır.
Kızılcık, bizde ve diğer ülkelerde farklı şekillerde kullanılır. Kızılcıktan reçel, marmelat, meyve suyu üretilir. Çekirdek ve yapraklarından çay ve kahve yapılır. Taze kabuklarından esans ve dizanteri hastalığına karşı ilaç hazırlanır. Gıda sanayiinde, taze kuru ve sofralık olarak çok çeşitli işlemelerde, yemeklerde tat verici, kuru meyvelerinden hoşaf yapılarak yararlanılır. Meyvelere şeker dökülerek uzun zaman muhafaza edilir. Çok güzel tatlı, konserve şurup yapılır.
Ağacı çok sıkı, sert ve ağırdır. Ağacın özü sarı-kırmızı renkte, pembe beyaz odun cilalamaya uygundur. Sandalye, tekstil mekikleri kızılcıktan yapılır. Dokuma sanayiinde mekik yapılır. Değirmen dişlileri kızılcıktan yapılır. Yonga-biblo gibi el sanatları, büro malzemesi yapımında yararlanılır. Meşhur Devrek bastonları kızılcık ağacından yapılır. Kızılcık ağaçları erken çiçek açtığı için, arıcılık bakımından çok önemlidir. Bahçe düzenlenmesinde dekoratif özelliği yanında soğuklara çok dayanıklı olduğu için tercih edilir. Bazı ülkelerde erozyona karşı kuşak oluşturmada kullanılır.

BİTKİ ÖZELLİKLERİ

Kızılcık çok güçlü bir kök sistemi oluşturur. Kökleri fazla derine gitmez. Toprağa yakın olan kök sistemleri, toprak neminden çok iyi yararlanma özelliğindedir. Tiplere bağlı olarak ağaç 2-5 m yükseklikte olabilir. Ağaç dik, yayvan veya sarkık şekillerde olabilir. Gövde sayısı 1-6 arasında değişir. Dip sürgünleri ile kendini yenileme özelliğindedir. Bu şekilde zeytin gibi çok uzun ömürlüdür. Yapraklar mekik, yuvarlak ve oval şekillidir. Yaprakların alt kısımlarında yakıcı tüyler vardır. Kızılcık çiçekleri diğer meyvelerden önce açar. Açmaya Şubat ayında başlar ve 2-4 hafta devam eder. Meyve, bir ve daha yaşlı dallarda, bazen gövdede oluşur. Meyve şekli oval, yuvarlak, armut, silindir ve koniktir. Üst renk kırmızı, sarı, sarı-kırmızı, kırmızı-sarı olabilir. Et rengi ise kırmızı, pembe, krem, sarıdır. Çekirdek şekli mekik, oval ve yuvarlak olur..






FİDAN ÜRETİMİ

Tohumla üretim:
Olgunlaşma öncesi veya olgunlaşma sonrası yabani ağaçlara ait meyvelerden çıkarılan tohumlar, doğrudan küçük saksılara veya tohum parsellerine ekilirler. Bu şekilde elde edilen çöğürler, bir sonraki yaz aşıya gelirler.
Çimlenmeyi uyarıcı işlemler yardımıyla çok sert olan tohum kabuğu yumuşatıldıktan sonra tohumlar katlamaya alınırlar. Bu şekilde 18 ay sonra aşılamaya uygun çöğür elde edilir.

Aşılama
Doğal ortamda bulunan yabani kızılcık ağaçları çiçeklenme öncesi ilkbaharda budanır. Oluşan bir yaşlı sürgünlere T veya yongalı göz aşısı uygulanır.
Tohumdan elde edilen veya dip sürgünlerinden elde edilen çöğürlerin aşılanması yoluyla kızılcık fidanları elde edilir.
Çeşit değiştirme amacıyla da, budama ile oluşturulan sürgünlere göz aşısı yapılır.
Bunun yanında, iki veya daha yaşlı dallara kalem aşısı yapılabilir.

(T) göz aşısı Mayıs-Haziran aylarında sürgün ve Temmuz-Ağustos aylarında durgun aşı şeklinde uygulanır.
Yonga aşı, T göz aşısına göre daha erken dönemlerde de yapılabilir. Kızılcıkta yapılan aşılardan, zamanlamanın iyi yapılması ve tekniğine uyulması durumlarında çok iyi başarı elde edilir.

Çelikle üretim

Yapraklanmanın başlangıcından sonra yeni sürgünlerin yaklaşık 30 cm olduğu dönemden başlayarak, yaprakların döküldüğü tarihe kadar uygulanabilen yeşil çelikle çoğaltmadan 3000 ppm Indol Butirik Asit (IBA) uygulaması ile iyi sonuç alınır.
Yaprakların döküldüğü dönemden, çiçeklenme öncesine kadar olan dönemde alınan yapraksız çelikler ile, 5000 ppm IBA ile köklendirme yapılır.

Daldırma ile üretim

Kızılcık, daldırma yöntemiyle de çoğaltılır. Ancak bu yöntem ile istenilen sayıda fidan elde edilmesi güçtür. Ayrıca, daldırma ile elde edilen fidanlar, geç meyveye yatarlar.

EKOLOJİK İSTEKLERİ

Sıcaklık: Kızılcık meyveleri sıcakta çabuk olgunlaşır, irileşir, verim artar. Soğuklara dayanıklıdır. Ortam sıcaklığının minimum –37oC olduğu yerlerde zarar görmez. Bunun yanında, gölgeli yerlerden de hoşlanır, çok aşırı sıcaklardan olumsuz etkilenir.

Su: Kızılcık yetiştiriciliğinde su, en belirgin ve sınırlayıcı faktördür. Mutlaka su ister. Taban suyuna orta derecede dayanıklıdır. Aşırı yağış, çiçeklenme ve hasat zamanını olumsuz etkiler. Nemli yerlerde meyve kalitesi artar.

Toprak: Toprak bakımından fazla seçici değildir. Orta bünyeli, derin ve geçirgen topraklarda daha iyi gelişir ve iyi meyve verir. Kireçli topraklara dayanıklı, tuza az toleranslıdır. Toprak PH’sının 6.4-7.4 olduğu yerlerde iyi sonuç verir. Deniz seviyesinden yükseltisi 0-80-160 m; 300-500 m; 700-1200 m olan kuşaklarda yetişir. En iyi sonuç ilk iki kuşakta olmakla birlikte 700-1200 m yükseltilerdeki özel alanlarda da rahatlıkla yetişebilir. .


BAHÇE TESİSİ

Toprak hazırlığı: Kızılcık bahçesi tesis edilecek olan yerdeki toprak analiz edilerek toprağın bitki besin maddesi ihtiyaçları belirlenir. Dikim öncesi toprak hazırlıkları yapılır.

Dikim: Daha fazla verim almak ve hasat periyodunu genişletmek amacıyla, birden fazla çeşitle bahçe kurulması önerilir. Çeşitlerin büyüme özellikleri ve arazi yapısı dikkate alınarak, dikim mesafeleri 4x4 m, 5x5 m, 6x6 m olarak belirlenir.

KÜLTÜREL İŞLEMLER

Budama: Budama, yaprakların dökülmesi ile çiçeklenme arasındaki dönemde yapılır. Ayrıca hasat sonrası kırılan dalların alınması, sürgünlerin seyreltilmesi amacıyla da budama yapılabilir. Budamada meyve tomurcuklarının önceden görülebilmesi, budama için büyük bir kolaylık sağlar.

Budama ile ağacın gelişmesine en uygun şekil oluşturulur. Ağaç gençleşir. Budama ile meyve irileşir ve kalite artar.

Dikim budaması dikimden sonra, ağacın toprak seviyesinden 50-70 cm’den tepe vurma şeklinde uygulanır.
Kızılcık rahatlıkla her türlü budamaya çok iyi tepki göstermekle birlikte, şekil budaması olarak kızılcığa modifiye lider formu önerilir. Bunun için lider dal ile birlikte 5-7 ana dal seçilir, ana dallar üzerinde yardımcı dallar oluşturulur.

Verim budaması, güneşlenmenin dengelenmesi, meyvenin ağacın her tarafına dağılması, gerektiğinde meyve seyreltmesi amacıyla yapılır. Bu arada çeşitli nedenlerden dolayı oluşan obur dallarda uç alma işlemi yapılarak, bu dallar 2-3 yıl içinde verimli hale getirilir.
Daha önce de söylendiği gibi, kızılcık kendini yenileyen bir meyvedir. Yaşlı ve verimden düşmüş ağaçlar, gençleştirme budaması yardımıyla gençleştirilir.

Uygulama: 
• Ana dal düzeyinde gençleştirme
• Gövde düzeyinde gençleştirme şeklinde yapılır.

Sulama: Kızılcık yetiştiriciliğini sınırlandıran en önemli faktör sudur. Bu nedenle sulama çok önemlidir. Kurak ve susuz yıllarda meyve küçük kalır, verim ve kalite azalır. Sulama ile meyve iriliği artar, verim ve kalite yükselir.

Gübreleme: Yapılacak toprak ve yaprak analizlerine göre gübrelemeden çok olumlu sonuçlar alınır. Genel olarak, organik gübreler dekara 2-3 ton hesabıyla 3-4 yılda bir verilir. Azot dekara 15-20 kg, fosfor 30-35 kg ve potasyum ise 10-12 kg hesabıyla verilir.

Tarımsal Mücadele: Doğal olarak yetişen kızılcıklarda herhangi bir hastalık görülmemesine karşın, ticari olarak kızılcık yetiştiriciliğinin yapıldığı özellikle nemli yörelerde ve aşırı yağışlar sonrası botritis, antraknoz gibi hastalıklar etkili olabilmektedir. Bunlara karşı bakırlı preparatlar ile fungusit uygulamaları iyi sonuç verir. Orman ile sınır yerlerde ve ormandan açılan arazilerde tesis edilen yerlerde kök çürüklüğü zararı görülmüştür. Kızılcığın yetiştirildiği alanlarda diğer meyvelerde görülen meyve sineği, kabuklu bit gibi zararlılar kızılcıkta görülmüştür. Ancak önemli derecede zarara yol açmamışlardır.

Hasat: Kızılcık ağaçlarının bulundukları yükselti ve iklime bağlı olarak hasat Temmuz ortasından Ekim ayı başlarına kadar devam eder. Bir ağaçta bulunan meyveler aynı anda olgunlaşmaz. Bu nedenle 2-3 defada hasat yapılır. Ayrıca, kızılcık meyveleri hasattan sonra olgunlaşmaya devam eder. Olgunluk ilerledikçe irilik, meyvede şeker oranı artar, C vitamini ve sertlik azalır. Bu özellikten yararlanabilmek için meyvelerde renklenme başladığı zaman hasat yapılarak, pazara ulaşma anında tam olgunlaşma sağlanır; zararlanma oranı düşer. Hasat edilen meyveler en fazla 5 kilogramlık plastik veya karton ambalajlar ya da en iyisi 1-2 kilogramlık plastik kaplara konularak taşınmalıdır. Bu şekilde kayıplar azaltılmış, ürünün albenisi artırılmış olur.

Kaynak





Eylül ve ekim aylarında meyvelerini verir, havalar iyice soğuduğunda ise sessizce yapraklarını dökerek tohuma çekilir. 
Karadeniz'de ve İstanbul'un Karadeniz'e yakın yamaçlarında kızılcık bol miktarda yetişir. Ağustos sonunda açan çiçekleri sarı, meyvesi ise koyu kırmızı renktedir. Tadı ekşi ve mayhoştur. 
Yararları saymakla bitmez! 
Meyvesi, yaprağı, ağacının kökü, gövdesi, kabuğu tümüyle şifalıdır. Bu köşeye neden konu olduğunu soracak olursanız, kızılcık en önde gelen anti- aging gıdalardan biri olduğu için, dikkatinizi çekmek istedim.
Kızılcığın Faydaları karadenizin bazıbölgelerinde yöresel ismi { KİREN} dir.
Sonbahar mevsiminin habercisi olarak bilinen kızılcık meyvesinin, yaprağı, ağacın kökü, gövdesi ve kabuğuyla tam bir şifa kaynağı olduğu belirtildi.Eylül ve ekim aylarında meyvelerini veren kızılcık, 

Karadeniz'de ve İstanbul'un Karadeniz'e yakın yamaçlarında bol miktarda yetişiyor. 
Meyvesi, yaprağı, ağacının kökü, gövdesi, kabuğuyla bir şifa kaynağı olan kızılcığın yararları şunlar:"
Beyninde bulunan epifiz bezi, hava karardıktan sonra melatonin adı verilen bir hormon salgılar. Yaşam ritmimizi ve uykumuzu bu hormona borçluyuz. 
Uyku beyni dinlendirir, güçlendirir, hücre yenilenmesini sağlar, bağışıklık sistemini, oksidasyonu onarır ve tüm yaşam kalitesini yükseltir. Öte yandan önemli hormonların salgılanmasına yardımcı olur. 


Birçok bilim adamı melatonini en önemli anti-oksidan olarak tanımlarlar. 
Melatonin takviyesi günümüzdeki temel anti aging tedavilerinden birisi olmuştur. Bu hormonun doktor kontrolünde kullanımı, bağışıklık sistemini ve yaşam kalitesini etkili bir şekilde yükseltir. 
Melatonin ilaçlarının birçoğu kızılcıktan yapılır. 
Uyku sorunları olan kişilere, gece yatmadan önce bir bardak kızılcık suyu içilmesi tavsiye edilir. Kızılcık kanın pıhtılaşmasını artırır. 
Çiğden hazırlanmış kızılcık suyu veya kaynatarak yapılan kızılcık şerbeti, kan pıhtılaşmasını düzenler. 
Kızılcık kabuğu ateş düşürücü ve güçlü bir ishal kesicidir. 
Özellikle bayanlar sık sık sistit ve idrar yolu enfeksiyonu geçirirler. 
Kızılcık bu sorunların tedavisine yardımcı olur. 
İdrar enfeksiyonlarının çoğuna e-coli adı verilen bir bakteri neden olur. 


Kızılcıkta bulunan benzoik asit bakterilerin çoğalmasını engeller ve vücudumuzdan atılmasını kolaylaştırır. 
Kızılcık suyu, şerbeti veya kompostosu idrarımızdaki asit miktarını arttırır. 
Böylece böbrek taşlarının tedavisinde kullanılır. 
Bu arada idrardaki ağır kokuları da giderir."

22 Ocak 2011 Cumartesi

KEFİR

Kefir’in Kaynağı ve Tarihçesi


Kefirin gücünün bilinmesi ve isimlendirilmesi 18.yy başlarına kadar uzanır.Kefir tanelerinin Allah’ın Kuzey Kafkasyalı müslümanlara bir hediyesi olduğuna inanılır.Kefir tanelerini her jenerasyon bir sonrakine aktararak devam ettirmiştir.Kefir taneleri bir sülalenin elinde nasıl üretildiği gizlenerek uzun zaman üretilmiştir.
1900 lerin başlarında Tüm Rus sağlıkçıkları derneği Blandov kardeşlerle irtibata geçti, bu kardeşler Kuzey Kafkasya da peynir fabrikası işletiyorlardı. Kardeşlere kefir tanelerini ele geçirmek için yardım edip etmeyeceklerini sordular. Kardeşler bu iş için Irina Sakharova adından yanlarında çalışan güzel bir işçi kızı kullanmaya karar verdiler.Irina Kafkas prensi Bek-Mirza Barchorov’u kefir tanelerinden biraz almak için ikna edecekti. Irina gerçekten prensi güzelliğiyle etkiledi ama prens bu kıymetli probiotik-elması vermeyi inançlarından dolayı reddetti.
Buna rağmen prens irina’dan vazgeçmek istemedi.İrina tam geri dönecekken prensin adamları tarafından kaçırılarak geri getirildi.Geleneklere göre kaçırdığı için evlenmek zorunda olan prens tam bunu gerçekleştirecekken Blandov kardeşler irinayı prensin elinden kaçırdı.Durumu rus çarının mahkemesine götüren irinaya prens altın ve elmaslar teklif etti .İrina ise bunların yerine kefir istedi.Bu sayede elmastan daha değerli kefiri elde eden irina 1908 yılında Moskova’ya ilk kefiri getirmiş oldu.Kefir ilaç olarak tüberküloz hastalarını tedavi etmekte kullanıldı..
İrina 1973 yılında 85 yaşında iken SSCB Besin endüstrisi bakanına bir mektup yazarak kefir’in rus halkına ulaştırılmasındaki oynadığı baş rolü anlatmıştır..

KEFİR NEDİR ?


Kefir fermente bir süt içeceğidir. Koyu ayrana veya sulu yoğurda benzeyen hafif ekşimsi aroması, ferahlatıcı tadıyla nefis bir süt ürünü. Mucizevi sırları ise içerdiği maya ve bakterilerde gizli. Bunlarda fermantasyon sırasında oluşuyor.
Dost bakteriler olarak adlandırılan, bağırsak sisteminde tutunma özelliği olan probiotik bakteriler içeriyor. Bir kaşık kefirde
70-100 milyon arası probiotik bakteri bulunmaktadır.
Kefirde doğal olarak bulunan işbirlikçi bakteriler bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Bu özelliği ile simbiotik bir etkileşim alanı oluşturuyor.
Düzenli kullanım halinde simbiotik güç evrimsel çevrime yol açıyor.
İçerdiği diğer vitamin, mineral ve proteinler kolay ve tamamen sindirildiği için enfeksiyonlara karşı koruyucu, doğal antibiyotik görevini yerine getiriyor.
Kefir; doğal sağlık iksiridir.
Kefirin yoğurttan artı olarak özelliği; sindirim sistemini temiz tutarak konakçı olan diğer faydalı organizmalar için besin sağlamasının yanı sıra sindirim sistemini kolonize etmesidir.
Kefirde, yoğurtta bulunmayan faydalı bakterilerden Lactobacillus cancasus,Leuconostoc Acetobacter türleri ve Streptococcus türleri bulunmaktadır.
Kefirin yapısı ; vücut için yıkıcı patojen özellikte olan mayaların gelişimini kontrol altına alan ve emiline eden Saccharomyces kefir ile Torula kefir gibi mayalarıda içermektedir. Kefir; sindirim sisteminde zararlı bakteri ve mayaların bulunduğu ortamda mukoz asta yapı oluşturarak ortamı temizler ve bağırsakların direncini arttırır. Bu nedenle Escherichia coli gibi patojenlere ve diğer bağırsak parazitlerine karşı daha dirençli bir yapı oluşturur.
Kefir; sindirim sisteminde tam beslenme sağlamaktadır.
Kefirde bulunan bakteri ve mayalar, tam olarak parçalanmamış besinlerin sindirimine etkin bir şekilde yardımcı olarak besin kaybını önlemektedir. Kefirin ; yoğurda nazaran daha ince tanecikli yapıda olması nedeniyle gerek bebekler gerek yaşlılar gerekse sindirim bozuklukları olanlar için kullanımı kolaylaşmaktadır. Mide ve bağırsaklarda şişkinlik yapmamaktadır.
Kefirdeki laktoz oranı fermente işleminden sonra süte nazaran çok azalmaktadır. Laktoza duyarlı kişiler rahatlıkla içebilirler.
Ayrıca kefirde bulunan CO2 ‘de sindirimi kolaylaştırıcı etki yapmaktadır.
Başta B12 olmak üzere B grubu vitaminleri sentezlemiş olarak barındıran kefirdeki L(+) süt asidi kolayca sindirilmektedir.
Bileşiminde Eksogen yağ asitleri ve aminoasitleri ‘de bulunmaktadır.
Kefir; her derde deva şifa kaynağıdır.
Kefirde bol miktarda bulunan ve Esansiyel aminoasitlerden birisi olan Triptofan , mineral maddelerden Kalsiyum ve Magnezyum sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı etki yapmaktadır.Mineraller ayrıca kemik ve kas yapısını güçlendirmektedir. Kefirdeki vitaminler kan dolaşımını düzenleyip, kan bozukluklarını giderir. Kandaki antikorları kuvvetlendirip attırırlar.
Kefir; Hepatit A ve B hastalıklarının tedavisinde yardımcı rol oynamaktadır.
Kefir; doğal enerji kaynağıdır.
Diğer ikinci önemli mineral madde olan Fosfor; hücre gelişimi ve enerji ihtiyacı için karbon hidratların ,yağların ve proteinlerin vücuda yararlı olması için büyük kolaylıklar sağlamaktadır.
Tansiyon üzerine renin-anjiotensin etkisi yaparak düzenleme görevi görür. Kefirdeki fosfor hücrelerin büyüme,bakım ve onarım işlemleri için protein sentezine katılır.
Kefir ; doğal antibiyotiktir.
Kefirde oluşan Asetik asit , H2O2 gibi antibakteriyel maddeler ve doğal antibiotikler ; E.coli ( Tüberküloz – Verem ), Salmonella
( Malta Humması ) gibi patojen bakterilere karşı koruyucu kalkan etkisi yapmaktadır.
Bileşimindeki bulunan mucize mineral; Selenyum, hücreler üzerinde antioksidatif etki göstermektedir. Kansere karşı çok önemli faktör olarak değerlendirilen selenyum etkisi, kalp hastalıklarını önlemekte, yaşlanmayı yavaşlatmakta, cinsel gücün devamlılığında popüler bir antioksidan olarak günümüzde öne çıkmıştır.
Kefir; doğal gençlik iksiridir.
Yaşamımız boyunca mükemmel olarak işleyen vücudumuz, yaşımız ilerledikçe dışarıdan gelen saldırılara karşı koruyucu kalkanlarını yitirmektedir. Toksik maddeler, cildi tahrip eden serbest radikaller, ağır metaller, hava kirliliğinden oluşan karbon monoksit gibi zararlı gazlar vücudumuzu bir nevi paslandırmaktadır. Kanser tümörü oluşumu aşamasında oksidasyon sonucu oluşan hücre dışı yapılar hücre bozulmalarına yol açmaktadır.
Doğru beslenme ile alacağımız vitamin ve mineraller paslanmayı giderir ve güçlü bir temizlik işlemi yapar. Dolayısıyla yaşlanmayı yavaşlatır ve birçok hastalığın oluşumunu engeller. Kefirdeki Anti oksidan vitamin ve mineraller hücre yenilenmesini sağlar.
Kefir; biyolojik olarak insan metabolizmasının sürekli yenilenmesini sağlar.
Kefir sağlıklı ve doğal beslenmeyi sistemize ettiğinden çeşitli hormonların seviyelerini dengeler ve normalleştirir. Başta üreme hormonları olmak üzere kortizol, ensülin ve beyinde önemli işlevi olan serotonin (mutluluk) hormonu ile adrenalin hormonu üzerinde olumlu etkiler yapar.
Kefir mide ve pankreas gibi bazı organların salgılarını arttırarak başta ülser olmak üzere sindirim rahatsızlıklarına karşı iyileştirici rol oynar.



KEFİRİN TARİHİ




Kefir Orta Asya’da göçebe olarak yaşamlarını sürdüren Türkler tarafından 5000 yıl önce bulunmuştur. Hayvanları ilk evcilleştirdikleri zaman onların sütlerinden yararlanan Türkler yaşamlarının her alanında mayaladıkları süt ürünlerini her yere taşımışlardır. Sürekli yanlarında bulunan atlardan, keçi ve koyunlardan yararlanmışlar; at sütünden kımız, keçi veya koyun sütünden kefir üretmişlerdir.

Daha çok yerleşik topluluklar tarafından üretilen peynirden, yoğurttan önce kefir üretilmiş ve insanların temel besin maddesi olmuştur.Sürekli göç eden topluluklar Orta Asya’dan gelerek Avrupa’ya yaptıkları akınlarda beslenmeleri ile Avrupalıların dikkatini çekmişlerdir.

Bu yüzden Avrupalılar Türklere ‘’Laktafagüs’’ (süt obur) adını vermişlerdir.
Beyinsel ve fiziksel gücü yüksek, protein beslenmesi fazla, çok güçlü ve sağlıklı vücut yapıları ile araştırmacıların ilgi odağında olmuşlardır.
Avrupa’nın salgın hastalıklardan kitlesel ölümleri yaşadığı zaman diliminde, büyük Hun imparatoru Atilla’nın orduları Roma’ya saldırdığı tarihlerde Türklerin hastalıklara karşı dirençli olmaları Avrupalılar için hep soru işareti olmuştur. Türklerin beslenmelerinde dikkat çeken kefir; Avrupalı tarihçiler tarafından o tarihlerdeki kayıtlara sihirli, mucizevi içecek olarak geçmiştir. Macaristan, Polonya ve İskandinav ülkelerinde bugün yerel olarak çok yaygın olan kefir Orta Asya’dan gelen Türkler tarafından getirilmiştir.
Ünlü gezgin Marko Polo seyahatlerinde kefirden söz etmekte , ancak bir türlü elde edemediğinden Avrupa’ya getiremediğini belirtmektedir.Tibet’te budist rahiplerin elde ettikleri kefiri sürekli mayalayarak tapınaklarında gelen ziyaretçilere şifa olarak dağıttıkları , hastaları kefirle iyileştirdikleri bilinmektedir.Kefir bütün dünyada dilden dile dolaşarak bir efsane haline gelmiştir.
Rusların uzun yıllar kefiri elde etmek için Türk toplulukları ile mücadele ettikleri ve bir türlü kefiri alamadıkları yine efsaneler arasındadır.5000 yıllık tarihsel gelenek Kafkasya’daki Elbruz dağlarındaki Türklerin geleneklerini sürdürmeleri sonucu günümüze ulaşabilmiştir.
Kefirin üretilmesinde kullanılan orijinal kefir daneleri babadan oğula geçen bir miras gibi değer taşımış, bir mücevher gibi diğer topluluklardan korunmuştur. Sürekli göç edenlerin kendi çadırlarının yanında özel topluluğa ait kefir çadırları kurdukları bilinmektedir.
Hastalıklara şifa olması nedeniyle kefir ‘’ Peygamber danesi, peygamber darısı‘’ gibi isimler almıştır. Kefir isminin Kafkas dillerinde ‘’en iyi yapıldı’’,Orta Asya Türkçesinde ve Arapça’da keyif veren, çoşturan anlamında ‘’keyf’’ veya köpük anlamında ‘’kef’’sözcüklerinden türediği öne sürülmektedir.
Uzun yıllar saklanan kefir; dilden dile dolaşan hikayeleri ile Kafkasyalıların Gençlik İksiri olarak anılmıştır. Uzun yaşam öyküleri olan , sık sık anlatılan bir asrı devirmiş 120- 140 yaşındaki Kafkaslılar ile yapılan söyleşilerde su yerine kefir içtiklerini belirtmişlerdir. Kafkasya’da hiçbir kanser vakasına rastlanmaması, hastalıkların çok az olması kefiri bin bir derde deva şifa kaynağı ve sağlık mucizesi olarak benimsenmesini sağlamıştır.





KEFİRİN İÇERİĞİ
 
Kefirde bol miktarda A , D , E , B1 , B12 ,K , PP vitaminleri ile Kalsiyum , Magnezyum , Fosfor , Flor ve Selenyum mineralleri dengeli ve sentez olarak bulunmaktadır.
Bu; kusursuz optimum denge ve en mükemmel sinerjik sentez sadece kefirde bulunmaktadır.
A vitamini: Solunum ve sindirim organları ile böbrek,deri ve göz üzerinde güçlü destek sağlar. Yapı taşındaki beta karoten bağışıklık sistemini geliştiriyor. Görme, büyüme ve vücudun enfeksiyonlara karşı koruma rolü oldukça fazladır. Kemiklerin sağlıklı gelişimi ve bağışıklık sisteminin düzenli işleyişinde önemli katkıları vardır. A vitamini eksikliği körlüğe neden olur. Ayrıca kuru ve sert deri, diş çürümeleri, mide ve bağırsak mukozalarında zayıflama, ülser ve ishal,saç dökülmesi, kaşıntı, mide bulantısına ve erkeklerde iktidarsızlığa yol açar. Bağışıklık sisteminin en büyük destekçisi timus bezesini korur ve normal çalışmasını sağlar. Aşırı stres timus bezesinin çalışmasını durdurur.
D vitamini: İnce bağırsaklarda kalsiyum ve fosforun emilimini düzenleyerek kemik büyümesi, sertleşmesi ve tamirinde etkili olur. Raşitizm hastalığını önler.Böbrek hastalıklarında düşük kan kalsiyumu seviyesini düzenler. Yetersiz gıda alıpta fazla kalori yakanlar, menapoz döneminde olan,emziren ve hamile olan kadınlar, aşırı alkol alanlar, ağır yaraları ve yanığı olanlar D vitaminine daha fazla ihtiyaç duyarlar. Artrit, sivilce, alkolizm, kistik fibrozis uçuk ve herpes zoster tedavisi ile kolon kanserinin önlenmesinde etkileri olduğu ileri sürülmektedir.
E vitamini: Radikal bir asittir. Bazı proteinlerdeki kimyasal maddeler ile oksijenin birleşiminden oluşur. Döllenme, kısırlığın önlenmesi ve cinsel fonksiyonların düzenli bir biçimde yürümesinde çok önemli rolü olan bir vitamindir. Çok güçlü bir antioksidandır. Toksik maddelerin olumsuz etkilerini azaltarak dirlik ve kudret sağlayan E vitamini gençlik duygusunu güçlendirir.E vitamininin üst solunum yolu enfeksiyonlarını ve gribi önleyebileceği yeni deneylerle ispatlanmıştır. Dirençli bir vitamin olarak tanınmaktadır. Karaciğerde, yağ dokularında, kalp, adale dokusu, testis, rahim, böbrek üstü bezi, beyin ve kanda depo edilir.
Kalbe yararlı olan HDL kolesterol oranını yükseltip, zararlı olan LDL kolesterolünü azaltır. Kaslar ve cilt sağlığı için çok önemli bir vitamindir.
B vitaminleri: Molekül yapılarında azot atomu vardır. Şekerin özümlenmesini ve dokuların yenilenmesini sağlar. Cilt parlaklığı ve deri gerginliği sağlar. Hücre yenilenmesine olumlu etki yapar. B vitaminleri vücutta depolanmaz, günlük besinlerle her gün alınması gereklidir. Kansere karşı koruyucu meleklerdir. B vitamin eksikliği epitel dokuyu tahrip eder,tümör oluşumunu hızlandırır. B12 vitamin eksikliği meme kanserine yol açmaktadır. B12 vitamini çocuklarda görülen astımların tedavisinde yardımcı rol oynamaktadır. Asetil kolin üretimini artırdığı için B 12 vitamininin Alzheimer hastalığında koruyucu olabileceği düşünülmektedir. HIV Pozitif (AIDS) hastalarının ve pernisiyöz anemi hastalarının tedavilerinde B12 vitamini verilmektedir. Sebzelerde B 12 vitamini bulunmaz.
Alkol B vitaminlerini öldürmektedir. Adeta yiyip bitirmektedir. Alkol tüketiminden sonra kaybedilen B vitaminleri alabilmek için mutlaka bol B vitaminli besinler(Süt ürünleri,özellikle kefir) ile beslenmek gerekir.
K vitamini: Asıl adı Naktakinon’dur. Menakinon organik bileşiktir. İnsan vücudu için olmazsa olmaz bir vitamindir. K vitamini kanın pıhtılaşmasında görev yapar. Eksikliği insanı ölüme götürür.
K vitamini insan vücudunun ihtiyaç duyduğu şekilde doğada bulunmaz.
İnsan vücudu bu vitamini kendi kullanabileceği, yani bir anlamda ‘’rafine’’ etmesi gerekir. Ancak bu rafine işlemini insan vücudu yapamaz. Sindirim sistemindeki bazı özel bakteriler K vitamini üretmek için bir dizi işlem yapar ve insanın kullanabileceği hale getirir. Kalın bağırsaktaki dost bakteriler(probiotikler) ‘‘ tam olmaları gerektiği yerde ve zamanında’’ rafine işlemi yaparak K vitamininin kana karışmasını başarıyla yerine getirirler.
Bir tek Probiotik bakterilerde bu yetenek vardır.
Cinsel gücü arttırmak için uygulanan tedavilerde K vitamini verildiğinde olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Romatizmal hastalıklarda K vitamini desteği verilmektedir. Anne sütü K vitamini açısından fakirdir.Oysa kefir K vitamini açısından tam bir enerji kaynağıdır.
PP vitamini: Günümüzde B 3 vitaminide denilmektedir. Vitaminler içinde en dayanıklısıdır. İnsan vücudu bunu triptofan isimli asitten üretebilir. Ayrıca karaciğerde az miktarda depolanabilir. Hücrelerin solunumunda hayati rol oynar. Glikoz’dan enerji üretilmesinde anahtar görevi vardır. Yağ asitlerinin sentezinde etkilidir. Mide salgısını düzene sokar. Kandaki alyuvarları ve akyuvarları besler. Sinir sisteminin dostudur. Beynin sağlıklı çalışması için temel maddedir. Östrojen, progesteron, testesteron gibi cinsiyet hormonları ile trioid, kortizon,
İnsulin homonlarının üretimine katılır. Kan kolesterol ( Nikotinik asid formu) seviyesini ayarlar. PP vitamin eksikliğinde kolay yorulma, kolay sinirlenme, hazımsızlık, kusma, bulantı ile deride ışığa karşı hassasiyet,dilde yanma ve kızarma, ağız kokusu, unutkanlık baş gösterir.
Ekskliği uzun sürerse Pellegra 4D hastalığına yol açar.
KALSİYUM: Kemik,diş ve tırnak gelişiminde önemli rol oynar.Kasların güçlenmesini arttırır. Büyüme dönemindeki çocuklar, ergenlik dönemindeki gençler, hamileler ve emziren kadınlar ile yaşlılar en çok kalsiyum ihtiyacı olanlardır. Kemik erimesine karşı ve menopoz döneminde kalsiyum alımı ile kombine edilen östrojenle çok iyi savunma oluşturulur. Eğer kalsiyum besinlerden yeteri kadar alınmazsa vücut bu ihtiyacını kemiklerden temin eder. Buda kemikleri zayıflatır.Stres ve hareketsizlik kalsiyumu azaltır. Ayrıca diyet süt ürünlerinde yok denecek kadar azdır.
MAGNEZYUM: Bitki dünyasının demiridir. İnsan vücudundaki magnezyumun % 65’i kemik ve dişlerdedir. Kalan % 35 ‘i kan, doku ve diğer vücut sıvılarında yer alır. Beyin ve kalpteki dokularda daha yoğun bulunur. Kemik ve sindirim sistemindeki adalelerin kasıldıktan sonra gevşemelerini sağlar. Anti-Stres mineralidir.
Kalp damarlarının esnekliğine etki eder. Bu yüzden kalp krizlerini önleyici rolü oldukça fazladır. DNA üretiminde mutlak gereklidir.Hücrelerin enerji üretiminde anahtar rol oynayan ATP molekülünün sitokrom sistemine taşıdığı enerjiyi serbestleştirir.
Magnezyum eksikliği, halsizlik, iştahsızlık, huzursuzluk, göz kararması, uyku bozukluğuna yol açar. Ayrıca adale seğirmeleri ve titremeleri ile dalgınlık, hafıza zayıflığı, tansiyon yükselmesi, böbrek taşı ve doku kireçlenmelerine eğilimi arttırır. Aşırı yorulanlar, diyet yapanlar, kabızlık çekenler, idrar söktürücü, doğum kontrol hapı ve alkol kullananların gereksinimi daha fazladır.
FLOR: Dişleri asit etkisinden korur. Büyümeye etki yapar. Demirin emilini artırır. Kandaki alyuvar hücrelerinin üretimine katkı sağlar. Diş gelişiminde ve diş çürüklerinin önlenmesinde çok etkilidir.Flor, diş mine yapısı içine girer ve sürekli koruma sağlar. Flor eksikliğinde diş çürümeleri artar ve kemikler çabuk kırılır.
FOSFOR: Fosfor insan vücudunda kalsiyumdan sonra en çok bulunan bir elementtir. Vücut ağırlığının % 1 ‘ini oluşturur. Bu miktarın% 85’i kemik ve dişlerdedir. Kemiklerden sonra en çok alyuvarlar denilen kırmızı kan hücrelerinde bulunur. Vücutta enerji olaylarının baş aktörüdür.Yağ ve karbonhidratların yakılmasında etkilidir. Genetik kodu taşıyan DNA ve DNA molekülündeki nükleik asit yapımında büyük rolü vardır.Böbrekler aracılığı ile vücudun asit-baz dengesini korur. Adale ve kalp kasılmalarına karşı etkilidir.
SELENYUM: Kan hücrelerinin ve kromozomların yapısını güçlendirir. Ağır metallerden, zehirli kimyasal ve gazlardan vücudu korur. Sigara,alkol, civa,kadminyum,karbon gazları v.b. zararlıların etkilerini azaltır. Doğal olarak en çok anne sütünde ve inek sütünde bulunmaktadır. Başta prostat kanseri olmak üzere birçok kanserin en büyük düşmanıdır.
Tiroid bezlerinin normal işlemesinde önemli katkısı vardır. E vitamini ile birlikte hücre koruyucusu olarak çalışır. Erken yaşlanmayı engeller. Erkeklerde bulunan selenyumun yarısı üreme organlarında bulunur.
Fosfor ve kalsiyum ile diğer mineraller dengeli olarak vücuda alınmalıdır.
Kalsiyum olmadan fosfor, fosfor olmadan; başta B grubu olmak üzere bütün vitaminler işlevlerini yapamazlar.
Vitamin ve minerallerin nominal işbirliği yaptığı, mükemmel sinerji bileşimi doğal Simbiotik Güç sadece kefirde bulunmaktadır.


KEFİRİN ÖNEMİ
 
İnsanoğlunun biyolojik yapısında ve metabolizmasında süt ürünlerinin yadsınamaz büyük bir rolü vardır. Asırlardır beslenme zincirinde süregelen çok önemli biotik enerji kaynağına bugün daha fazla ihtiyacımız var.
Sentetik, katkılı, yapay içeceklerin sağlığımızı ciddi derecede etkilediği, zihinsel ve fiziksel gelişime hiçbir olumlu etki yapmadığı gibi zararlarının hayli fazla olduğu günümüzde ,sağlıklı ve uzun yaşama mucizevi derecede olumlu etkiler yapan kefir sağlık yönünden toplumsal bir ihtiyaçtır.
Kefir yeni nesillerin doğru ve sağlıklı beslenmesi açısından sosyal bir gereksinimdir.
Anti-Aging (Gençlik bilimi) üzerine araştırma yapanlar aktif ve sağlıklı bir bedende en yüksek biyolojik yaş sınırının 120 olduğunu saptamışlardır. Suni, sentetik besinlerle; bize armağan edilen bedenimizi kendi ellerimizle hızla yaşlandırmaktayız.
Doğalın yerini kesinlikle tutmayan, hiçbir şekilde özdeş olmayan sahte besinler ömrümüzün törpüsüdür. Hastalıklara çıkartılan davetiyedir. Vücudumuza doldurduğumuz zararlı maddeler hızla çoğalmakta ve sağlığımızı kemirmektedir. Mutlu yaşamımız, acı içinde kıvrandığımız azap çektiğimiz bir işkenceye dönüşmektedir.
Kefir; sentetik içeceklere alternatif % 100 doğal enerji içeceğidir.
Kefir; unutturulan ve unutulmaya yüz tutmuş doğal besinler adına bugün hatırlamamız gereken gelenekselliğin bir simgesidir.
Kefir; doğaya dönüşün parolasıdır.


TIP DÜNYASINDA KEFİR VE PROBİOTİKLER
 
1900 ‘lü yılların başında Kafkasyalıların uzun ve sağlıklı yaşamları bilim dünyasının da ilgisini çekmiştir. Rus bilim adamı Elie Metchnikoff’un Kafkaslarda yaptığı araştırmalarda kefir keşfedilmiştir.
Laboratuarlarda yapılan analizlerde probiotik özellikleri ortaya çıkmıştır. Probiotik bakteri ve maya zenginliği itibariyle kefir, sağlık yönünden yararları olan doğal fermente bir süt ürünü olarak literatürlere geçmiştir.Tedavileri destekleyici yönüyle çok önemli bir besin maddesi olarak sürekli önerilmiştir.
Elie Metchnikoff Tıp dünyasında Probiotiklerin kaşifi sayılmış ve bu alandaki çalışmaları ile 1908 yılında Nobel tıp ödülünü kazanmıştır.Bu alandaki çalışmalarını Paris’te Pastör ile paylaşmış , fermente süt ürünlerinin üretiminde yaptığı araştırmalar üreticilere kaynaklık etmiştir.
Kefir; yoğurt gibi Türklerin bulduğu ve bütün dünyada bir Türk buluşu olarak tanınan bir süt ürünüdür. Orijinal adı ile tüm dünya dillerinde yer edinmiştir. Orta Asya’dan ve Kafkaslardan Rusya, İskandinav ülkeleri ile Avrupa ve Amerika’ya yayılmıştır. Probiotik doğal bir süt ürünü olarak fonksiyonel gıdalara kaynaklık eden kefir; günümüzde doğal ürünlere yönelimin öncüsü olmuştur. Her geçen gün daha fazla artan ilgi ile karşılanan kefir bütün dünyada yaygınlaşmaktadır. Hastanelerde ve kliniklerde tedavilerin desteklenmesinde temel besin olarak hastalara verilmektedir.




http://www.altinkilic.com/


14 Ocak 2011 Cuma

KEÇİBOYNUZU (HARNUP)

KEÇİBOYNUZU (HARNUP)


İngilizcesi “carob” ise de, genelde “St.Johns Bread” olarak bilinir. Almanca’sı da “johannisbrot” dur. Her iki lisanda da “Yahya Peygamberin Ekmeği" anlamına gelir. Yahya peygamberin çölde ekmek yerine tükettiği bir meyvedir. Yaklaşık 5000 yıldan beri bilinmektedir.

Birkaç yüzyıl öncesine kadar şeker yerine veya yapılan tatlılarda ağırlıklı olarak harnup kullanılırdı. Günümüzdeki beyaz şeker üretiminin başlaması ile bu kültür ve bu sağlıklı beslenme yapısı yok olmuştur. Harnup ağacı ilk 15 yıl hiç meyve vermeyen bir ağaçtır. Yetişkin bir ağaç 1000 kiloya kadar meyve verebilmektedir.

Yıllar içerisinde insanlar harnupun beslenmedeki önemini unuttular. Çeşit çeşit hazır besinler tüm süpermarketlerde insanın hizmetine sunulurken, tabii (doğal) beslenme gelenekleri ve alışkanlıkları da yavaş yavaş ortadan kalkıyor... Son bir kaç yıldan beri tekrar eskiye dönüş yolları aranmaya başlandı... Avrupa’da “reformhaus” veya “bioladen” adı altındaki marketlerde zirai ilaç ve suni gübre kullanılmadan yetiştirilen meyve ve sebzeler ayrıcalıklı olarak satılıyor. Hem de nerede ise gösterişli sebze ve meyvelerin iki katı fiyatına... Bizde de durum pek farklı değil. Aynı şekilde, kepeğini içeren pirinç, normal pirinç fiyatının hemen hemen iki buçuk misli fiyatla satılıyor. Halk pazarlarına giden insanlarımız satın alacakları sebzenin yayla sebzesi olup olmadığını sorup öyle alıyor. Onların “yayla”dan kasteddikleri, hormonsuz sebze. Yoksa, sebzenin gerçekte yüksek yaylalarda yetişmiş olması değil aranan...

Keçiboynuzunun en önemli özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidir ki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir.

Kortizon tedavisinden başka çare bulamayan, alerjik nefes darlığı çeken ve yılın belli mevsimlerinde öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatan bir çok insanın, Keçiboynuzunu kullanmaya başladıktan daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıkları gözlemlenmektedir.

Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenler de olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir.

Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde çok yönlü özellikleri olan bir maddedir. Bu maddenin, bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir.

Sağlığımız için keçiboynuzunun faydaları sayılamayacak kadar çoktur. Bu faydalarından bir kısmı şöyledir:

Ağrı kesici, Alerjiye karşı, Astıma karşı, Bakteri yok edici, Bronşite karşı, Kansere karşı, Karaciğeri toksinden arındırıcı, Serbest radikalleri yok edici, Bağışıklık sistemini güçlendirici, Mikroplara karşı, Antiseptik, Kansere karşı koruyucu, ishale ve kabızlığa karşı, Nitrozamin yok edici, Bronş genişletici , Çocuk felçine karşı. Ayrıca gıda maddelerinde E410 ile gösterilen kıvam artırıcı katkı maddesi olarak kullanılır.

Keçiboynuzu ve çekirdekleri öğütülerek sütle ve balla sütlü kahve veya nest kafe pişirir gibi pişirilerek veya pekmez yapılarak tüketilebilir.

Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkandır. Balgam söktürücü gücü ve astıma karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır. Sigara içenler keçiboynuzuna başladıktan bir iki gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyeceklerdir.

Keçiboynuzu, insanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir. Özellikle sigara içen insanlarda akciğer kanserine yakalanma riskinin ne kadar yüksek olduğu, bu konuyla ilgili hemen her klinik deneyde ortaya konmaktadır. Keçiboynuzunun bu koruyucu özelliği Allah’ın insanlara olan bir lütfudur.

Değerli okuyucu, bir insanın kendi kendine (sağlığı açısından) verebileceği en büyük zarar; sigara içmesidir. Unutmayınız ki, sigara içmek sadece akciğer kanserine yakalanma riskini artırmıyor, genel olarak insan sağlığını olumsuz etkileyen zararlı bir alışkanlıktır.

Keçiboynuzu akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir. Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır. Bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile hastalığı tedavi etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir. Keçiboynuzunun akciğer kanserini tedavi etmekteki gücünü artırıcı farklı etkin maddeler içeren ikinci bir bitkiye ihtiyaç vardır. Bu ikinci takviye bitki kırmızı turptur.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır. Kaffein ve theobromine içermediği içinde tansiyon problemi olanların rahatlıkla kullanabilecekleri bir bitkidir. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir. Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir destekleyicidir.

KEÇİBOYNUZU (HARNUP) PEKMEZİ


Faydaları:

1. Kalsiyum bakımından çok zengindir (sütün 3 katı)

2. İçindeki E vitamini sayesinde; öksürüğe, gribe, kemik erimesine ve kansızlığa iyi gelir

3. Balgam söktürür,göğsü yumuşatır,bronşları açar, sigara tiryakileri için faydalıdır ve nefes darlığına oldukça etkilidir.(Alerjik nefes darlığı çekenlere ısrarla keçiboynuzu pekmezi tavsiye edilir.)

4. Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına ve gastrite etkilidir. Mide ve bağırsak gazlarını dışarı atarak mide şişkinliğini giderir Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. Mideye kuvvet verir.

5. Yüksek mineral ve vitamin içeriği ile de diş ve diş etleri üzerinde çok olumlu etkileri vardır.

6. Yüksek doğal şekerler , zengin mineraller (özellikle çinko) ve vitaminler (A , B , B2, B3, D) içeriği dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.

7. Yüksek sodyum ve potasyum içeriği sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine çok yararlı etkileri bulunmaktadır. Kanın zehirli maddelerini temizler.

8. İnsanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.

9. Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler

10. İnsan vücuduna giren radyasyonu dışarı atar.

11. Dogal bir dopingdir

Keçiboynuzu aynı zamanda sperm sayısını artıran özelliğede sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında büyük fayda vardır. Keçiboynuzu kürünü kullananlar sperm sayılarının nasıl artış gösterdiğini hayretle göreceklerdir.

İktidarsızlığa karşı çözüm keçiboynuzudur. İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden kullanabilecekleri keçiboynuzu kürü, iktidarsızlığa karşı mükemmel bir çözümdür. Herhangi bir yan tesir olmayan bu uygulama iktidarsızlık şikayetleri olan erkekler için mükemmel bir yardımcıdır. İktidarsızlığa karşı eczanelerde satılan, 2000 yılının bu konudaki en büyük buluşlarından biri sayılan viagraâ (sildenafil citrate) ile mukayese kabul edilemiyecek özellikleri vardır. Viagra’nın bir çok yan tesiri vardır. Özellikle kalp rahatsızlığı olanların kullanmaması gereken bir ilaçtır.

Keçiboynuzu kürünün viagra’dan üstün tarafları

1. Keçiboynuzunun herhangi bir yan tesiri yoktur.

2. Hem besleyici hem de besin değeri olan keçiboynuzudur

3. Astım, alerjik astım, alerjik nefes darlığı, akciğer kanserini önleyici,

4. Akciğer ödemini yok edici ve sperm sayısını artırıcı ve balgam söktürücü olarak olumlu özellikleri vardır. Viagra’da bu özellikler yoktur.

Keçiboynuzu kürü erkeklerin iktidarsızlığına karşı bir gecelik çözümler yerine, tedavi edici ve de kalıcı çözüm getirmektedir. Keçiboynuzu kürü uygulanmaya başladıktan 4-5 gün sonra etkisini göstermeye ve cinsel hayatı dengelemeye başlar. Eğer uzun zamandan beri iktidarsızlık çekiliyor ise bir haftadan itibaren etkisini göstermeye başlar.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır. Kaffein ve theobromine içermediği için de tansiyon problemi olanların rahatlıkla uygulayabilecekleri bir kürdür. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir. Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir desdekleyicidir.

Daha çabuk sonuç alırım diye kesinlikle abartarak kullanmayınız. Uygulama sürelerine ve miktarlarına kesin olarak uyunuz. Doğa bir denge, nizam ve kural üzerine kuruludur ve de belirli kurallara göre çalışmaktadır. İnsan da, doğanın bir parçası olduğuna göre, insan vücudu da aynı şekilde belirli dengeler çerçevesinde çalışmaktadır. İşte, günümüzde bilim adamları ekolojik dengeden, biyolojik dengeden ve de daha bir çok dengelerden bahsetmekteler ve bu dengelerin bozulması durumunda dünyamızı nedenli büyük felaketlerin beklediğini vurgulamaktadırlar. Örneğin, demir. Demir, insan vücudu için hayati önem taşıyan bir maddedir. Demirin eksikliğide, fazlalığıda insan vücudu için zararlıdır. Bazı insanlar vitaminlerin çok faydalı olduklarına inandıklarından dolayı vitamin haplarını fazla fazla kullanırlar. Çünki, fazlasının insan vücuduna zarar vermediğini zannederler. Unutmayınızki, vitaminlerin eksikliği sağlığımız açısından hayati önem taşırlarken, fazlası da vücudumuza zarar verirler. Aynı şekilde size önerilen bitkileri de belirtildikleri şekilde kullanmak gerekir. Fazla kullanarak daha çabuk sağlığıma kavuşurum diye düşünmek yanlıştır.

Uygulanabilecek Bazı Kürler:

1.Hareketli sperm sayısını ve kalitesini artırıcı ve de erkeklerdeki iktidarsızlığa karşı olan bu kür için kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6-7 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz.

Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçiboynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karna, diğer yarısını da akşam yatağa giderken içiniz. Bu uygulamaya bir hafta boyunca her gün devam ediniz. Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca her gün akşam yatağa giderken bir su bardağı içiniz. Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.

2.Keçiboynuzu pekmezi için günde sabah aç karna, akşam yatarken ilk 3 gün ikişer çorba kaşığı takib eden günlerde birer çorba kaşığı alinmalıdır. Etkisi görüldükten sonra zaman zaman bir yaşam tarzı gibi devam edilebilir.

3.Öğütülmüş olarak kullanılacaksa sütlü kahve pişirilir gibi hazırlanan sıvı bir miktar bal ile tatlandırılarak sabah akşam birer bardak içilir.


SPERM ARTTIRICI KEÇİBOYNUZU KÜRÜ

Keçiboynuzu aynı zamanda hareketli sperm sayısını arttıran özelliğe sahiptir.

Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında çok büyük fayda vardır. Kısaca, sperm sayısı az olanlar için ideal bir bitkisel çözümdür. Bugüne kadar hareketli (aktif) sperm sayısının azlığından dolayı baba olamayan onlarca insan tanıdım, hemen hemen hepsi de keçiboynuzu kürünü uyguladıktan 4-5 ay sonra baba olacaklarının heyecanı ile beni aramışlardır. İsviçreli çok yakın bir aile dostum aynı sorunla karşı karşıya idi. Kendisi uzun yıllar bu konuda çok değişik tedaviler görmüş ve sonuç hep başarısızlıkla neticelenmişti. Kendisine keçiboynuzu kürünü önerdiğim zaman bana tereddütle bakarak “şaka yapıyorsun herhalde” demişti. Ne de olsa 13 yılın verdiği başarısızlık ve ümitsizlikte vardı. Ama bu konuda çok ciddi araştırma sonuçlarımın olduğunu söyledim. Bunun üzerine derhal uygulamaya karar verdi. Türkiye’den keçiboynuzu getirttim ve kullanmaya başladı. Kullanmaya başladıktan 5 ay sonra baba olabileceğini öğrendiğinde mutluluğunu ilk benimle paylaştı. Bir kaç ay sonra bana keçiboynuzunun içerdiği ilgili etkin maddenin ne olduğunu sordu ve bunu hemen ilaç sanayine kazandırabileceğimi ve ticari olarak da iyi para kazanabileceğimi söylemişti. Ben de bitkiler üzerine yaptığım tüm çalışma ve araştırmalarımı insanlığın hizmetine karşılıksız olarak sunduğumu ve herhangi bir beklentimin olmadığını söyledim. Meslektaşım üç çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyor.
Keçiboynuzu ve sperm hareketliliği
Erkeklerdeki sperm sayısının 40 milyon/ml veya yukarısı normal değerdir. Bu sayı azaldıkça kadının hamile kalabilme olasılığı da azalır. Mühim olan sadece sperm sayısı değildir. Sperm sayısı normal düzeyde (40 milyon/ml ve yukarısı) olsa bile, eğer hareketli sperm sayısı az ise bu taktirde kadının hamile kalma riski de azalır. Spermlerin hareketliliği de önemlidir. Toplam sperm sayısı 7-8 milyon/ml civarında olupta baba olan bir çok insan tanıyorum. Bu nasıl oluyor? Uygulanan keçiboynuzu kürü, düşük seviyede olan 7-8 milyon/ml içerisindeki hem hareketli sperm sayısını yükseltiyor hem de hareketli spermleri daha hareketli duruma getiriyor. Bir taraftan az sayıdaki hareketli sperm sayısını yükseltmekte diğer taraftan da mevcut hareketli spermlere daha fazla hareketlilik kazandırmaktadır. Normal sperm sayısı oldukça düşük olmasına rağmen, spermlerin belli bir yüzdesinin hareket hızı yükseldiğinden yumurtaya ulaşma oranı yükselmektedir. Bu sayede sperm sayısı normal sayının altında olmasına rağmen hamilelik başlayabilmektedir.
Keçiboynuzu ve sperm acrosome aktivitesi
Hamileliğin oluşabilmesi için sperm sayının normal düzeyde olması gerektiğini belirtmiştim. Bazı durumlarda toplam sperm sayısı normal seviyesinde olduğu halde ve hareketli sperm sayısı da normalken, buna rağmen hamilelik çok zor gerçekleşebilmektedir. Bunun sebebi nedir? Spermlerin baş kısmında bir kesecik bulunmaktadır. Bu keseciğe acrosome denir. Bu keseciğin içerisinde çok sayıda değişik enzimler bulunmaktadır. Sperm, yumurtaya temas ettiği anda, acrosome içerisindeki enzimler yumurtanın membranını (zarını) parçalarlar (çözerler, eritirler) sperm yumurtanın içerisine girer ve döllenme başlar. İşte, yumurta zarı ile temas eden sperm-acrosomunun içerdiği enzimler yeterli aktiviteye sahip değiller ise, yumurtanın membranını (zarını) parçalayamazlar (eritemezler, çözemezler). Ve yumurtanın döllenmesi mümkün olmaz. Görülüyorki, hareketli sperm yumurtaya ulaşmasına rağmen döllenme mümkün olmayabilmektedir. İşte, keçiboynuzu kürü hem hareketli sperm sayısını artırmakta, hem hareketli spermleri daha hareketli kılmakta ve hem de spermin baş kısmında bulunan acrosome içeriğindeki enzimlerin aktivitesini yükselterek, yumurta zarının parçalanmasına imkân sağlamaktadırlar. Çoğu zaman toplam sperm sayısı normal seviyenin altında olmasına rağmen (7-8 milyon/ml) keçiboynuzu kürü ile döllenme gerçekleşebilmektedir. Bunun sebebi, harnupun spermlere, sayıca az olmalarına rağmen hareketlilik kazandırarak yumurtaya ulaşmasını sağlamak ve acrozom içerisindeki enzimlerin aktivitesini arttırarak da yumartanın membranını kolayca parçalayabilme imkânlarını sağlamasıdır.
İktidarsızlığa karşı adeta mucize çözüm keçiboynuzudur. Keçiboynuzu kürünün etkisini viagra ile mukayese etmek mümkün değildir. Keçiboynuzu kürü, iktidarsızlık için viagranın bir gecelik getirdiği çözüme karşı bir defalık veya bir gecelik çözüm getirmemektedir. Aksine, iktidarsızlığı tedavi ederek uzun bir zaman dilimi içerisinde kalıcı çözüm getirmektedir. Dönem dönem uygulanacak kür ile de iktidarsızlığı ortadan kaldırabilmektedir. İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden kullanabilecekleri bir kürdür. Herhangi bir yan tesiri olmayan bu uygulama, iktidarsızlık şikayetleri olan erkekler için ideal bir yardımcıdır. Keçiboynuzu kürü uzun zaman kalıcı çözüm getirebilmektedir. Viagranın belirtilen yan tesirlerinin hiç biri keçiboynuzu küründe yoktur.
Keçiboynuzu kürü uygulanırken, iktidarsızlığa karşı etken olan etkin maddelerinin önce vücutta depolanmaları gerekir. Bu etkin maddeler, vücutta ancak belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra, hücre içindeki transformasyon mekanizmasını harekete geçirerek (uyararak) etkisini göstermeye başlarlar. Hücre içinde etkinliğini (aktifliğini) kaybetmiş olan bazı enzimleri aktive ederek şikayetlerin ortadan kalkmasına neden olurlar. Etkin maddelerin, vücudumuzda depolandıktan sonra etkilerini göstermeye başlamaları hemen hemen bütün bitkisel kürler için geçerlidir. Genel olarak, bitkisel kürlerin sonuca ulaşması (etki edebilmesi) zaman almaktadır. Bunun nedeni, kürün uygulanması esnasında etkin maddelerin önce vücudumuzda depolanması gerekir ancak, bu depolanma süresi zaman almaktadır. Bu nedenle bitkisel kürleri uygularken sabırlı olmak gerekir. Bu kürü uygulamak isteyen şeker hastalarının önce hekimlerine danışmaları gerekir. Çünkü, keçiboynuzu fazla miktarda şeker içermektedir. Yaklaşık 85.000 ppm fruktoz, 95.000 ppm glukoz 215.000 ppm sakaroz içerir. Diğer bir ifadeyle eğer, 100 gram keçiboynuzu tüketilir ise, yaklaşık 8.5 g fruktoz, 9.5 g glukoz ve 21.5 g sakaroz’u vücudumuza almış oluruz. Bu kürü uzun müddet uygulayanların göz ardı etmemeleri gereken bir nokta da, bir miktar kilo aldırmasıdır.

Değerli okuyucu, aşağıdaki uygulama şekillerinden herhangi birine göre keçiboynuzu kürünü uygulamaya karar verirseniz ya da keçiboynuzunu çiğneyerek tüketirseniz kan şekerinizin yükselmeyeceğini biliniz. Şeker hastalarının bir çoğu keçiboynuzunun kan şekerlerini yükselteceğini düşünürler, halbuki bu yanlış bir düşüncedir. Kan şekerini yükselten keçiboynuzunun pekmezidir. Bu nedenle şeker hastalarının keçiboynuzu pekmezini tüketirken dikkatli olmaları ve hekimlerine danışmaları gerekir. Tekrar belirtmekte fayda görüyorum, aşağıda belirtmiş olduğum uygulama şekillerine göre, haşlanmış keçiboynuzu suyu, şeker hastalarının kan şekerini yükseltmemektedir.
Çok sık karşılaştığım bir soru da şudur, “Keçiboynuzu fruktoz, glukoz ve sakaroz gibi şeker çeşitlerini bol miktarda içerdiği halde, çiğ olarak tüketildiğinde veya haşlama suyu içildiğinde nasıl oluyorda kan şekerini yükselt miyor? ” Bu sorunun cevabı, keçiboynuzunun aynı zamanda şeker dengeleyici etkin maddelere sahip olmasında yatmaktadır. Keçiboynuzu pekmezi hazırlanırken, şeker dengeleyici etkin maddeler büyük bir oranda yok olduğundan, pekmezi kan şekerini yükseltmektedir. Bir çok kimse, pekmezinde de aynı şifa gücü vardır diyerek, keçiboynuzu kürlerini pekmezi ile yapmaktadırlar. Bu düşünce doğru değildir. Keçiboynuzu pekmezi belirtmiş olduğum rahatsızlıklara karşı en fazla %20 oranında etkilidir. Yeri gelmişken önemli bir noktayı açıklamakta fayda görüyorum; Keçiboynuzunu suda haşlarken kesinlikle on dakikadan fazla haşlamayınız. On dakikanın üzerindeki haşlama süresinde kan şekerini yükseltme riski başlamaktadır. Aşağıda vermiş olduğum uygulama şekillerinde haşlama süreleri, uygulanacak olan küre göre üç ile sekiz dakika arasında değişmektedir. Dikkat edilecek olursa, keçiboynuzu ile ilgili olarak belirtmiş olduğum hiçbir kürde sekiz dakikanın üzerinde haşlama süresi yoktur.
İyi huylu prostat büyümesi (benigne prostate hyperplazy) şikâyeti olanların zaman zaman keçiboynuzunu çiğ olarak tüketmeleri çok faydalıdır. Çünkü keçiboynuzu, iyi huylu prostat büyümesine neden olduğu bilinen 5-alpha-reductase enziminin aktivitesini düşüren (inhibe eden) beş tane etkin maddeye sahiptir. Bu etkin maddelerden en önemli iki tanesi palmitic acid ve stearic acid’dir. 5-alpha-reductase enziminin aktivitesi ne kadar yüksek ise iyi huylu prostat büyümesi (benigne prostate hyperplazy) o kadar hızlı gelişir. Prostatın büyümesi bir takım şikâyetleri de beraberinde getirmektedir. İyi huylu prostat büyümesinin neden olduğu şikâyetlerin başında idrar yapma zorluğu, idrar kesesini tam boşaltamama, sık sık idrara çıkma isteği, geceleri birden fazla idrara kalkma ve idrar yaparken çatallanma veya fıskıye şekli gelir.
Hareketli sperm sayısını ve kalitesini artırıcı ve de erkeklerdeki iktidarsızlığa karşı Kür :

Kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6–7 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz. Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçiboynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karna, diğer yarısınıda akşam yatağa giderken içiniz. Bu uygulamaya bir hafta boyunca hergün devam ediniz. Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca hergün akşam yatağa giderken bir su bardağı içiniz. Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.
Not: Şeker hastaları çekinmeden keçiboynuzu tüketebilirler. Olgunlaşmış keçiboynuzu (kahverengi-siyah) çiğ olarak tüketilmelidir. Çiğ olarak tüketilen keçiboynuzu kan şekerini yükseltmez. 




KAYNAKÇA:
http://www.bsm.web.tr/index.php
http://www.geocities.com/iastr/tcarob.htm
DR.MEHMET GÖBELEZ -GIDALARIMIZ ve SAĞLIĞIMIZ
http://www.encyclopedia.com/doc/1E1-carob.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Carob

http://www.gidaraporu.com/keciboynuzu_g.htm
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
back to top